Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

Devletin bekası, milletin bekasıdır

222

Sultan II. Abdülhamid Hân dönemi ile ilgili olarak eleştirilen hususlar arasında siyasal yaşam üzerinde kuvvetli bir hâkimiyet kurması gösterilmektedir.

Sultan Abdülhamid’i neredeyse bir despot ve hâşâ diktatör olarak göstermeye çalışanların çoğunluğunun kökü dışarıda iç uzantılar olduğu artık açığa çıkmış durumdadır. Ancak aynı hataların tekerrür etmemesi için tarihten ders almamız icap etmektedir.

Devlet-i Aliyye’nin tarihindeki ilk anayasasının ortaya çıkmasından parlamento tecrübesine, düzenli iktisat ve bütçe uygulamalarından devlet gelirlerinin çoğalmasına, karayolları, demiryolu, tramvay ve telgraf gibi yeniliklerle ulaşımdan iletişime, eğitimden sağlığa tüm devlet kurumlarında Osmanlı tarihinin tüm tarihinden daha yüksek bir yapılanma ve kurumsallaşma Sultan Abdülhamid Hân zamanında ortaya çıktığı halde bu dönemin acımasızca eleştirilmesi nasıl anlaşılmalıdır?

İttihatçı diktatörlüğüne 31 Mart 1909 ‘da gerçekleşen isyan, devleti selamete çıkarmış mıdır? Yoksa devlet tasfiye olurken bu iş İttihatçılar ile sömürgecilere mi yaramıştır?

31 Mart Vak’ası’nın ardında kimlerin olduğu bugün hâlâ tam olarak ortaya çıkartılamamıştır. Çünkü İttihatçılar bütün vesikaları kaçmadan önce imhâ etmişlerdir. İsyanın arkasında Almanya ve İngiltere’nin parmağı olduğu konusunda kuvvetli şüpheler vardır. Çünkü İttihatçıların bir kısmı Alman bir kısmı İngiliz taraftarı idiler. Nitekim Prens Sabahaddin, Derviş Vahdetî, Mizancı Murad İngiliz taraftarı kimseler idi. Sultan Hamid’in tahttan indirilmesi ile dünya Müslümanları güçlü bir koruyucularından mahrum bırakıldılar. Bu da

İslâm dünyasının neredeyse tamamını sömürgeleri altında tutan İngiltere, Fransa ve Rusya’ya rahat bir nefes aldırmıştır.

Sultan Abdülhamid Hân’ı halkın nazarında kötü göstermek maksadıyla hâl fetvasında, isyana sebep olmak, masum insanları öldürtmek, din kitaplarını yaktırmak, devlet malını israf etmek gibi gülünç sebepler yaz(dır)ılmıştır.

31 Mart İsyanı’ndan hemen sonra eşitlik özgürlük adalet diye bas bas bağıran İttihatçılar Padişahın bütün yetkilerini elinden alarak Kanun-ı Esasî’de değişiklikler yapmış, Osmanlı Devleti’nin yönetimi demokratik monarşi hâline getirilmiş, ancak İttihatçılar çok kısa bir süre sonra demokrasiyi askıya alarak kendi diktatörlüklerini kurmuş ülkede terör estirmeye başlamışlardı. Osmanlı ülkesi peş peşe savaşlar, toprak kayıpları ile büyük bir felâkete doğru adım adım sürüklendi ve nihayet 9 sene sonra Mondros’u imzalayarak paramparça oldu.

İttihat ve Terakki denilen oluşumun, çeyrek asırlık bir dönemde var olması ve ardından kaybolması onun ipleri dışarıda bir uluslararası proje olduğunu düşündürtmektedir. İttihat ve Terakki, yaptıkları işlerle sadece hem kendi sonlarını hazırlamakla kalmamış koca cihan devletinin de sonunu getirmişlerdir.

Bugün de suret-i Hak’tan görünüp bizden yana olduğunu düşündüğümüz benzeri oluşumların devletimizin bekasını tehlikeye atmasına karşı azami uyanık ve dikkatli olmamız çok önemlidir.

Maneviyatı sağlam bir askerî güce ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır. Bizim üzerimizde hesap yapanlar Türk ordusunun teknik ve maddi gücünü iyi bildikleri halde “manevi” gücünü tam olarak kestirememektedirler. Tarih boyunca yaşamış oldukları acı tecrübeler onları Türkün ordusu konusunda şüphe içinde bırakmaktadır.

Dünya, bölge ve ülkemizde yaşananlar 1990’lardan günümüze medeniyetler arası çatışma düşüncesini hayata geçirip küresel egemenliklerini sürdürmek için medeniyetler arasındaki ayrılıkları iyice artırıp, Müslümanlar arasındaki mezhep ayrılıklarını körükleyerek birbirlerini imha etmelerini sağlayıp önümüzdeki yüzyılı kendi düşüncelerine göre biçimlendirmeye çalışıyorlar. Ama unutulmaması gereken bir husus vardır ki; herkesin bir hesabı olduğu gibi ALLAH’ın da bir hesabı vardır.

Devletimizin bekası ve Türk-İslam medeniyetinin bu çağın gerekleri doğrultusunda yeniden ihyası Hz. Muhammed’e iman eden vatanına ve milletine bağlı herkesin ortak düşüncesi ve hedefi olmalıdır.

Bizler devlette devamlılığın esas olduğuna inanıyoruz. İslam diyarlarının son ümidi olan bu büyük devlete ve aziz milletimize Allah zeval vermesin inşallah…

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

Sultan Abdülhamid Han ve istihbarat

1111

Tarih boyunca her devlet kendi çıkarları açısından bu tür istihbarat faaliyetlerinde bulunmuş ve bu amaç uğruna geniş bir istihbarat ağı kurmuştur.

Ülkelerarası karşılıklı yürütülen istihbarat hareketlerinin, ülke içerisinde düzen veya asayiş ve düzen karşıtı faaliyetler için de devletin yine aynı istihbarat yöntemini kullanması en doğal hak olarak görülürken Sultan Abdülhamid’in bu çalışmalarını eleştirenler acaba Osmanlı’nın selametini düşünen insanlar mıdır? diye düşünmek gerekir.

İstihbarat devlet için, düşman veya düşman olması muhtemel kişi, kurum-kuruluş, devletler ve diğer organizasyonlar hakkında açık veya kapalı kaynaklardan bilgi toplayıp, analiz ve değerlendirmelere tâbi tutarak sonuca ulaşılması anlamına gelmektedir. Ancak bu organizasyonun işlemesi için bu işleyişteki kişilerin güvenilir olması birinci şarttır. Eğer zayıf bir halka olursa bu istihbarattan gelen bilgilerin faydadan çok zarar getireceği muhakkaktır. Sultan Abdülhamid’in Doğrudan doğruya kendi şahsına bağlı bir İstihbarat Teşkilâtı kurmasının gerekçesi budur.

İstihbarat için öncelikle pek çok farklı kaynaktan gelen ve ham halde bulunan bilgilerin işlenmesi, tasnif edilmesi yorumlanması ve bütün bu bilgilerden bir neticeye varılması ve en sonunda da harekete geçilerek tedbirler alınması gerekir.  Dikkat edilirse istihbaratta çok ileride olan İngiltere’de bu işleri için muazzam bir ekip ve finansman söz konusudur. Sultan Abdülhamid ise neredeyse bu işleri tek başına üstlenmiş ve başarılı bir şekilde 28 yıl yürütmüştür.

Nisa suresi 83. Ayetinde şöyle buyuruyor Rabbimiz:
“Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.” Ayette bir haber geldiğinde bu haberin “yetki sahibi kimselere” götürülmesi arzu buyruluyor bunun gerekçesi ise ancak o yetkili kimselerin hüküm çıkarabilecek nitelikte olanlarının onu anlayıp değerlendirebileceği belirtiliyor.

Yıldız İstihbarat Teşkilâtı 1880 yılında II. Abdülhamid Han tarafından kurulmuş istihbarat teşkilatıdır. Teşkilât-ı Mahsusa ise İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan gizli teşkilattır. İttihatçılar madem o kadar şikâyet ediyordu neden bu sistemin aynısını kurma gereği duydu?

Jurnalcilik ya da ispiyonculuk olarak küçümsenen Sultan Abdülhamid Han’ın istihbarat faaliyetleri ülke içinde Ermeni komitacılarının faaliyetlerini diğer azınlık faaliyetlerini, yabancı devletlerin faaliyetlerini izlerken bir yandan da yurt dışında da oldukça iyi organize olmuştu. Londra, Paris, Roma başkentleri başta olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde istihbari faaliyetlerde bulunuluyordu. Çok kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılan hafiyeleri sayesinde saraya, ayda 3000’den fazla jurnal geldiği söylenmektedir. Teşkilat, 1908 yılında Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilişine kadar faaliyetlerine devam etmiştir.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

İttihatçıların devlet anlayışı

1111

1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında İngilizlerin tutum ve davranışları Abdülhamid’in İngilizleri daha saltanatının ilk yıllarında iyice tanımasına sebep olmuştur.

İttihatçılar İngilizlere 3 kere Fransa’ya hatta Rusya’yı araya sokarak İngiltere ile İttifak kurmak istedilerse de İngiltere ile asla ittifak kurmak istemedi.

1914 Mayısında Talat Paşa Çar Nikola ile Kırım’ın Livadia’daki yazlık sarayında görüşme yapmaya gitmişti. Bu görüşmede Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, “Rusya’nın Türkiye ile ilgili siyaseti İngiltere ve Fransa ile varılan antlaşma çerçevesinde oluşmuştur, bu iki müttefikin onayı olmadan Rusya’nın Türkiye ile teke tek bir antlaşmaya varması mümkün değildir”cevabını vermişti.

1914 yazında bu sefer Cemal Paşa Fransa’ya giderek dış işleri bakanı Rene Viviani ile görüştü. Cevap aynıydı.

Bu sefer Enver Paşa önderliğindeki Alman taraftarları biraz da mecburiyetten Almanya’ya yanaştılar. Alman elçisi Wangenheim bu teklife olumsuz cevap verdi. Osmanlı ile ittifak yapmakla pek ilgilenmiyorlardı. Ancak Avusturya Macaristan veliahtının suikasta uğramasından sonra düşüncelerini değiştirdiler. O da eğer Rusya ve Almanya arasında savaş çıkmazsa Osmanlı ve Almanya arasında yapılacak olan ittifakın kendiliğinden düşmesi teklif edildi. Said Halim paşa bu teklifi reddetti. Nihayet Berlin Osmanlı’nın tekliflerini kabul etti ve 2 Ağustos 1914 ‘te Almanya Rusya’ya savaş ilan ettikten bir gün sonra imzalandı.

Rusya’da Bolşevik ihtilali çıktıktan sonra Brest Litowsk antlaşması ile savaştan çekildi. Bakü petrollerini almak ümidimiz belirdi. Ancak bu konuda Almanya Osmanlı devletini arkadan vurarak Ruslarla antlaşma yaptı ve “elde edilen petrolün %25 i kendisine satılması koşulu ile Kafkasya’da harekat yapan hiçbir üçüncü güce yardım etmeyeceğini ve bu güce bizzat kendisi karşı çıkacağını beyan ediyordu.

Ahmet Emin Yalman 2 Eylül 1918 ‘de Vakit Gazetesinde çıkan yazısında“Hayatımda gördüğüm en büyük dolandırıcılık. Almanya’nın sadık müttefikini arkadan vuracağına asla inanmazdım” diye yazmıştır.

Sultan Abdülhamid Hân’ın büyük devletlere karşı yürüttüğü denge politikasından haberi bile olmayan İttihatçılar romantik ve çocukça heveslerle yürütmeye çalıştıkları devlet yönetiminin hiçte düşündükleri gibi olmadığını acı bir şekilde öğrenmişlerdi. Ancak onların bu acı tecrübeleri memleket için çok daha acı sonuçlar doğurmuş ve nihayetinde iş devletin yıkılmasına kadar gitmişti.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…