Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

Son Osmanlı Şehzadesi İstanbul’da Dünyaya geldi

13880270_509316959259091_5487503523298464059_n 13906791_509316989259088_1734940340995742723_n

Son Osmanlı Şehzadesi Payitahtımız İstanbul’da dünyaya geldi…

Cennet Mekân Sultan II.Abdulhamid Han Hz. Torunu Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendi’nin Muhammed Abdulaziz adında bir erkek evladı olmuştur…
Allah (c.c) Ümmet’e yeni katılan Şehzademizin Bahtını Âli eylesin, Hanedan-ı Âl-i Osmân’a hayırlı hizmetler etmeyi nasib eylesin, hayırlı ömürler versin…

Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu kimdir?

kayıhan

Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu 1979 yılında İstanbul’un Fatih semtinde dünyaya gelmiştir. Evli ve 1 erkek çocuk babasıdır…

Osmanlı devletinin 34. Padişahı Serdar-ı Hakan Cennet Mekân Sultan İkinci Abdülhamid Hazretlerinin 3. Kuşak torunu olan Dahi Hanedan Ailesinin Reisi Harun Abdülkerim Osmanoğlu Efendi’nin oğlu ve cennet mekân Sultan İkinci Abdülhamid Han Hazretlerinin 4. Kuşak torunudur.

3 Mart 1924 yılında 624 yıl cihana hükmetmiş, halkına hizmetlerin en üstününü Allah rızası için yapmış, asla ve kat’a halkını hiçbir zulme uğratmamış, dış güçlere ezdirmemiş, şerefli Devlet-i Aliyye Hanedan-ı Osman maalesef ağır bir maddi ve manevi zulüm çerçevesinde ülkemizden sürgün edilmiştir.

Bu sürgünün daha da zorlaştırılması amacı ile hanedan üyelerinin her biri ayrı ülkelere ayrı ayrı trenlere bindirilerek gönderilmişlerdir. Bu zor şartlar altında dahi bu şerefli kanı taşıyan hanedan üyeleri yaşamlarını idame ettirmişlerdir. İşte bu sürgün yıllarından tam 50 yıl sonra 1974 yılında ilk kez bir Osmanlı Şehzadesi Türkiye’ye geri dönebilmiştir.

Bahsi geçen şehzade bugün ki Hanedan Ailesi Reisi Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendinin Babası Harun Abdülkerim Osmanoğlu efendidir.

Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendi sürgünden sonra Türkiye’de doğan ilk Osmanlı Şehzadesidir. İstanbul’un ve İslam’ın yıkılmaz kalelerinden Fatih semtinde 2 Ağustos 1979 tarihinde doğmuştur.

İlköğretim, Ortaöğretim ve Lise yıllarında yanlış anlatılmak amacı ile yazılan yalan tarihin üzücü yanını en çok yaşayan Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu ne acıdır ki! Tarih öğretmenleri tarafından yalan tarihi benimsemediği için kötü notlarla cezalandırılmak istenmiştir.

Okul hayatı sonrasında 10 yıl gazetecilik mesleğiyle iştigal ederken, 3 yıl gibi bir sürede ulusal kanallardan birisinde çalışmıştır.

Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendi şu an dedesi Sultan Abdülhamid Han’ın şahsi serveti ile kurduğu ve bugün dahi dünya üzerinde eşi ya da benzeri kurulmamış, “DARÜLACEZE MÜESSESESİ”nin tekrar doğru yönetimlere devredilmesi için yönetim meclisindeki en kabul gören isim olarak yöneticiliğini yapmaktadır.

Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendi ayrıca, başarılı senaristler tarafından yalan anlatılan tarihi yeni nesillere doğru anlatmak hedefi ile başlattığı ve senaryosunun tamamlandığı ‘Devlet Son Yüzyıl’ adlı yakın tarihi anlatan televizyon dizisi ve proje kapsamına dahil olan “EL-İSRA’’ isimli sinema filmi Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Efendi’nin proje danışmanlıklarını yaptığı ve kurdukları ‘OSMANLI YAPIM’ın etkili projeleri arasındadır.

Hiçbir siyasi parti ile ilişiği olmayan Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu Hanedan Ailesinin ve mensupları ile dahi davalarının siyaset üstü olduğunu her zaman söylemektedir…

Abdulâziz Han’ın intikamını alan Çerkez Hasan ve Abdulhamid

abdul

Sultan Abdulaziz dönemi çok önemlidir Osmanlı tarihinde. Osmanlı’nın çatlayan temellerini ayakta tutmak için olağanüstü bir çaba veren Sultan, dış düşmanların arkasında durduğu kimi Osmanlı devlet adamlarının çabası sonucu 30 Mayıs 1876’da tahttan indirilir. Ve tam dört gün sonra Fer’iye Sarayında, intihar süsü verilerek öldürülür. Abdulaziz Han’ın kızlarından Nazime Sultan babasının öldürülmesiyle ilgili, “kuşkusuz babamın intihar ettiğine hükmedenler, aldatıcılardır. Ben, bizzat kendi gözlerimle babamın öldürülüşüne tanık oldum!”

Rumeli’den esen isyan ve ateş rüzgarı, ayaklanmalarını habercisidir. Osmanlı’nın dört bir yanını aç kurtlar sarmıştır. İşte bu günlerde bir Osmanlı subayı, düşmanla halvet olarak devleti yıkmaya soyunanlara unutamayacakları bir ders vermeye hazırlanmaktadır.

Kafkasya’da Rus zulmünden kaçarak İstanbul’a gelen Gazi İsmail Bey’in büyük kızı Nesteren Nesrin, Pertevniyal Valide Sultan tarafından, Sultan Abdulaziz’le evlendirilir. İsmail Bey’in iki oğlundan Çerkez Hasan Bey, ablasının aracılığıyla padişahın büyük oğlu Yusuf İzzeddin Efendi’nin özel koruması olarak görev alır. Sultan Abdulaziz Han’ın kayınbiraderi olan bu Kafkasyalı yiğit, şerefli bir Osmanlı subayı olarak herkesin takdirini kazanır kısa sürede.

Sultan Abdulaziz tahttan indirilip 4 Haziran 1876’da da öldürülünce, yüzbaşılığa terfi etmiş Çerkez Hasan Bey’in İstanbul’da kalmasını tehlikeli görerek, Bağdat’a atanmasını buyurur. Ancak Çerkez Hasan İstanbul’da kalmaya, öldürülen kayınbiraderinin öcünü almaya kararlıdır. Halasının konağındaki odasında duran sandıkta sakladığı iki altı patlar revolveri kapar, bir Çerkez kamasını ve subaylık kılıcını beline takarak yola çıkar. Bakanlar Kurulu 15 Haziran 1876’de, Mithat Paşa Konağının üst katında toplantıdadır. Konak, Serasker Dairesinden getirilen subaylarca korunmaktadır. Bakanlar Kurulu toplantısına Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Hariciye Nazırı Raşid Paşa, Şura-yı Devlet Reisi Mithat Paşa’yla birlikte 13 kişi katılmıştır.

Çerkez Hasan Bey herkesin tanıdığı bildiği bir subaydır. Kimse önüne dikilmez, toplantı salonunun kapısını kırarak içeri dalar. Toplantı salonundakiler, bir elinde revolver diğerinde kamayla içeri dalan Kolağası Çerkez Hasan Bey’i görünce dehşete kapılır! Çerkez Hasan Bey, tabancasını Hüseyin Avni Paşa’ya, kayınbiraderini önce tahttan indirip sonra da öldürten adama çevirir:

“Davranma Serasker!”

Basar tetiğe iki kez. Kurşunlar göğsüne ve karnına saplanır Hüseyin Avni Paşa’nın. Bakanlar sağa sola kaçışır. Kayserili Ahmed Paşa, arkasından yaklaşıp kollarından tutar Çerkez Hasan’ı. Bakanlar fırsattan yararlanıp odadan kaçarken yaralı seraskerle kalp krizi geçiren Raşid Paşa’dan başkası kalmaz salonda…

Kolağası Çerkez Hasan Bey 17 Haziran 1876’da sabah namazından sonra Beyazıd Meydanı’nda Serasker kapısının yanındaki dut ağacında ipe çekilir. Cesedi iki gün teşhir edildikten sonra Edirnekepı Mezarlığına defnedilir. Korkusuzca darbe çetesinin ümüğüne çökmüş, hunharca öldürülen kayınbiraderi, Abdulaziz Han’ın öcünü almış sonra da direnmeyerek teslim olup idam edilmiştir. Abdülhamid Han tahta geçince Çerkez Hasan’a bir mezar yaptırıp kitabesini yazdırır. Devlet ve millet için canını feda eden Kolağası Çerkez Hasan Bey, tarihe zulme ve darbecilere karşı direnen bir kahraman olarak geçmiştir.

(Kaynak; Çerkez Hasan Vak’âsı -İ.H.Uzunçarşılı. Yılmaz Öztuna—Bir Darbenin Anatomisi; Yedikıta Sayı 38 ve 45)

SİYONİSTLER, FİLİSTİN TUTKUSU VE ABDÜLHAMİD HAN!

Siyon, Kudüs yakınlarındaki Siyon dağıyla orada bulunan kalenin adıdır, olaya çok basit bir biçimde yaklaşırsanız.  Ne var ki, yaşamda hiçbir şey bu kadar basit değildir elbet. Siyon, Tevrat’ta adı geçen kutsal topraklar, vaat edilmiş diyar, Eretz Yisra’el’dir İbranice adıyla da. Kimi bunu “Tanrı’nın Evi”olarak da çevirir.

Alfred Dreyfus adında Yahudi asıllı bir yüzbaşının Alman casusu olduğu gerekçesiyle, Askeri Akademinin ön bahçesinde önce rütbeleri sökülmüş sonra da Şeytan Adası diye bilinen Fransız Guyanası’ndaki korkunç hapishaneye yollanmıştı. Düzmece kanıtlar ve yalancı tanıklarla mahkum edilen Dreyfus, Fransa’da yaygın olan Yahudi düşmanlığı ve ırkçılığın kurbanı olmuş, halk adamın arkasından “Yahudi’lere Ölüm!” diye bağırmıştı. Ama 21 Temmuz 1904’te suçsuzluğu anlaşılıp hem rütbesine hem de madalyalarına yeniden kavuşunca, halk Çok yaşa Dreyfus!” diye bağırmıştı bu kez.

Bu iki olaydan en çok etkilenenlerin başında Theodor Herzl geliyordu. Gazeteciydi; baştan sona izlemişti Dreyfus davasını ve ünlü yazar Emile Zola’nın, L’Aurore gazetesinde yayınlanan,“Suçluyorum” başlıklı mektubunun etkisiyle, halkın nasıl Dreyfus düşmanlığından uzaklaşıp Dreyfus yanlısı kesildiğinin de tanığıydı. Herzl, Fransızların sokaklarda Öldürelim Yahudileri” çığlıklarından etkilenerek, “Judenstaat” yani “Yahudi Devleti” adlı bir kitap yazdı. Kitapta, batıyı sarıp sarmalayan Yahudi düşmanlığının üstesinden gelmenin tek yolu olarak, Yahudilerin kendi devletlerini kurmaları gereğini anlatıyordu. Ortaçağ’da Yahudiler üniversitelere giremiyor, tarımla uğraşamıyor, asker sivil devlet memuru olamıyordu. Dolayısıyla ticaret, bankacılık ve bankerlikle uğraşıyorlardı genellikle. Eh tek yaptıkları iş bu olunca da ticaret ve para işlerinde uzman kesilmişlerdi.

Fransız devrimi sonrası Aydınlanma Çağının Avrupa’ya düşmesinden en çok Yahudiler yararlandı. Hatta Napolyon, Mısır seferi sırasında Yahudilere Akka dışında bir devlet kurma izni vereceğini bile açıkladıysa da, ömrü yetmediğinden bu gerçekleşmedi. Yahudiler zenginleşip devlete de el atmaya başlayınca karşılarına Katolik Kilisesi dikildi o saat. Bu arada Yahudilerin mağdur edildiği düşüncesi kök salmaya başladı aydınlar arasında. Örneğin Osmanlı gazeteci Ebuzziya Tevfik bile daha 1888’de, “Millet-i İsrailiyya” diye bir kitap yazdı.

Thedore Herzl, Siyonizm tasarısıyla, Osmanlı Yahudileri arasında da büyük destek buldu. Herzl ve onu destekleyen Yahudiler, Siyonizmi bir inanç birliği değil bir ırkın siyasallaşması olarak ortaya koyuyorlardı. Ve 1897’de Basel’de toplanan Birinci Siyonist Kongresi, Dünya Siyonist Örgütünün kurulmasına karar verdi; Yahudi Devleti için gözlerini Filistin’e dikmişlerdi.

Basel Kongresi’ni yakından izleyen Abdülhamid Han, iki iradeyle Siyonistlerin Filistin’e girmelerini yasakladı. Herzl 1902 yılına kadar birçok girişimde bulundu Sultan’la görüşmek için. Bunlardan birinde, Abdülhamid Han’ın yakın adamlarından ve hafiyelerinden Kont Newlinski aracılığıyla 5 milyon altın önerdi padişaha. Abdülhamid Han hiç düşünmeden bu teklifi geri çevirdi. Daha sonra 1900 yılında, miktar 10 milyon altına çıkarıldıysa da gene kabul görmedi. Ancak, Şubat 1902’de Herzl, padişahın huzuruna çıkabildi. Abdülhamid Han, “içinde Filistin’in olmadığı bir yerde, Musevilerin birlikte yaşayabileceğini, ancak özerk bir devlet kurmalarına izin vermeyeceğini”belirtti. Bu, Herzl’in isteği değildi tabi. İngiltere, bu arada, Uganda’yı önerdi Siyonistlere. Herzl bu teklifi kabul ettiyse de ilerde yerine geçecek, Dr. Weizmann reddetti. Ama Siyonistler yılmadı, Abdülhamid Han’dan sonra, 1904’de Herzl ölünce başa geçen Weizmann, İttihatçıları çok sıkıştırdı ama bu sefer de dünya savaşı yüzünden başarıya ulaşamadı. Abdülhamid Han’sa ölümünden hemen önce yakınlarına, Filistin ya da bölgede bir Siyonist devletin kurulmaması için ellerinden geleni yapmalarını öğütlemiş, bu devletin İslam’ın böğrüne saplanmış bir hançere dönüşebileceğini söylemişti. Haklı çıktı mı sizce acaba?

Aziz Üstel, Star, 26 ve 31 Mayıs 2012…