Bulışlara Osmanlı İlgisi

Buluşlara Osmanlı İlgisi

Osmanlı Devleti’nde daha kuruluş yıllarından itibaren ilme ve âlime büyük bir değer verilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrinde de devam etmiştir. Sultan 2. Abdülhamid, bir yandan zor günler yaşayan Devamını Oku »

Abdülhamid'in Dersaadeti

Abdülhamid’in Dersaadeti Belgeseli

Samanyolu TV tarafından yaptırılan, Abdülhamid Han dönemini dört başlıkta inceleyen Abdülhamid Han belgeseli sitemizde. Belgeselin ilk bölümü Abdülhamid Han’ın ilk icraatlarını, ikinci bölümü getirdiği yenilikleri, üçüncü bölümü Abdülhamid Han’ın politikalarını, dördüncü ve Devamını Oku »

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Sultan Abdülhamid Tahtını Nasıl Kaybetti?

Heyet, Sultan 2. Abdülhamid Hana tahttan indirildiğini tebliğ ederken… İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere Devamını Oku »

Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaşayan mirası

sultan_ii_abdulhamid_hanin_yasayan_mirasi_1464278405_777

Sultan II. Abdülhamid Hân diplomasi ve devlet yönetiminin yanı sıra mimaride de başta Payitaht İstanbul olmak üzere Devlet-i Aliyye’nin pek çok yerinde büyük hizmetler üreten bir sultan olarak tarihe geçmiştir.

Onun döneminde “Mebani-i Emriyye” adı verilen birçok kamu binası inşa edilmiştir. Bu kurumların büyük bir bölümü, günümüzde de hala aktif olarak hizmet vermektedir. Haydarpaşa Garı’ndan Şişli Etfal Hastanesi’ne, İstanbul Erkek Lisesi olarak kullanılan Düyûn-u Umumiye binasından, Müze-i Hümayun binalarına, Sanayi-i Nefise Mektebinden, Osmanlı Bankası binasına, Pera Palas, Arkeoloji Müzesi ve Darülaceze’ye kadar birçok kamu binası, Sultan II. Abdülhamid Hân yadigârıdır.

II. Abdülhamid Hân döneminde İstanbul’da pek çok bina inşa edilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid Hân devrinde İstanbul’da bugün ayakta olan pek çok yapı inşâ edilmiştir. Dünyanın en tanınmış ve en yetkin mimarları İstanbul’un bu yeni çehresine mimari üslupları ile derin izler bırakmışlardır. Bu mimarlar arasında Levanten Alexandre Vallaury ve İtalyan Raimondo D’Aronco dikkat çekmektedir.

Sultan II. Abdülhamid Hân devrinde cami, mescit gibi dini yapılar da çok inşâ edilmiştir. Ancak II. Abdülhamid Hân asıl kalıcı mührünü yaptırdığı kamu binaları ile bırakmıştır. Gerek İstanbul’da ve gerekse dönemin imparatorluk sınırları içerisindeki şehirlerde bugün pek çoğu ayakta olan hükümet konağı, istasyon binası, hapishane, kışla, okul, hastane, misafirhane, gümrük binası gibi kamu binalarının Sultan II. Abdülhamid Hân devrinde yapılmıştır.

Sultan II. Abdülhamid Hân devrinde İstanbul’da anıtsal cami inşa edilmez. Bu dönemde inşa edilen Hamidiye camiini, Süleymaniye ve Sultanahmetcamileri ile karşılaştırdığımızda oldukça mütevazı bir görünüme sahiptir. Buna karşılık mahalle içlerine kasabalara ve köylere varıncaya kadar çok say da küçük camiyi Sultan I. Abdülhamid, kendi adına inşa ettirir ve onarımlarını yaptırır.

istanbul_lisesi
Bu dönemde inşa edilen okul, hastane, istasyon binası, hükümet konağı, çeşme, saat kulesi gibi yapıların sayısı oldukça fazladır. Bu binalar modernleşen Devlet-i Aliyye’yi simgeleyen yapılar olmasının yanı sıra, Osmanlı halkının refahını ve iyi yaşamasını arzu eden Sultan II. Abdühamid’i de hatırlatmaktadır. Sultan II. Abdülhamid saraydan çıkmayan padişah olarak zihinlerde yer etmesine rağmen, inşa ettirdiği kamu binaları üzerinde yer alan kitabeler ve tuğrası hâlâ gözümüzün önünde durarak hatırasını yaşatmaya devam etmektedir.

Allah ondan ve bu devlete ve millete gece gündüz demeyerek hizmet eden herkesten ebeda razı olsun.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan OSMANOĞLU…

​Şahsa değil, devlete sadakat

sahsa_degil_devlete_sadakat_1463076104_662

Dedem Cennet mekan Sultan II. Abdülhamid Han, batıdan bağımsız bir politikanın takibi ve içte huzurun temini için bütün yetkilerin sarayda toplanmasına karar verdiğinde Babıali’nin yani hükümetin bütün yetkilerini saraya taşır ve ülkeyi buradan idare etmeye başlar.

Bu politikası nedeniyle idari, iktisadi, askeri, mali gibi bütün ülke meseleleri ile temas etme imkanı bulur.

Sultan II. Abdülhamid Han, yanında bulunan insanların bir kısmından vazifeleri gereğince işinde ehliyetli ve mahir olmasını arzu eder, diğerlerinde ise bilgiden ziyade sadakate önem verirdi. Vükela ile kendisi arasında aracılık yapan mabeyincilerin eğitim, söz kavrama ve aktarma, tebliğ liyakati ve kabiliyetine önem verir, bunlardan başka aradığı şey kayıtsız şartsız sadakat ve itaatti. O, bu sadakati şahsına değil, devlete sayardı.

Sultan, kendisini tahttan indirmek amacıyla Selanik’ten İstanbul’a gelen, toplama ve düşman silahlarını taşıyan hareket ordusu çapulcularına karşı harekete geçilmesini talep eden kumandanlara; çarpışılmamasını, Müslüman kanı dökülmemesini sık sık tembih etti ve emirler verdi. İsteseydi yalnız Taksim ve Taşkışla’daki eğitimli asker ve sadık subaylar, gelen çapulcu alaylarını darmadağın edebilirdi. Fakat kardeş kanının dökülmesini istemedi.

Ama karşısındakiler aynı alicenaplığı Sultan Abdülhamid Han’a göstermedi. 27 Nisan 1909’da asilerin attığı top sesleri sarayın duvarlarında yankılanmaya başladı. Çocuklar, kadınlar korku ve dehşet içinde kaldı. Sultan Abdülaziz’in Hal’i ve kendisine yapılan suikast ve işkenceler, hatırına geldi. Üçüncü ordu ile gönüllü Bulgar müfrezesi ve Sırp, Yunan, Yahudi, Arnavut çetecilerden müteşekkil bir ordu İslam halifesinin sarayına dayanmış ve onu devirmeye çalışıyordu. Ne hazin bir tablo ve ne hazin bir sessizlik.

Sultan Abdülhamid kendisini tahttan indirmek için gelenlerin kimler olduğunu öğrenince ağzından şu sözler dökülmüştür: “Bir Türk padişahına, İslam halifesine ‘hal’ kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?” 

Sultan Abdülhamid kendisini ceddi Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethettiği İstanbul’dan Devlet-i Aliye’nin payitahtından uzaklaştırıp sürgüne göndermek isteyenlere ise şunları söylemiştir; “Ben burada ölmek isterim. Ecdadımın medfeni buradadır. Beni götürmek istemeniz meşrutiyete mugayirdir.” 

Şurası bir hakikattir ki davası hak olanlar her zaman müsterih bir ruh halindedir. Maneviyatı güçlü liderler Allah’ın izni ile her zaman galip gelir. En sıkıntılı anlarında Allahu Teala’ya (C.C) iltica ederek ona sığınır. Sultan II. Abdülhamid Han’ı bütün saldırı ve sıkıntılara karşı ayakta tutan elbette ki onun güçlü imanı, rabbine tam teslimiyeti olmuştur.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

Sultan Abdülhamid Han sosyal refah programlarının öncüsüdür

sultan_abdulhamid_han_sosyal_refah_programlarinin_oncusudur_1463704381_575

Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Hân, modern ve geleneksel uygulamaların bir arada kullanılmasıyla Devlet-i Aliyye’nin her açıdan ileri gitmesini ve ilerlemesini arzu etmiştir.

Değişen siyasi ortamın ve dünya dengelerinin farkındadır ve Avrupa’da yaşanan gelişmeleri yakından takip etmektedir. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Avrupa’da kurulan sosyal refah kurumları Sultan Abdülhamid Hân için önemli bir örnek oluşturmaktadır fakat bunları da kendi ideolojisi ve imparatorluğun ihtiyaçları doğrultusunda almak gerektiği düşüncesindedir.
Sultan II. Abdülhamid Hân, devlet eliyle gerçekleştirilen sosyal refah programlarının öncüsüdür. Sultan II. Abdülhamid Hân’ın sosyal yardım projelerini ve modern sosyal kurumları bizzat kendi hazinesinden karşılamak istemesindeki gaye, modern bir devletin gerekliliklerinden olan kapsamlı bir sosyal refah sistemi oluşturmaktır. Bunu yaparken de Avrupa’da görülen yararlı uygulamaları geleneksel yollarla devletine getirmiştir. Sultan II. Abdülhamid Hân her zaman halkını korumakla görevlidir ve sultanın halkına hediyeler vermesi imparatorluk için geleneksel bir uygulamadır. Fakat II. Abdülhamid Hân, sosyal refah uygulamalarını kendi hazinesinden destekleyerek modern ve geleneksel uygulamaları bir araya getirmeyi başarmıştır.

Yoksula ve ihtiyaç sahibine yardım etmek Devlet-i Aliyye’de eski bir gelenektir. Geçmişte hem padişahlar hem valide sultanlar başta olmak üzere devlet erkânı bu konuda öncülük etmişler yoksulların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla pek çok hayır kurumunun açılmasına ön ayak olmuşlardır. Bu geleneğin oluşmasında dini vecibelerin yanında Müslüman gayr-i Müslim olsun  herkesin  Alllah’ın kulu olduğu bilinci ve hakikati ile hareket edilmiştir. Sultan II. Abdülhamid Hân ve onun sosyal refah uygulamaları Osmanlı’da önemli bir yere ve ayrıcalığa sahiptir çünkü Tanzimat’la başlayan reformlar onun döneminde sosyal refah alanına yansıtılmıştır. Böylelikle halkın yaşantısı olabildiğince rahatlatılmaya çalışılmıştır. Bu konunun halka nasıl tesir ettiğini anlamak için Sultan Abdülhamid Hân’ın vefatında başta İstanbul halkının gösterdiği duygusal reaksiyona bakmak gerekir. Sultan II. Abdülhamid Hân bir reformcudur ve imparatorluğu modernleştirmek için son derece merkezi bir devlet sistemi oluşturmuştur. Devlet kurumları reformlarının yanında Osmanlı İmparatorluğu’nda sosyal devlet anlayışında ortaya çıkan fikirleri uygulamaya koymak için de ilk adımları atmıştır.

Sultan II. Abdülhamid Hân padişah hediyeleri için bir bütçe oluşturan ilk padişahtır. Bu durum imparatorluğun modernleşmesinde önemli bir rol oynar çünkü böylece sultanın hediyesi şeklinde de olsa sosyal yardımların devletin sorumluluğu haline gelmesi söz konusu olmuştur.

İş kazası mağdurları ve engellilere yönelik olarak verilen sosyal yardımlar, Engellilere ödenen maaşların kurumsallaştırılması, emeklilik uygulamaları, belli başlı uygulamalardır.

Sultan II. Abdülhamid Hân devrinde engellilere yönelik sosyal refah faaliyetlerinin kurumsallaştırılması sadece emeklilik fonlarıyla kısıtlı kalmamıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Avrupa’da engellilerin eğitimi bir devlet sorumluluğu olarak ortaya çıkmıştır. Bu değişimden haberdar olan Sultan II. Abdülhamid Hân de İstanbul’da sağır, dilsiz ve kör çocuklar için bir okul kurmuştur. Bu okul modern bir eğitim kurumudur ve Sultan II. Abdülhamid Hân bunu her fırsatta imparatorluğun modernleşmesine örnek olarak kullanmıştır. Avrupa ülkelerine gönderilen hediye albümlerde bu bunun gibi modern kurumların fotoğraflarına mutlaka yer verilmiştir.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…