Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

Osmanlılar hac yoluna Türkmen aşiretlerini yerleştirmişlerdi

osmanlilar_hac_yoluna_turkmen_asiretlerini_yerlestirmislerdi_1466212872_133

Yavuz Sultan Selim’in gayretleri neticesinde Hicaz’ın Osmanlı hâkimiyeti altına girmesi ile Osmanlı Devleti Müslümanların güvenli bir şekilde hacc vazifelerini yerine getirmeleri için büyük bir sorumluluk yüklenmiştir.

Bu mesele sadece iç mesele değil bütün İslam dünyasını ilgilendiren bir meseleydi. Eğer bu vazife layıkıyla yerine getirilmezse Osmanlı Devleti hem içte hem de dışta itibar kaybına uğrayabilirdi. Osmanlının organizasyon mahareti burada da kendisini göstermiş ve uzun asırlar boyunca bu görevi layıkıyla yerine getirmeyi başarmışlardı.
2
Uzak diyarlardan Hicaz’a gidenler için en önemli meselelerden biri yollarda eşkıya saldırılarına uğramamak idi. Bir halife için hac yolunu güvenli tutamamak ise büyük bir başarısızlık idi. Bundan dolayı her sene Şam ve Kahire’den Hicaz’a gidiş – dönüş yolu üzerindeki hac kervanlarının ihtiyaçlarını karşılamak ve on binlerce hacının güvenliğini sağlamak, bu eyaletlerdeki Osmanlı görevlilerinin başlıca uğraşısı oldu. Öte yandan kervanların korunması yalnızca dini bir vazife değildi. Hac bütün İslam dünyasından gelen malların alınıp satıldığı bir ekonomik olaydı. Benzer durum üç büyük dinin hacıları tarafından sürekli ziyaret edilen Kudüs için de geçerliydi. Hatta eşkıyalıklar yüzünden Müslümanlar, XVI. yüzyıl başlarında on yıl boyunca Kudüs’ten hacca gidememişlerdi.
3
Hacc vazifesinin Müslümanlar nazarındaki önemi ve devlet otoritesinin hacca giden her memleketten Müslüman nezdindeki durumu dolayısıyla, eşkıyalıkları önleyebilmek için Osmanlı sultanları, bedevî şeyhlerinin gönüllerini hoş tutmayı en mühim bir iş saymış ve onlarla işbirliğine büyük bir önem vermişti. Hacc kervanlarına rehberlik yapmak, zahire nakli ve stoku gibi bir takım hizmetleri yürütmek için bedevîlerden cömertçe ödemeler yapılarak, hil’atler giydirilerek istifade edilmiştir.
Geleneksel Şam-Kahire hac yolu üzerindeki istihkâm ağının onarımına ve güçlendirilmesine önem verildi ve buralara yeniçeri birlikleri konularak güvenlik artırıldı.

Osmanlı döneminde bazı aşiret mensupları hac ve ticaret kervanlarında rehberlik yapmak, hacc yolunun güvenliğini sağlamak vazifeleri almıştır. Bu görevi kötüye kullananlar da olmuştur. Mesela Hac yolu üzerinde bulunan Payas ve çevresini muhafaza eden Küçükalioğulları, bu güzergâhtan geçen tüm yolcu ve hatta hacı kafilelerinden vergi alırlardı ve devlet otoritesine başkaldırıp emirlerine itaat etmezlerdi. Bunlar Gâvur Dağı ve Adana’dan Halep’e giden hac ve tüccar kervanlarını soyması, haraca bağlaması, köylülerin vergisini mütesellim olarak toplamalarıyla şöhret sağlamışlardı. Bu gibi aşiretlerin önde gelenleri 1865 yılında sürgüne gönderilerek güçleri kırılmıştır.

4
Sultan 2.Abdülhamid Han, İslam birliği siyaseti için Hacc ibadetini çok iyi değerlendirmiştir. Şöyle ki; Hacc ibadeti boyunca birbirlerinin durumları hakkında bilgi alan, birbirleriyle yakınlaşıp kaynaşan Müslümanlara hitap için en uygun yer ve zaman olarak Hacc yapılan mahalleri seçmiştir. Dünya Müslümanlarının desteğini alabilmek için broşürler hazırlanıp dağıtılmış, Dünya İslam Birliği ve Hilafet’e bağlılık konusunda kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Bundaki amaç ise dünya Müslümanlarıyla diyalog ve ilişkilerini sıcak tutarak onların desteğini alma düşüncesidir. Sultan 2.Abdülhamid Han, Hicaz’da hastaneler yaptırmış ve bu hastanelerde, hasta hacılar tedavi edilmiştir. Parasız kalan hacıların masrafları karşılanarak memleketlerine gönderilmeleri sağlanmıştır. Ayrıca hacılar için su yolları, konaklama tesisleri ve misafirhaneler yaptırmıştır. Sultan 2. Abdülhamid Han bu masrafların büyük bir kısmını kendi cebinden karşılamıştır.

Hacc ibadetini yapmak isteyen hacıların kolay ve güvenli bir şekilde yolculuk yapmalarını sağlamak, Haçlıların kutsal beldelere muhtemel tecavüzlerini önlemek, kolay askeri birlik ve ikmal maddelerini ulaştırmak için Hicaz Demiryolu inşa edilmiştir. 1901’de Şam’da inşasına başlanılan demiryolu, 1908’de Medine’ye ulaştırılarak tamamlanmıştır. Hicaz Demiryolu, tamamen bir Osmanlı eseri olup, Osmanlı mühendisleri ve teknisyenleri tarafından yapılmıştır. Masrafları ise başta Sultan 2.Abdülhamid olmak üzere, tamamen İslam dünyasından toplanan yardımlarla karşılanmıştır. Hindistan, İran, Fas, Tunus, Cezayir, Türkistan, Sumatra, Java ve Malezya Müslümanları; açılan yardım kampanyalarına katılmışlardır. Bilhassa Afganistan Sultanı Amir Han, en büyük yardımı yapan şahıs olmuştur. Bu kampanya Müslümanlarda İslam birliği şuurunun gelişmesine de hizmet etmiştir. Müslümanların birliği siyasetinde oynadığı mühim rolü bilen İngiltere, bu demiryolunu; 1.Dünya Savaşı’nda çeşitli hile ile kandırdığı bazı gafil Araplar’a dinamitlettirerek maalesef tahrip ettirmiştir.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

Sultan Abdülhamid Han ve Bab-i Şefkat

sultan_abdulhamid_han_ve_bab_i_sefkat_1464915033_524

Darülaceze (Bab-ı Şefkat) İstanbul’un ilk modern sosyal refah kurumu ve sultanın en önemli hayır kurumu olarak bilinmektedir.

Darülaceze’nin kuruluşunda İstanbul’un sokaklarındaki yoksul, kimsesiz ve dilencilerin sayısının arttığı düşüncesi yatmaktadır. Fakat bu kurum sadece yoksullara ve dilencilere hizmet etmekle kalmamış aynı zamanda yaşlı ve çocuklara da sosyal hizmet veren önemli bir kurum haline gelmiştir.

Sultan II. Abdülhamid Hân Darülacezenin yapımı konusunda görev verdiğiHalil Rıfat Paşa oluşturduğu bir komisyonla yaptığı araştırmalar sonucunda,Darülaceze’nin Okmeydanı’nda kurulmasının uygun olacağını ve inşaatının 72.000 altın liraya çıkabileceğini padişaha arz etmiştir. Bunun üzerine Darülaceze’nin Okmeydanı’nda inşasına başlanması Padişahın 25 Mart 1306 tarihi fermanı ile emir buyurulmuş ve bu ferman 30 Mart 1306 tarihli Resmi Tebliğ ile yayınlanmıştır. Padişah Sultan II. Abdülhamid, Darülaceze’nin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 7.000 altın lira kıymetindeki eşyasını hediye ederek ayrıca 10.000 altın lira da vermiştir. Yine ayrıca piyango tertip edilmiş ve toplanan teberrularla 50.000 altın lira toplanmıştır.

abdülhamid_han_dönemi_(1)(1)
Padişah iradesiyle 1895 yılında İstanbul da kurulmuş olan ve resmi açılışı 31 Ocak 1896 tarihinde yapılan bu kurumun amacı, Darülaceze Nizamnamesinde şu şekilde belirtilmektedir : “İstanbul da doğmuş ve yerleşmiş olup ta malul, iş göremez durumda olan geçinmesini temin edecek miktarda mala malik olmamakla beraber kazanabilme imkânlarından da aciz olduğu halde İstanbul da veya taşrada kanunen kendisine bakacak kudrette ve mükellefiyette bulunmayanlar ve sokakta bulunmuş olanlara” hizmet etmektir.
Ekran_resmi_2016-06-02,_11.43.50
Sosyal bakımdan memleket ölçüsünde büyük faydalar sağlamakta olan bu şefkat müessesesi katma bütçe ile 1916 yılında yapılmış ve hâlâ yürürlükte olan bir Nizamname ile doktorları, hemşiresi, memuru ve yeterli sayıda personel kadrosu ile idare edilmektedir. Nizamnameye göre; Darülaceze’ye, mezhep gözetilmeksizin İstanbul’da doğmuş veya İstanbul’da ikamet eden yoksul, kimsesiz, alil, çalışamayacak derecede ihtiyarlarla sokağa terk edilmiş kimsesiz çocuklar durumlarını gösterir ilmühaber ve nüfus cüzdanları ile kabul edilirler. Müracaat eden acezenin evvela doktor tarafından muayenesi yapılıp, hasta ise hastane, değilse aceze dairelerinin birine yatırılmaktadır

Sultan II. Abdülhamid Hân tarafından kurulan Darülaceze bugüne kadar 30 bini çocuk olmak üzere toplam 72 bin kişiye şefkat yuvası olmuştur.

Ekran_resmi_2016-06-02,_11.49.53
Devlet-i Aliyye’de birlikte yaşamanın en güzel kanıtlarından biri olan Darülaceze 120 yılı aşkın süredir kimsesiz çocuklar, evsiz, hasta, engelli ve yaşlıların barınması için hizmet vermeye devam etmektedir. Günümüzde de faaliyetini sürdüren Darülaceze dil, din, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin cami, kilise ve havrasıyla insanlara hizmet etmeye devam etmektedir.

Allah bu hayrı yapanlardan ve bu hayra bugüne kadar destek olanlardan razı olsun inşallah.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

Ermeni meselesi

ermeni_meselesi_1465483729_868

Malumunuz Ermeni meselesi ile bizi köşeye sıkıştırmak isteyen iç ve dış mihraklar uydurdukları ’emperyalist bir yalan’ ile alnımıza kara bir leke çalmak istiyorlar.

Batı dünyası kendi utancına yeni ortaklar arayışı içerisinde siyaseten Türkleri soykırım yapmakla suçlamakta ve asla masum olmayan amaçlar ile Ermeni meselesi konusunda ezilenin yanında zalime karşı duran bir tarafmış gibi görünmekte ancak vicdanen bakıldığında batının tarih boyunca ezilenlerin yanında olmak gibi bir misyon yüklendiği hiç görülmemiştir.

Kıymetli kardeşlerim Balkanlarda Osmanlıdan bağımsızlık kazanan ulusların izinden giden Ermeniler Doğu’da bağımsız bir Ermenistan kurma hevesine kapıldığında karşılarına önemli bir sorun çıkmıştı: Hiç bir Osmanlı şehrinde çoğunlukta değillerdi. Batılı devletler ve Rusya Ermenilere akıl vererek Türkleri bu coğrafyadan uzaklaştırmak için onları katlederken aşırı şiddet uygulamalarını Ermenilere tavsiye etti. Ermeniler bu tavsiyeye harfiyen uydu. Çoluk çocuk yaşlı demeden insanlık onuru ile bağdaşmayan bir şekilde Türkleri şehit etmeye başlamışlardı.

‘SOYKIRIM’ İDDİALARININ ARKASINDAKİ GERÇEK
1915 Ermeni Tehciri kararı, fiilen ortaya çıkan bir isyana ve düşman ordusuyla işbirliğine karşı alınan bir karardır. Tehciri `soykırım’ gibi göstermek, Nazizm’in soykırım suçunu dünyaya yayıp hafifletmek anlamına gelir. Tarih şuurundan ve bilgisinden yoksun ve ne dediğini bilmeyen bazı kişiler; “Pekâlâ Ermenileri kesmişiz, şu soykırımı kabul edelim, bu sayede Avrupa’ya da bizi alırlar,” diyorlar.

Ama bunun ne anlama geldiği hakkında en ufak bir bilgileri olsaydı bu sözleri söylerken iki kere düşünürlerdi. Soykırım, zaman aşımına bağlı olmayan bir suçtur. Asırlar da geçse, kovuşturulur. Bunun tarihsel-kültürel açıdan anlamı şudur; soykırımın suçlusu bir millet alnına çalınan bu karayı ilelebet taşır. Hem de bütün fertleriyle.

Buna göre, Türklerin geçmişi, yani dedelerimiz, Ermenilere karşı kin tohumları atan ve onları yok etmeyi planlayan adamlar ise bu suçtan, torunlarımız ve onların torunları da suçlu olacaktır çünkü Ermenileri öldürenlerin torunları olarak gösterileceklerdir.

OSMANLI ERMENİ İLİŞKİLERİ NASILDI?
Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası’na sunduğu mektubunda, “Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.” demektedir.

ermeni_(3)
Dedem Cennetmekân Sultan Abdülhamid Hân ecdadının asırlardır yürüttüğü siyaset gereği devletin üst düzey bürokrasisinde din ve milliyet ayrımı gözetmeksizin ehil olan kişileri göreve getirmiştir.  Ona Ermeni katili diyenler Osmanlı padişahlarının şahsî gelir ve giderlerine ait işlere bakan teşkilât olan Hazine-i Hassa’nın idaresini art arda üç Ermeni Nazıra (Bakana) emanet etmesini unutmuş gözükmektedirler. Sultan Abdülhamid Han’ın Ermeni bakanlarından ilki Agop Kazazyan Paşa’dır.
ermeni_(4)
Osmanlı İmparatorluğu’nda Hazine-i Hassa Nazırı olarak görev almış Ermeni devlet adamlarından bir diğeri de Mikael Portakalyan Paşa’dır. (1841-1897)

Mikael Portakalyan Paşa’nın vefatından sonra ise 1897’de Hazine-i Hassa’nın başına Hovhannes Sakızyan Paşa atanmıştır.

Bakan seviyesine çıkmış Ermeniler de Osmanlı hükümetinde görev yapmışlardır.

Bunlar;
1- Agop Kazazyan (PTT Bakanı)
2- Mareşal Garabet Artin Davut Paşa (PTT Bakanı)
3- Andon Tıngır Yaver Paşa (PTT Bakanı)
4- Oskan Mardikyan (PTT Bakanı)
5- Berdos Hallacyan (Bayındırlık Bakanı)
6- Mareşal Garebet Artin Davut Paşa (Bayındırlık Bakanı)
7- Avukat Krikor Sinapyan (Bayındırlık Bakanı)
8- Krikor Agaton (Bayındırlık Bakanı)
9- Gabriel Noradunkyan (Bayındırlık Bakanı) (Dışişleri Bakanı) (1912 – 1913)

Şimdi şunu soruyorum: “1000 Yıldır bu topraklarda beraberce yaşadığımız Ermenileri neden soykırıma uğratmak için 1000 yıl bekledik? Biri bu sorunun cevabını verebilir mi?..”

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…