Mekke döneminde inmiştir. 135 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan harflerden almıştır.
Sûrede, Allah’ın peygamberler aracılığıyla insanlara gösterdiği doğru yolun temel gerçeklerine
işaret edilmekte, Hz.Peygamber teselli edilerek peygamberlik görevini mutlaka en güzel şekilde
başaracağı müjdelenip kendisine karşı çıkanların uğrayacağı sonuçlar izah edilmektedir.



Bismillâhirrahmânirrahîm.


1. Tâ Hâ.1
2,3. (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara
bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.2
4. (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.
5. Rahmân, Arş’a3 kurulmuştur.
6. Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur.
7. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı
da.
8. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. En güzel isimler O’nundur.
9. Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?
10. Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum).
Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum”
demişti.4
11. Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”
12. “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi
Tuvâ’dasın.”
13. “Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”
14. “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak
için namaz kıl.”
15. “Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek
(geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.”
16. “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın
alıkoymasın, sonra helâk olursun!”
17. “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”
18. Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla
başka işlerimi de görürüm.”
19. Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.
20. Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!
21. Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
22,23. “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize
olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”5
24. “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”
25. Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”
26. “İşimi bana kolaylaştır.”
27,28. “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”
29. “Bana ailemden birini yardımcı yap,”
30. “Kardeşim Hârûn’u.”
31. “Onunla gücümü artır.”
32. “Onu işime ortak et.”
33. “Seni çok tespih edelim diye”,
34. “Seni çok zikredelim diye.”
35. “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.”
36. Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”
37. “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”
38. “Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:”
39. “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini,
hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve
gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
40. “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim
mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.6 (Sana baktı,
büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik
(ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir
edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!”
41. “Ben seni kendim için seçtim.”
42. “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik
göstermeyin.”
43. “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.”
44. “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
45. Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından
yahut azmasından korkuyoruz.”
46. Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”
47. “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle
gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola
uyanlara olsun.’ ”
48. “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.”
49. Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi.
50. Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi.
51. Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi.
52. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.
Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.”
53. “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.”
Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık.
54. Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren)
deliller vardır.
55. (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha
oradan çıkaracağız.
56. Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti.
57. Şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
58. “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir
yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
59. Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi.
60. Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
61. Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok
eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.”
62. Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.
63. Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi
ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.”
64. “Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen
muhakkak başarıya ulaşmıştır.”
65. Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler.
66. Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden
dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
67. Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.
68. Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.”
69. “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir.
Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
70. (Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar
ve, “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler.
71. Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri
öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve
mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka
göreceksiniz.”
72. Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz.
Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.”
73. “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık.
Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
74. Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de
(güzel bir hayat) yaşar.
75,76. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler,
içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan
temizlenenlerin mükâfatıdır.
77. (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan)
yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye
vahyettik.
78. Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir
şekilde kuşatıp yuttu.
79. Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
80. (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve
size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.”
81. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin,
yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.”
82. “Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden
kimse için son derece affediciyim.”
83. (Mûsâ, Tûr’a varınca): “Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?” (dedik.)7
84. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele
ederek sana geldim.”
85. Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi.
86. Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel
bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir
gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi.
87. Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının
mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.”
88. Böylece (Sâmirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Sâmirî ve adamları) “Bu
sizin de ilâhınızdır, Mûsâ’nın da ilâhıdır. Öyle iken Mûsâ, (ilâhını burada) unuttu (da onu Tûr’da
aramaya gitti)” dediler.8
89. Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve
onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
90. Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz.
Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”
91. Onlar da, “Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz” dediler.
92,93. Mûsâ, (Tûr’dan dönünce) şöyle dedi: “Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel
oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?”
94. Hârûn: “Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme
uymadın demenden korktum” dedi.
95. Mûsâ, “Ya senin derdin neydi ey Sâmirî?” dedi.
96. Sâmirî, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu
attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
97. Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.9 Senin
için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu
elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.
98. Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
99. (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana
katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik.
100. Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
101. Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün10, bu ağır yük onlar için
ne kötü bir yüktür!
102. O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.
103,104. Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar.
-Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları,
“Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir.
105. (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip
savuracak.”
106. “Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan hâlinde bırakacaktır.”
107. “Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
108. O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın
azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.
109. O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
110. O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise
Rahmân’ı kuşatamaz.
111. Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm
yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.
112. Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun
bırakılmaktan.
113. İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut
onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.
114. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta
acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de.
115. Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise
bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
116. Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de, İblis’ten başka melekler hemen saygı ile
eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
117. Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi
cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.”
118. “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.”
119. “Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın.”
120. Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir
saltanatı göstereyim mi?”
121. Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri
kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti
ve yolunu şaşırdı.
122. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
123. Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol
gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de
(ahirette) sıkıntı çeker.”
124. “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu
kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”
125. O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?”
126. Allah, “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen
unutuluyorsun” der.
127. Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha
şiddetli ve daha kalıcıdır.
128. Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru
yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
129. Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen
cezalandırılırlardı.
130. O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile
tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.
131. Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere
gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
132. Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık
veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.
133. İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler.
Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara gelmedi mi?
134. Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir
peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi.
135. Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri
olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!”



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------


1 . Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.
2 . Rivayete göre, Hz.Peygamberin çok ibadet ettiğini gören Kureyş müşrikleri, “Allah, bu Kur’an’ı Muhammed’e sıkıntı çeksin diye indirdi”
demeleri üzerine bu âyet inmiştir.
3 . Arş, kudret ve hâkimiyet tahtı, sınırsız kudret makamı demektir.
4 . Mısır’da Firavun’un gözetimi altında yetişen Hz. Mûsâ, orada istemeyerek bir kişiyi öldürünce, Medyen’e kaçmak zorunda kalmış,
orada Hz. Şu’ayb ile karşılaşmış ve kendisine sekiz yıl -arzu ettiği takdirde on yıl- çobanlık yapmak karşılığında kızlarından biriyle
evlenmişti. Müddeti tamamlayan Hz. Mûsâ, bir kış gecesi, doğup büyüdüğü Mısır’a doğru giderken yolunu kaybetmişti. Burada sadece
bir kısmı gündeme getirilen ve Hz.Mûsâ’nın Mısır’da Medyen’de ve tekrar Mısır’da yaşadığı olaylar zinciri, Kasas sûresinde (3-42.
âyetler) genişçe anlatılmaktadır.
5 . Bu mucize ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Neml sûresi, âyet,12.
6 . Tefsir bilginlerinin açıklamasına göre, Firavun ailesi küçük Mûsâ’yı bulup alınca, çocuk hiçbir kadından süt emmemeye başladı. Ona
süt emzirecek bir kadın aradıkları sırada, ablası Meryem, Firavun ailesine, “Size, ona bakıp emzirecek birini göstereyim mi” deyince,
bu teklif kabul edildi. Gidip Mûsâ’nın annesini getirdiler ve çocuk onun sütünü kabul etti. Böylece Mûsâ tekrar annesine dönmüş oldu.
7 . Tefsir bilginlerinin bahsettiğine göre, Hz.Mûsâ Tûr’a giderken, yanına, halkından seçtiği bazı temsilcileri de almıştı. Yolda bir an evvel
Rabbi ile konuşma arzusuyla acele ederek onları geride bırakmıştı. Âyette ifade edilen uzaklaşma budur.
8 . Rivayete göre İsrailoğulları Mısır’dan çıkacakları gece, “Yarın bizim bayramımızdır” diyerek yerli halktan ödünç olarak süs eşyaları
almışlardı. Mûsâ’nın Tûr’a gidişinden sonra, Sâmirî onları ikna ederek altınları ateşte eritmiş, kalıba dökerek bir buzağı heykeli
yapmıştı.
9 . Tefsir bilginlerinin açıklamasına göre; Sâmirî, yakalandığı bulaşıcı bir hastalık sebebiyle kimseye dokunamıyor, kimse de ona
dokunamıyordu. Biri ona dokunacak olsa, “dokunmak yok” diye uyarıda bulunuyordu. Âyet, “Artık sen hayatın boyunca benimle
temas yok! (herkes benimle ilişiğini kesti) diyeceksin. (Hayatın boyunca yapayalnız yaşayacaksın)” şeklinde de tercüme edilebilir.
10 . “Sûr”, üfürülmesiyle kıyametin kopacağı, mahiyeti bizce bilinmeyen bir tür boru demektir.