Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

31 Ağustos 1876, Cennet Mekân Sultan II.Abdulhamid Han Hz’nin Tahta Çıkışı…

31 ağustos

Sultan II.Abdulhamid 23 Aralık 1876’da Meşrutiyet’i ilan etti. Ancak kısa süre sonra başlayan Türk-Rus Savaşı (27 Nisan 1877) İstanbul’u paniğe boğdu. Bu savaşta Rumeli cephesine yakınlığı nedeniyle İstanbul savaşın birçok acısını yaşadı. Kentin içinden batıya asker sevki, öte yandan cepheden gelen hastalar ve yaralılarla savaştan kaçan Rumelili muhacirler kentte birçok sıkıntıya yol açtı. Bu muhacirler sefalet içinde Camii ve Medreselerde ve boş alanları saran tahta ve teneke barakalarda yaşamaya çalışıyorlardı. Bütün bu yaşananlar nedeniyle, bu savaş halk arasında “Doksanüç Harbi Faciası” diye anılır. 13 Şubat 1878’de Sultan II.Abdulhamid, Meclis-i Mebusan’ı süresiz kapattı. 3 Mart 1878’de Rus ordularının Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmesi üzerine Ayastefanos antlaşması imzalandı, uzun bir barış dönemi başladı…

1881’de Devlet’i Osmani’nin ödenmeyen borçları için Duyun-u Umumiye kuruldu. Devletin birçok vergilerine el konulmasına rağmen yine de İstanbul’un imarı için bu dönemde önemli adımlar atıldı. Bunlar arasında yangın alanlarının ıslahı ve yerleşime açılması, Terkos su şebekesi, Hamidiye suları, havagazı şebekesinin genişletilmesi sayılabilir…

Bu dönemde İstanbul büyük bir deprem felaketi de yaşadı. Halk arasında “Üçyüzon Depremi” denen 1894 depreminde Suriçi çok zarar gördü. Ama büyük süratle yapım onarım çalışmalarına girişildi. Bu dönem İstanbul’unda yaşanan diğer önemli olaylar arasında 1895, 1896’daki huzursuzlukları ve 1905 ile 1906’da teşebbüs edilen iki suikasti de zikredebiliriz. Birincisi başarısız olarak padişaha yapıldı; diğerinde Şehremini Rıdvan Paşa hayatını kaybetti. Diğer önemli hadiseler olarak da bir dizi resmi ziyaret sayılabilir. Bunlar arasında İran Şahı Nasıreddin ve oğlu, eski ABD Başkanı General Grant ve Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ziyaretleri zikre değer. II. Wilhelm gezisinin anısına İstanbul’daki ünlü Alman Çeşmesi’nini yaptırtmıştır…

Sultan II.Abdulhamid eğitim konusuyla da ilgilenmiş, birçok okul açtırmıştır. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk, Sanayi-i Nefise mektebi (Güzel Sanatlar Okulu), Hendese-i Mülkiye, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Darülmuallimin-i Aliyye, Mekteb-i Fünun-u Maliye, Eczacı Mektebi, Ticaret Mektebi, Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisi, Hamidiye Baytar Mektebi, Orman ve Maden Mektebi, Ticaret-i Bahriye Mektebi, Dilsiz ve Ama Mektebi, Kız ve Erkek Sanayi Mektepleri, Darülfünun (Üniversite), rüşdiyeler (lise) ve idadiler (ortaokullar) açmıştır. Bundan esinlenerek açılan Darülfeyz, Burhan-i Terakki, Numune-i İrfan gibi özel okulların sayısı 1900’de 30’u bulmuştur…

Bunların yanı sıra, Müze-i Humayun (bugünkü Arkeoloji Müzesi), Beyazıt Umumi Kütüphanesi, Yıldız Arşiv ve Kütüphanesi, Hazine-i Evrak (başbakanlık arşivi) gibi değerli kültür müesseseleri de o yıllarda kurulmuştur. Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Şişli Etfal Hastenesi ve Darülaceze o dönem açılıp bugüne kalmış kurumlardandır. Yine, kendi fotoğrafının çekilmesinden hoşlanmayan Sultan II.Abdulhamid Han, bu dönemde İstanbul’un ve imparatorluğun fotoğraf albümlerini hazırlatmıştır…

Sultan II.Abdulhamid 24 Temmuz 1908’de II.Meşrutiyet’i ilan etti ve 31 Mart Vak’ası’ının ardından tahttan indirilerek sürgüne gönderildi…

Şehzademizden… Sultan Abdülhamid Han’ın Osmanlı tahtına çıkışı…

111111111

Sultan Abdülhamid Han’ın Padişah olması hiç beklenmeyen bir gelişmeydi. Ancak Allah’ın takdiri her şeyin üzerindedir.

Değerli gönül dostlarım ALLAH’ın rahmeti, bereketi üzerinize ve üzerimize olsun.

Bu haftaki yazımda dedem cennetmekân Sultan Abdülhamid Han’ın Osmanlı tahtına çıkışı ile ilgili bazı konulara temas etmeye çalışacağım.

Dedem Sultan II. Abdülhamid Hân’ın saltanat yıllarını ikiye ayırmak ve meseleleri ona göre değerlendirmek icap eder:

33333333
Mithat Paşa ve onun etkisi altındaki ekibinin idareyi elinde tuttuğu birinci saltanat dönemi (1876-1878); yönetimi ele aldığı ikinci saltanat devresi ise (1878-1909) 30 yıl kadar sürmüştür. Bu devreye, Sultan II. Abdülhamid’in şahsî idare devri denilmektedir. Bugün artık Allah’a şükür azalmakla birlikte hâlâ bazı tarihçilerin istibdâd devri (devr-i istibdâd) dediği bu devir, öncesi ve sonrasına baktığımızda ne kadar hayırlı bir dönem olduğunu Sultan Abdülhamid’e muhalif olan çağdaşlarının bile çoğu itiraf etmişlerdir.

Sultan Abdülhamid Hân Osmanlı veraset sistemindeki Ekber ve Erşed sistemi nedeniyle padişah olması hiç beklenmeyen bir şehzade idi. Çünkü Sultan Abdülaziz’in canice ve haince bir suikast ile şehid edilmesi ve onun ardından tahta çıkan Şehzade Murat’ın büyük olasılıkla bu katliamdan dolayı ruhi dengesinin bozulması sonucunda tahttan indirilmesi üzerine tahta oturmuştu. Elbette ki takdir-i ilâhi bu şekilde cereyan etmiştir.

222222222
Sultan Abdülhamid padişah olması hiç beklenmeyen bir gelişme olduğu için bu hadisenin gerek iç politikada gerekse dış politikada çeşitli yansımaları elbette olmuştur.  Gerçi Mithat Paşa’nın başını çektiği grup kendince pazarlıklar yaparak Sultan Abdülhamid’in tahta çıkmasına yol vermiştir diyenler vardır, ancak bu pazarlıkta Mithat Paşa’nın eli başlangıçta zaten çok zayıftı, çünkü Sultan Abdülhamid’den başka Osmanlı tahtını doldurabilecek kimse yoktu. Hatta bu pazarlıklar sırasında Mithat paşa kendi adamlarını Sultan’ın yanı başına yerleştirerek onu her açıdan kuşatmayı ve yönlendirebileceğini düşünmüştü. Sultan Abdülhamid bunları kabul eder gibi görünüp cülusunda (tahta oturduğunda) Midhat Paşa’nın önerdiği Sadullah Bey yerine Mehmed Said Paşa’yı (1838 – 1914) II. Mabeyn Baş Kâtipliği’ne atanması herkesi şaşkınlığa uğrattı. Sultan’ın daha tahta çıkar çıkmaz yaptığı bu ilk hamlesi gelecekteki siyasetinin nasıl olacağı konusunda çok önemli ipuçları veriyordu.

Siz değerli okuyucularımıza huzur dolu bir hafta diliyorum. Allah’a emanet olunuz…

Vesselam…

Sahte Osmanlılar…

7777

Türkiye gazetesi yazarı Ekrem Buğra Ekinci,  ismini ve gücünü kullanarak başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde kendisini varis olarak tanıtanların dolandırıcılık yaptığı kimilerin ise devlet kurduğunu yazdı.

İŞTE TÜRKİYE GAZETESİ’NDEN EKREM BUĞRA EKİNCİ’NİN SAHTE OSMANLILAR BAŞLIKLI O YAZISI

ların, İslâm indeki parlak rolünü ve itibarını gören bazıları, kendilerini hânedana nisbet iddiasında bulunmuşlardır. Bu iddiaları ile çok safdilleri de kandırmaya muvaffak olmuşlardır. Böylesine, Romanov, Habsburg gibi hânedanlarında da rastlanır.

Ankara Savaşı sonrasında Emir Timur’un Semerkant’a rehine olarak götürdüğü Şehzâde Mustafa olduğu iddiasıyla 1419’da Rumeli’de birisi ayaklandı. Uzun süren mücadelelerden sonra yenilip asılan bu şahıs, Osmanlı hükûmetince ‘düzmece’ kabul edildi. Düzmece olmadığına inananlar da vardır.

88888888

TÜRK KORKUSUNA KARŞI SAHTE VARİSLERİ KULLANDILAR

Türk korkusunu bertaraf etmek için kullanılan vasıtalardan biri de sahte taht vârisleri olmuştur. Bilhassa XVII. asırda bunlardan boldur. Sultan II. Murad’ın oğlu olduğu iddia edilen Bâyezid, Calixtus Ottomanus adıyla Papa tarafından vaftiz edilmiş; Alman İmparatoru III. Friedrich’in maiyetinde gezmiş; kendisine şato verilmiş; 1496’da ölmüştür. Hakkında romanlar yazılmıştır. 1615’lerde Sultan III. Mehmed’in büyük oğlu olduğunu iddia eden Yahya adında bir Rum, Avrupa saraylarını dolaşmıştır. Sultan II. Osman’ın Ahmed adındaki şehzâdesi olduğunu iddia eden biri (1620-1706), Papa IX. Clementus tarafından vaftiz edilmiş; soyu Osmani adıyla Malta’da bugüne kadar gelmiştir. Halbuki Sultan II. Osman’ın yegâne oğlu Ömer ve Mustafa bebekken ölmüştür. Bir de Padre Ottomano adıyla padişahın oğlu olduğu iddia edilen bir genç vardır. Hacca giderken gemisi Venediklilerin eline düşen harem ağasının câriyesinin çocuğudur. Yıllarca Avrupa’da dolaştırılarak Fransa tarafından 1660’da Osmanlı tahtının vârisi ilan edilmiş; Venedik Harbi vesilesiyle Osmanlılara karşı kullanılan bu zavallı genç nihayet manastıra kapanarak Malta’da veremden ölmüştür.

999999

Ahmed Nadir adında Polonya muhtedisi bir Rus ajanı; Sultan IV. Mustafa’nın oğlu olduğu iddiasıyla dünyayı dolaşmış; 12 lisan konuşan bu genç, Mısır’da yaverliğe getirilmiş; sonra (vazifesi bitmiş olacak ki) birdenbire kaybolmuştur. Bu sefer Lazar Brancovan adıyla Romanya’da ortaya çıkmış; Brancovan hânedanının vârisi olduğunu iddia ve sahte vesikalar ibraz etmişse de, kabul görmemiştir.

VARİS KAÇIRARAK DEVLET KURULDUĞU BİLE İDDİA EDİLİYOR

Bir Akkoyunlu tarihindeki bilgilere istinâden Sultan II. Murad’ın, Şehzâde Yusuf adında bir oğlu olduğu; Sultan Fatih tahta çıkınca Tebriz’e kaçırıldığı; buradan da Hindistan’a geçerek Âdilşahlar devletini kurduğu ve Osmanlı soyundan geldiği iddiasında bulunduğu söylenir.

7777

Cem Sultan soyundan geldiğini iddia edenler Avrupa’da hâlâ mevcuttur. Maltalı arkeolog George Alexander Said-Zammit, Cem Sultan’ın 17. kuşaktan torunu olduğu iddiasındadır. Güya Cem Sultan’ın Rodos’ta kalan oğlu Murad şövalyeler tarafından vaftiz edilerek Pierre adını almış; Maria Concetta Doria adında bir İtalyanla evlenmiş. Papa tarafından prens yapılmış. Oğlu Cem ise Nicola Saytus adıyla Malta’da yaşamış; 1536’da ölmüş. Halbuki Rodos fethedilince (1522), Cem Sultan’ın oğlu Murad ve torunu Cem olduğu iddia edilen iki şahıs, padişahın emriyle idam edilmişti. Zammit, o zamanki hânedan reisi Osman Ertuğrul Efendi’ye bir mektup yazarak bulduğu vesikaları ibraz etmiş; Osman Efendi, ‘Sizi bir Osmanlı şehzâdesi olarak kabul edemem. Siz artık Papalık Prensi sayılırsınız’ cevabını vermiştir.

BAŞINA FES GEÇİRİP KENDİSİNİ PADİŞAH İLAN ETMİŞ

1937’de İskenderiye’de Salâhaddin adında biri, Sultan Hamid’in oğlu olduğu iddiasıyla, bazılarını dolandırmaya çalışmış; hükümetçe hapsedilmişti. Bu sahtekârlardan biri, 50 senedir Amerika’da yaşayan Nadine Dowson Arabyan (1943) adında bir Ermeni kadınıdır. Babasının, Sultan Hamid’in İran prensesinden doğan oğlu olduğunu iddia eder. Başına fes geçirip kendisini IV. Selim adıyla padişah ilan eden bu adam, İskenderiye’de hânedanın da doktorluğunu yapan bir Fransız’ın üvey oğludur. 1991’de ölmüş; yerine torunu Nubar’ı bırakmıştır. Operet librettosuna benzeyen bu trajikomik maceranın vesikası, oyuncularının beyanlarıdır. Anlatılanların her kelimesi uydurmadır.

Gazeteci İsmet Bozdağ, son zamanlarında evlenip birkaç sene evli kaldığı karısı Hanzade Ulusoy’un Sultan Hamid’in torunu olduğunu iddia etmiştir. Karısının ölümünden 2 sene sonra ortaya attığı bu iddiaya şaşılmaz. Zira daha evvel de Sultan Hamid’in hatıraları diye iki uydurma kitap neşretmiştir. Kanada’da modellik yapan ve Prens Konstantin adını kullanan bir genç de, Sultan IV. Mustafa’nın soyundan geldiği iddiasındadır. Bu da uydurmadır.

1

OSMANLI HANEDANI VAKFI BUNLARLA MÜCADELE İÇİN KURULDU.

Vaktiyle Paris’te Prens Salih adıyla hânedan mensubu olduğunu iddia eden; bu sıfatla Papa, Chirac, Ürdün ve Fas meliki gibi devlet adamlarına mektup yazarak çoğunu 25 biner frank dolandırmaya kalkan bir sahtekâr vardı.

Bu adam, Fransa’daki hânedan mensupları tarafından tesirsiz hâle getirildi. Büyükada’da oturan Nesrin adında meczup bir kadın, kendisini Neslişah Sultan diye tanıtarak çeşitli cemiyetlere girip çıkmaktadır. Hânedan mensupları, bu gibi sahtekârlara engel olmak maksadıyla, merkezi Paris’te bulunan Osmanlı Hânedanı Vakfı’nı (Maison d’Ottoman) kurmuşlar ve bir de şecere neşretmişlerdir…