Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

​Sultan Abdülhamid Han

sultan_abdulhamid_han_1460481408_105

Dedem Sultan Abdülhamid Hân’ın zekası dikkate değerdi. Siyasi konuları hemen kavrar, sorunları ortadan kaldırmaya çalışırdı.

Bir kere görüştüğü, hatta sadece gördüğü adamın zihni veya yaratılış özelliklerini takdir değilse de tahminde çoğunlukla gerçeğe yakın bir isabet gösterirdi. Elçilerin ve yabancı misafirlerin bu hususta pek çok şahadetleri olmuştur. Bu meleke sayesinde muhatapları üzerinde çok tesir bırakırdı.

Sahip olduğu üstün zeka ve politik kabiliyeti sayesindedir ki şehzadeliği rahat bir ortamda geçmiştir. Sultan Abdülhamid Han’ın hafızası pek az insanda bulunabilecek kadar kuvvetli idi. Ne kadar eski olursa olsun en ayrıntılı konuları bile rahatlıkla hatırlayabilecek derecede güçlü bir hafızaya sahipti.

Bir gördüğü insanı bir daha unutmamış, birisine verdiği emri senelerce sonra rahatlıkla hatırlayabilmiştir. Yönetimden uzaklaştırılması sonrasında yaşadığı sıkıntılara ve ilerlemiş yaşına rağmen ahir ömrüne kadar unutkanlıktan uzak kalmış, hafızasının zindeliğini büyük ölçüde muhafaza edebilmiştir. Kuvvetli hafızası insanları hayrette bırakacak derecedeydi. 19’uncu asrın son yıllarında huzuruna kabul ettiği bir sefire; “Ekselans sizi gözüm ısırıyor! Acaba nereden görmüş olabilirim?” diye sorunca sefir hayretler içinde kalmıştı. Şehzadeliğinde amcası Sultan Abdülaziz ile gittiği ve aradan otuz sene geçmesine rağmen Paris’te gezdiği caddeleri ve kendisine takdim edilen subayların isimlerini hala hatırlıyordu.

Sultan Abdülhamid Han, İsraftan hoşlanmazdı. Cömert bir insandı. Ama iktisatlıydı. Cesur, fakat ihtiyatlı idi. İktisatsız cömertliğin ve ihtiyatsız cesaretin kendisinden önceki padişahlara nelere mal olduğunu biliyordu.  II. Abdülhamid Han, mal israfından olduğu gibi zaman israfından da kaçınıyordu. Zamanını çok iyi kullanıyor, her şeyi bir plan ve program dahilinde yapıyordu. Yaptığı ve yapacağı şeyleri bizatihi not ediyor, yaptıracaklarını da not ettiriyor ve her şeyi bir saate bağlıyordu.

Sultan II. Abdülhamid Han, disiplinli bir sultandı. İşleri zamanında takip etmek en büyük özelliklerinden biriydi. Yapılan müracaatlar intizam içerisinde tetkik edilir ve hiçbir kağıt parçasının kaybolmasına, hiçbir muamelenin kontrolden kaçmasına ve hele işlerin sürüncemede kalmasına müsaade edilmezdi. Başkitabet dairesine girip çıkan işleri bizzat kendisi kontrol ederdi.

Sultan II. Abdülhamid Han, istisnalar haricinde erken yatıp erken kalkardı. Güneş doğmadan kalkar her zaman adeti olduğu üzere banyosunu yapar ve sabah namazını kılarak dualar eder, Kur’an-ı Kerim okurdu.

Sultan II. Abdülhamid Han, iyi bir okuyucu idi. İlme aşıktı. Şehzadelik yıllarında başlayan kitap okuma sevgisi ömrü boyunca hep devam etti. Çok zengin bir kütüphane yaptırdı. Dünyanın her tarafından getirilen eserlerle donatıldı.

Sultan II. Abdülhamid Han, daha şehzadeliğinden itibaren gazeteci yazar ve fikir erbabı ile sıcak ilişkiler kuruyor, gazeteleri her gün okuyor, okutuyor, üzerinde yorumlar yapıyor şartlara göre yeni strateji ve hedefler belirtiyordu.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

Abdülhamid Han’ın davası hak’tır

abdulhamid_hanin_davasi_haktir_1461196642_301

Dedem Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Han, batıdan bağımsız bir politikanın takibi ve içte huzurun temini için bütün yetkilerin sarayda toplanmasına karar verdiğinde Babıâli’nin (Hükümet)in bütün yetkilerini saraya taşır ve ülkeyi buradan idare etmeye başlar.

Bu politikası nedeniyle idari, iktisadi, askeri, mali gibi bütün ülke meseleleri ile temas etme imkânını bulur.

Sultan II. Abdülhamid Han, yanında bulunan insanların bir kısmından vazifeleri gereğince işinde ehliyetli ve mahir olmasını arzu eder, diğerlerinde ise bilgiden ziyade sadakate önem verirdi. Vükela ile kendisi arasında aracılık yapan mabeyincilerin eğitim, söz kavrama ve aktarma, tebliğ liyakati ve kabiliyetine önem verir, bunlardan başka aradığı şey kayıtsız şartsız sadakat ve itaat idi. O bu sadakati şahsına değil ve fakat devlete sayardı.

Sultan, kendisini tahttan indirmek amacıyla Selanik’ten İstanbul’a gelen, toplama ve düşman silâhlarını taşıyan hareket ordusu çapulcularına karşı harekete geçilmesini talep eden kumandanlara, çarpışılmamasını, Müslüman kanı dökülmemesini sık sık tembih etti ve emirler verdi. İsteseydi yalnız Taksim ve Taş kışladaki eğitimli asker ve sadık subaylar, gelen çapulcu alaylarını darmadağın edebilirdi. Fakat kardeşkanının dökülmesini istemedi.

Ama karşısındakiler aynı alicenaplığı Sultan Abdülhamid Han’a göstermediler. 27 Nisan 1909’da asilerin attığı top sesleri Sarayın duvarlarında yankılanmaya başladı. Çocuklar, kadınlar korku ve dehşet içinde kaldı. Sultan Abdülaziz’in hal’i ve kendisine yapılan suikast ve işkenceler, hatırına geldi. Üçüncü ordu ile gönüllü Bulgar müfrezesi ve Sırp, Yunan, Yahudi, Arnavut çetecilerden müteşekkil bir ordu İslam halifesinin sarayına dayanmış ve onu devirmeye çalışıyordu. Ne hazin bir tablo ve ne hazin bir sessizlik.

Sultan Abdülhamid kendisini tahttan indirmek için gelenlerin kimler olduğunu öğrenince ağzından şu sözler dökülmüştür: “Bir Türk padişahına, İslam halifesine hal’ kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?” 

Sultan Abdülhamid kendisini ceddi Fatih Sultan Mehmed Han’ın fethettiği İstanbul’dan Devlet-i Aliyye’nin payitahtından uzaklaştırıp sürgüne göndermek isteyenlere ise şunları söylemiştir; “Ben burada ölmek isterim. Ecdadımın medfeni buradadır. Beni götürmek istemeniz meşrutiyete mugayirdir”.

Şurası bir hakikattir ki davası hak olanlar her zaman müsterih bir ruh halindedirler. Maneviyatı güçlü liderler Allah’ın izni ile her zaman galip gelirler. En sıkıntılı anlarında Allah-u Teâlâ’ya (C.C) iltica ederek ona sığınırlar. Sultan II. Abdülhamid Han‘ı bütün saldırı ve sıkıntılara karşı ayakta tutan elbette ki onun güçlü imanı, Rabbine tam teslimiyeti olmuştur.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU…

Sultan Abdülhamid, Amerikan misyonerlerine karşı

222222222

Amerikan misyoner örgütlerinin faaliyetleri dini olmaktan çok siyasi yönüyle Osmanlı Devleti için bir tehlike ve tehdit unsuru olmuştur. Çoğu zaman Osmanlı-Amerikan diplomatik ilişkilerinin belirleyici bir unsuru olmuştur.

Misyonerlerin Osmanlı coğrafyasındaki faaliyetleri 1218 yılında Rahip Saint Francesko’nun bu amaçla İstanbul’a gelmesiyle başladığı söylenmektedir.. Misyonerler, doktor, seyyah, mühendis, gazeteci gibi unvanlar altında Osmanlı sınırlarından içeriye girmekte idiler.

Misyonerler 1850’lerde Osmanlı İmparatorluğunda okullar ve hastaneler açmaya başladılar. Misyonerler, siyasi davranıyorlar, Ermeni ve Bulgarlarla özel olarak ilgileniyorlardı.

ABD misyonerlerinin en çok önem verdikleri, insan gücü ve diğer konularda en çok yatırım yaptıkları alan Osmanlı ülkesiydi. Misyonerlerin hedef kitlesi, -Hıristiyanlaştıramadıkları için- Türkler değil, azınlıklar idi.

Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde Osmanlı Devleti üzerinde yabancı baskısı iyice artmaya başlamıştır. Kırım savaşı sırasında alınan borç İmparatorluğu büyük bir bilinmezliğe götüren süreci başlatmıştır.  İşte misyonerlik faaliyetleri bu dönemde etkisini daha da artırmıştır.

Çünkü borç alan emir de alır.

Sultan II. Abdülhamid Hân uzun asırların yorgunluğunu üzerinde barındıran imparatorluğun yönetimini devraldığında sadece ekonomik sorunlar ile değil hemen hemen her alandaki sorunlar ile karşı karşıya kalmış ve bunların üstesinden gelmeye çalışmıştır.

Amerikalıların Türkiye’de kurmuş oldukları “Amerikan Board Teşkilatı” ile Osmanlı ülkesindeki iç ve dış gelişmeler yakından takip edilmiştir. Gelişmeler ve faaliyetler Amerika’ya düzenli olarak rapor edilmiş, Amerikan misyonerlerinin yoğunlaştığı bölgelerde ABD konsolosluklar kurmuş, konsolosluklar vasıtasıyla misyoner faaliyetlerine destek verilmiştir.

Amerikalı misyonerler İstanbul’daki faaliyetlerini; Vlanga, İstanbul, Rum ve Emmanuel Protestan Kiliseleri’nde yürütmüşlerdir. Dünya Protestanların desteklediği ve genellikle bağışlarla ayakta duran bu kiliseler siyasi ve sosyal faaliyetlerin içerisinde olmuşlardır. Ancak şurası bir hakikattir ki amaçları görünüşte din ama gerçekte siyasettir.

1860-1914 yılları arasındaki Amerikan okulları nedeniyle doğan Türk-Amerikan çatışmasına yeni bir çatışma konusu daha eklendi; ABD’ye göç eden Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşları yani Rum, Ermeni ve Lübnan’lı Hristiyanlar Türkler aleyhine yaptıkları iftira dolu propagandalar sonucunda Batıda Türklere karşı nefret hissi doğmuştu Türkler artık Batılıların gözünde korkunç insanlar olarak görülmeye başlamıştı.

Sultan II. Abdülhamid Hân Osmanlı Devleti’ni yönetmeye hazırlandığındaMithat Paşa’nın zorlamasıyla girilen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nın feci akıbetleri ile yüzleşmiş ve bu savaşın getirdiği yıkımı telafi etmek için uzun süreli bir barış dönemine ihtiyaç olduğunu görmüştü. O yüzden Sultan Abdülhamid Hân’ın dış siyasetinde izlemiş olduğu politikaları bu açıdan değerlendirmek yerinde olur. Eğitim, sivil bürokrasi, ordu ve ekonomi alanında bir dizi reform uygulanmaya konulmasının gerekçesi de devleti düştüğü bu kötü durumdan bir an evvel kurtarmak amacını taşıyordu.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…