Etiketler: sultan abdülhamid

Sultan Abdülhamid’in Büyük Planı

Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid Han’ın, Osmanlı’nın menfaatlerini korumak amacıyla Avrupa’da yaşayan Müslümanları güçlü birer lobi olarak örgütlediği ortaya çıktı.

Osmanlı Padişahı Cennetmekan Sultan 2. Abdülhamid Han’ın, Osmanlı’nın menfaatlerini korumak amacıyla Avrupa’da yaşayan Müslümanları güçlü birer lobi olarak örgütlediği ortaya çıktı. İngiltere Müslümanlar Konseyi’nden (MCB) Dr. Cemil Şerif’in yaptığı araştırmada, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında, İngiltere’deki Müslüman toplum ile İstanbul’daki Halife arasında, Osmanlı’nın Londra Büyükelçiliği aracılığıyla mektuplaşmalar olduğu ve İngiltere’de o dönemde yaşayan 4 bin dolayındaki Müslümanın Sultan Abdülhamid’e bağlılık bildirdiği ortaya konuluyor.

İNGİLİZ MÜSLÜMANLARI, SULTAN ABDÜLHAMİD’E BAĞLILIKLARINI BİLDİRDİ
Aynı zamanda İngiltere Müslümanlar Konseyi Bilim ve Araştırma Komitesi Başkanı olan Dr. Cemil Şerif, İngiltere’de 19. ve 20. yüzyılın başındaki Müslümanlarla ilgili yazacağı yeni kitabıyla alakalı İstanbul’daki Osmanlı Arşivleri Müdürlüğü ve Londra’daki British Library’de araştırmalar yaparken ilginç bilgilere ulaştı. Yaptığı araştırmada Sultan 2. Abdülhamid’in başa geçtiği 1876 yılından vefatına kadar İngiltere’deki Müslüman toplum ile çok iyi ilişkiler kurduğunu söyleyen Dr. Şerif, Müslüman toplumun da Sultan Abdülhamid’e bağlılık bildirdiğini söyledi.

VAKİT’E ÖZEL AÇIKLAMALAR
Londra’da MCB merkezinde gazetemiz Vakit’e, yaptığı araştırmalarda elde ettiği çarpıcı bilgileri anlatan Dr. Cemil Şerif, Osmanlı Arşivleri Müdürlüğü’ndeki Londra Sefareti’ne ait belgelerin hala açılmadığını ve bu belgelerin de tarihçilere açılarak dönemin olaylarına ışık tutulacağına inandığını belirterek, araştırmasında İngiltere’deki Müslümanların Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlılar için bir lobi faaliyeti gibi çalıştığına ulaştığını kaydetti.

SULTAN’A BAĞLILIK MEKTUBU
Şerif, “Mesela 1886′da İngiltere’de Encümen-i İslam, Sultan Abdülhamid’in İslam toplumlarını bir araya getirme projesinden etkilenerek 1903′te isimlerini Pan-İslam Toplumu olarak değiştiriyor. Bu kuruluşun o dönemdeki lideri Abdullah Mamun Sühreverdi, Londra’daki Osmanlı Büyükelçisi’ne 1904 yılında bir mektup göndererek Sultan Abdülhamid’e olan bağlılığını tekrarlıyor” dedi.

LONDRA’DA, BULGARİSTAN VE GİRİT’TEKİ MÜSLÜMAN KATLİAMI PROTESTO EDİLDİ
Dr. Şerif’in yaptığı araştırmada ortaya çıkan belgelere göre, İngiltere’de Sultan Abdülhamid’e bağlılık bildiren ve Encümen-i İslam (daha sonra Pan-İslam Toplumu) ismiyle örgütlenen Müslüman toplumu, 1894′te Batılı ülkeler Osmanlı İmparatorluğu’na Ermeniler konusunda baskı uygulamaya başladığında, Londra’da bir araya toplanarak bir protesto eylemi düzenliyor. Bulgaristan’da katledilen Müslümanlar için yürüyen ve Batılı devletlerin Bulgarlara verdiği desteği protesto eden Londra’daki Müslümanlar, üç yıl sonra 1897′de de Rumlar’ın Girit Adası’ndaki Müslümanları katletmesini protesto ediyor. Arşivlere göre, Müslümanlar, ayrıca bir toplantı yaparak İngiliz Hükümeti’nin Girit’teki katliama sessiz kalmaması çağrısı yapıyor.

İNGİLİZ GAZETELERİNDE, SULTAN ABDÜLHAMİD’İ SAVUNAN İLANLAR YAYINLANDI
Dr. Şerif’in araştırmasında, o dönemde çok küçük bir topluluk olmasına rağmen etkin bir mücadele yürüten İngiltere’deki Müslümanlarla ilgili dikkati çeken bir başka bulgu ise, İngiliz gazetelerinde yayınlanan ve Sultan Abdülhamid ile Müslümanları savunan ilan ve mektuplar… Müslümanların başta The Times gazetesi olmak üzere o dönemdeki İngiliz gazetelerinde Sultan Abdülhamid’i savunan mektuplar yayınlattığına işaret eden Dr. Şerif, Müslüman toplum ile Osmanlı İmparatorluğu Büyükelçi Yardımcısı Halil Halid Bey arasında çok iyi ilişkiler olduğuna dikkati çekiyor:

HALİL HALİD BEY İLE İNGİLTERE MÜSLÜMANLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER
“O dönemde İngiltere’deki Müslümanlar bir yandan İngiltere’ye bağlılıklarını göstermek zorundayken, aynı zamanda usta bir şekilde Osmanlılara da bağlılıklarını gösterdiler. Osmanlı Büyükelçi Yardımcısı Halil Halid Bey, Müslüman toplumla çok iyi ilişkilere sahipti ve Müslüman kuruluşlar tarafından organize edilen birçok toplantıya katılıyordu. Hatta 1905′te vefat eden Müslüman liderlerden Bedrettin Tayebi’nin cenazesine katıldı. Halil Halid Bey, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu ve Müslümanlar arasındaki diyalogu güçlendirmek için elinden geleni yaptı. Eğer Osmanlı Arşivleri Müdürlüğü’ndeki Londra Sefareti arşivi açılırsa, Halil Halid Bey ile ilgili çok daha fazla bilgiye ulaşılabilecektir.”

OSMANLI NİŞANI TAŞIDIĞI İÇİN İNGİLİZ İSTİHBARATINCA TAKİP EDİLDİ
İngiltere’deki Müslüman toplumun liderlerinden Abdullah Mamun Sühreverdi ile Muşhir Hüseyin Kidvai’nin İstanbul’a davet edilerek Sultan Abdülhamid tarafından Mecidiye Nişanı ile ödüllendirildiğini kaydeden Şerif, Londra’ya döndükten sonra Osmanlı İmparatorluğu’na ait bu nişanı sürekli göğsünde taşıyan Muşhir Hüseyin Kidvai’nin uzun süre İngiliz istihbaratının takibinde olduğunu söyledi.

LİBYA SAVAŞI’NDA OSMANLI’NIN YARDIMINA KOŞTU
Araştırmalarında elde ettiği belgelere göre 1917′de Müslüman olmadan önce bile Muhammed Marmaduke Pickthall’in İngiltere’de Osmanlı’yı savunduğunu ve 1914′te Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İngiltere’de ‘ulusal tehdit’ olarak görüldüğünü söyleyen Cemil Şerif, Londra’daki Müslümanların Osmanlı İmparatorluğu’na büyük bir sadakat gösterdiğini ifade etti: “İngiltere’deki önde gelen Müslümanlardan biri olan Dr. Muhtar Ahmed Ensari, Londra’daki Charing Cross Hastanesi’nden mezun olduktan yıllar sonra Hindistan’a gitti. İtalya’nın 1912′de Kuzey Afrika’da Osmanlı’yla savaşa girmesi üzerine, Hindistan’da doktorlardan oluşan bir delegasyonla yaralıları tedavi etmek için Osmanlı İmparatorluğu’na geldi ve yaralıları tedavi etti.”

BİR ASIR ÖNCEKİ KAYGILAR DEVAM EDİYOR
Dr. Şerif, İngiltere’de yüzyıl önce yaşamış olan Müslüman toplum ile bugünkü Müslüman toplumun kaygı ve endişelerinin aynı olduğuna da dikkat çekiyor: “Mesela o dönemde Londra’daki Müslümanlar, Bulgaristan’daki Müslümanların, Girit’teki Müslümanların katledilmesine karşı Londra caddelerinde protestolar yapıyorlar. Bugün yine aynı şekilde buradaki Müslümanlar Irak’ın, Afganistan’ın işgaline karşı mitingler ve toplantılar düzenliyor.”

MİLLİ GÖRÜŞLİDERİ ERBAKAN’IN D-8 PROJESİ İLE BENZERLİKLER
Araştırmalarında Sultan Abdülhamid’in müthiş bir öngörüye ve dehaya sahip olduğunu gördüğünü söyleyen Dr. Şerif, dünya Müslümanlarını birleştirmek için Sultan’ın büyük çaba sarf ettiğini söyledi. Şerif, “Bugün bile Sünnilik ve Şiilik arasındaki farklılıklar konuşulurken, o dönemde bile Büyük Sultan Abdülhamid, Sünni ve Şii tüm Müslümanları tek bir çatı altında tutmak için çalışmıştır. Erbakan Hoca’nın kurmuş olduğu D-8 örgütü ile Sultan Abdülhamid’in o dönemde Müslümanları bir araya getirme çalışmaları arasında benzerlikler var” dedi.

TÜRK TARİHÇİLERE İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Yaptığı araştırmada, Bernard Lewis gibi oryantalistlerin Pan-İslam’ın dini değerler taşıyan bir hareket olmaktan ziyade politik bir hareket olduğuna dair iddiasının yanlışlığını ortaya koyduğunu da kaydeden Dr. Şerif, bunun en önemli göstergesinin de Londra’daki Pan-İslam hareketinin politik bir kariyer edinmekten ziyade İslam kardeşliği duygusuyla hareket etmesi olduğunu belirtti. Sultan Abdülhamid ve İngiltere’deki Müslümanlar arasındaki ilişkileri görünce, araştırmalarını genişlettiğini ve İstanbul’daki ESAM Kütüphanesi’nden de yararlanacağını söyleyen Dr. Şerif, Türkiye’deki tarihçilerle de bu konuda işbirliği yapmak istediğini bildirdi.

İLK DEFA VAKIT GAZETESI AÇIKLIYOR
Osmanlı İmparatorluğu’nun başka ülkelerdeki Müslüman azınlıklarla ilişkileri konusunda Türkiye’deki tarihçilerle de çalışmak istediğini söyleyen Cemil Şerif, Sultan Abdülhamid’in İslam toplumlarını bir arada tutma çalışmalarının o dönemde tüm dünya Müslümanları arasında yankı bulduğunu kaydetti.

VAKİT’E ÖZEL AÇIKLAMALAR
Vakit gazetesine, Londra’da MCB merkezinde yaptığı araştırmasından elde ettiği çarpıcı bilgileri anlatan Dr. Cemil Şerif, 1870′lerden sonra ortaya çıkan Müslüman organizasyonlarla ilgili yaptığı araştırmada, İngiltere’deki Müslümanların Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlılar için bir lobi faaliyeti gibi çalıştığı bilgilerine ulaştığını kaydetti.

SULTAN ABDÜLHAMİD’E BAĞLILIK MEKTUBU
Şerif, “Mesela 1886′da İngiltere’de Encümen-i İslam, Sultan Abdülhamid’in İslam toplumlarını bir araya getirme projesinden etkilenerek 1903′te isimlerini Pan-İslam Toplumu olarak değiştiriyor. Bu kuruluşun o dönemdeki lideri Abdullah Mamun Sühreverdi, Londra’daki Osmanlı Büyükelçisi’ne 1904 yılında bir mektup göndererek Sultan Abdülhamid’e olan bağlılığını tekrarlıyor” dedi.

LONDRA’DA, BULGARİSTAN VE GİRİT’TEKİ MÜSLÜMAN KATLİAMI PROTESTO EDİLDİ
Şerif’in arşivlerden elde ettiği bilgilere göre, 1894′te Batılı ülkeler Osmanlı’ya Ermeniler konusunda baskı uygulamaya başladığında, Londra’da bir araya toplanarak bir protesto eylemi düzenliyor. Bulgaristan’da katledilen Müslümanlar için yürüyen ve Batılı devletlerin Bulgarlara verdiği desteği protesto eden Londra’daki Müslümanlar, üç yıl sonra 1897′de de Rumlar’ın Girit Adası’ndaki Müslümanları katletmesini protesto ediyor. Arşivlere göre, Müslümanlar, ayrıca bir toplantı yaparak İngiliz Hükümeti’nin Girit’teki katliama sessiz kalmaması çağrısı yapıyor.

VAKİT

Sultan Abülhamid Han’ın Ruhaniyetinden İstimdad

Sultan Abülhamid Han’ın Ruhaniyetinden İstimdad

Nerdesin, şevketli Sultan Hamîd Han,
Feryâdım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına!

Târihler adını andığı zaman,
Sana hak verecek, hey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftirâ atan
Asrın en siyâsî pâdişâhına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sâde deli değil edepsizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
Bir sürü türedi, girdi meydâna.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına.


….

Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI

(*) Necip Fazıl Kısakürek‘in Türklüğe Hakaret Davası kapsamýnda verdiği savunmadan öðrendiğimize göre, noktalarla gösterilen kısýım þiirin orijinalinde “Talat ve Cemal” veya “Mustafa Kemal” şeklinde olmalıdır. İlgili Açıklama

Sultan Abdülhamid’in 20. Yüzyıl Politikası

Gerçi II. Abdülhamid’in dış politikası, büyük ölçüde İngiltere’nin, bugünkü ABD gibi tek süper güç olduğu bir devreye rast gelir ve bu yüzden de ona karşı olan Fransa, Almanya, Avusturya Macaristan ve Rusya gibi alternatif güçlerin her an devreye sokulabildiği bir döneme göre ayarlanmıştır. 20. yüzyıl başında İngiltere bu solo yapma alışkanlığından vazgeçerek ittifaklar sistemine yöneldiği zaman Abdülhamid’in dış politikası da sınırına dayanmıştır. (1)
Ancak Sultan Abdülbamid’in dünyadaki değişen şartlara ayak
uyduracak farklı bir dış politika üreteceğinin işaretleri de yok değildir. Çünkü bu defa uzaklardaki iki süper gücü, yani ABD ile Japonya’yı devreye sokmayı tasarladığı yeni bir karmaşık dış politika atağına hazırlandığının işaretlerini de almaktayız.

(1)Bkz. Selim Deringil, “Dış politikada süreklilik sorunsalı: II. Abdülhamit ve İsmet İnönü”, Toplum ve Bilim. Sayı: 28, Kış 1985. s. 93-107.

Mustafa ARMAĞAN – Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı

Sürgün Politikası ve Peyami Safa’nın Babası

II. Abdülhamid Han. kendisini kukla gibi kullanmak isteyen ve hatta suikast, ölümle tehdit eden ve devlete zararlı olabilecek kuvvetli ve nüfuzlu devlet adamlarını İstanbul’da tutmayarak onları uzak yerlerde görevlendirdi. İhtilal provaları içerisinde yer alan paşalar bile hapis ve ölümle cezalandınlmayıp, mevcut görevlerine eş görevlerle İstanbul dışına sürüldüler. Aleyhte olan işsiz aydınlar bile kendilerine memuriyet verilerek İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Merhametinin çokluğundan düşmanlarını bile sıkıntı çekmelerine gönlü razı değildi. II. Abdülhamid Han, merhametinin çokluğu sebebiyle kanunlara uymayan ve bir görevden uzaklaştırılması gereken kişilere karşı sürgün politikası uygular, sürgünler, ekonomik yönden mağdur edilmez, kendilerine maaş bağlanarak sürülürlerdi. Bu tarz sürgünlerde bir kısmı hiçbir vazifeye sahip olmayan sadece bir maaşla ikamete memur edilir, birkısmı da memuriyetle gönderilirdi.

Peyami Safa’nın Babası İsmail Safa

Merhum Necip Fazıl’dan nakledelim; “Bizzat Peyami Safa’dan dinlediğime göre (Boer)lere İngilizler tarafından yapılan şiddetli zulümler üzerine bütün Avrupa İngilizler aleyhine ayaklanırken, babası şair İsmail Safa, birkaç edebiyatçı arkadaşıyla İngiliz Elçiliğine gitmiş ve aynı muamelenin Türkiye’ye yapılmasını sefirden istemişler… Bundan sonra Peyami Safa’nın değil, benim fikrim olarak söyliyeyim ki, vatana hiyanet çapında ve idamlık bir suç olan bu harekete karşı Abdülhamid, İsmail Safa’yı oğlu Peyami iki yaşındayken Sivas’a sürmüş ve ayda bilmem kaç altın maaş bağlayarak orada oturtmuş…İsmail Safa da, Sivas’ta veremden ölmüş…

-Vay. hain Abdülhamid benim babamı öldürdü!

Peyami’nin kanaati buydu ve benden bir gün su cevabı almıştı:

-Abdülhamid senin babanı öldürmedi, kesesinden besledi. Ben onunyerinde olsaydım, babanı astırırdım!.

Yine Peyami Safa’dan dinlediğime göre, Abdülhamid bu sürgün hakkında hesap soran İngiliz sefirine şöyle diyor:

-Siz burada yabancı bir devletin temsilcisi misiniz, yoksa beni murakabe etmeye memur bir fevkalade komiser mi? Huzurdan çıkınız ve bir daha böyle mevzular üzerinde benden görüşme istemeyiniz! Aynı hareket, İngiltere’de yapılsa acaba yapana nasıl bir ceza verirdiniz diye sormaya lüzum görmüyorum!
Peyami’ye bu naklinden sonra şöyle demiştim:

-Ne yazık ki, ben bunu bilmediğim halde Abdülhamid’i haklı görüyorum da sen, bile bile, onu takdir etmek için elinde en büyük vesika varken aleyhinde bulunduruyorsun!..

Peyami Safa, Abdülhamid aleyhtarları arasında en hafifi, en zararsızıdır; ve bu aleyhtarlıkta ruh haleti herkesde daima birbirinin aynıdır. Tek fikir ve hakikat kaygısı olmayan nefs ve şahıs kini…” (196)

(196- Kısakürek, Necip Fazıl “Ulu Hakan Abdülhamid Han s. 288)

Mehmet Aydın – İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN’IN LİDERLİK SIRLARI

Hicaz Demiryolu Ve Sultan II.Abdülhamid Han

Hicaz Demiryolu Ve Sultan II.Abdülhamid Han

Tarihimiz konusunda ne zihinlerimiz yeterli berraklığa sahip, ne de biz bu berraklığı sağlamaya yetecek bilgiye sahibiz. Bunun en çarpıcı misallerinden birini, boynu bükük “Osmanlı Demiryolu Tarihi”nde müşahede ederiz. Günümüzde artan trafik kazaları ve bunun meydana getirdiği maddi ve manevi kayıplar, demiryollarını tekrar gündeme getirmiştir. 21. yüzyılın eşiğinde hâlâ karayolu ulaşımının bize verdiği zararları tartışırken, gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde en önemli ulaşım vasıtası olan demiryollarına ne kadar önem verildiği ortadadır. Benzer bir şekilde, ülkemizde de bir asır önce demiryoluna ne kadar ehemmiyet verildiği ve bugün mevcut olan hatların yaklaşık yarısının inşa edildiği göz önüne alınırsa, bu hatların inşasında çok büyük katkısı olan Sultan II. Abdülhamid’in nasıl bir hizmet şuuruna sahip bir devlet adamı olduğu ortaya çıkacaktır.

Sultan II. Abdülhamid Han tahta çıkar çıkmaz, büyük eğitim hamleleri yapmış, birçok okullar açmış ve o gün için dünyanın en iyi haberleşme sistemi olan telgraf hatlarıyla, 1800’lü yılların son çeyreğinde ülkeyi baştan sona donatmıştı. Demiryolları onun en büyük rüyâlarından biriydi. Rumeli, Hicaz ve Anadolu-Bağdat demiryollarının inşası da en büyük projeleri arasındaydı. Dünyada, demiryolu ilk defa, 27 Eylül 1825’te İngiltere’de, işadamı Edward Pease’in Stocton-Darlington Railway Company adlı şirketinin mali katkılarıyla, George Stephenson tarafından Stocton ve Darlington arasında yapılmışken, bu tarihten yaklaşık otuz yıl sonra, Osmanlı Devletinde de demiryolu çalışmalarına başlanmıştır.

Sultan II. Abdülhamid Han, 1876’da padişah olduğunda, devletin 300 milyon altın liraya yakın dış borcu vardı ve çeşitli iç sorunlarla karşı karşıya idi. Bütün bu menfi şartlara rağmen dahilî ve malî sıkıntıları halletmeye çalışan Sultan, bu arada demiryollarının ekonomik ve siyasi önemini çok iyi kavramış ve Osmanlı topraklarında demiryollarını yaygınlaştırmak için yabancı devletlere çeşitli imtiyazlar tanıyarak, demiryolu yapımını teşvik etmiştir.

Osmanlı Devleti’nde demiryolunun yaygınlaştığı ve demiryolu yatırımının en çok yapıldığı dönem, II. Abdülhamid devridir. 1889- 1898 döneminde, 5350 km’lik demiryolu inşası için izin verilmiştir. Bu rakamın, günümüzde mevcut olan demiryolu uzunluğunun yarısından fazla olduğu düşünülürse, o günkü şartlarda ve teknolojik imkânlarla yapılan bu yatırımın ne kadar büyük ve önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Aynı zamanda, bütün dünya müslümanlarının halifesi olan II. Abdülhamid Han, İslam’ın şartlarından olan ‘Hac’ farizasını yerine getirmek için her yıl Hicaza giden binlerce hacının, develeriyle 60 °C’ye varan sıcaklık altında, çöl yollarında; susuzluk, bulaşıcı hastalıklar, eşkıyalar vb. zorluklarla karşı karşıya olduğunu, bu yolların emniyet ve asayişini sağlamak için ise, devletin büyük malî ve askerî fedakârlıklarda bulunduğunu biliyordu. Hicaz için bütün bu problemleri halledecek ve buradaki müslümanlarla Anadolu arasında bir köprü vazifesi görecek, ayrıca devletin saygınlığını İslâm dünyasında artıracak, bölgedeki denetimi güçlendirecek ve Süveyş Kanalı’nın yerini tutabilecek stratejik bir demiryolu projesini uygulamaya koymayı düşünüyordu. Sultan II. Abdülhamid’in hâtıratında da; “Çok eskiden beri hayâl ettiğim Hicaz demiryolu nihayet hakikât oluyor. Bu yol Osmanlı Devleti için sadece iktisadi bakımdan büyük fayda getirmekle kalmayacak, aynı zamanda oradaki kuvvetimizi sağlamlaştırmaya da yarayacağından, askeri bakımdan da çok ehemmiyetli olacaktır..” diye bahsettiği ve bugün milli sınırlarımız dışında bulunan Hicaz demiryolu projesinin gerçekleştirilmesi, bütün müslümanların halifesi olan II. Abdülhamid’e yakışan bir yatırımdı. 1 Mayıs 1900’de irâdesi çıkarılan proje için başta halifenin kendisi 2.5 milyon altın olmak üzere, devletin sivil ve askeri memurları, aylıklarının %10’unu (harik ianesi) vermişlerdir. Bu iş için halktan kurban derisi toplanmış, posta pulları, damga kağıtları, ilmühaberler ve madalyalar(*) bastırılmıştır. Müslümanlar arasında örnek bir dayanışma örneği olarak; Mısır Hidivi, İran Şahı, Haydarabat Nizamı, Okyanus adalarındaki müslümanlar, özellikle bugünkü Pakistanı oluşturan Hint müslümanları, Afganistan, Fas, Muskat, Kırım olmak üzere bütün dünya müslümanları büyük maddi bağışlarda bulunmuşlardır. Sadece İslâm dünyasınca yapılan bu yardımlar, “Hicaz Şimendifer Hattı İanesi”nde toplanmıştır. Bu kadar büyük bir bağış kampanyasını başarıyla yürüten II. Abdülhamid Hanın yakından ilgilendiği bu demiryolu inşaatına, 1903 yılı Ekim’inde başlandı. İnşaatın güvenliği için aynı yıl İstanbul’da ilk kez iki taburluk demiryolu askerliği sınıfı açıldı. 1050 mm genişliğindeki demiryolu hattı beş yılda tamamlandı. (**) Toplam uzunluğu 1464 km olan bu yolun 1300 km’lik Şam-Medine arasına öncelik tanındı. Hicaz demiryolu inşaatında çalışan işçilerle teknik elemanlar yalnızca müslümanlardan seçilmişti. Ayrıca ray ve benzeri malzemeler İstanbul tersanelerinde üretilmiş, traversler ise Toros ve Amanos dağlarındaki ağaç kütüklerinden sağlanmıştı. Issız, çorak, susuz ve kumlu çöllerde, hat boyundaki er ve subaylarımız, demiryolu yapılmasına karşı çıkan ve engellemeye çalışan eşkıya ile mücadele uğruna pekçok şehit vermişlerdi; kilometrelerce uzayıp giden demiryolu güzergâhı onlara adeta meçhul birer mezar olmuştu. Demiryolu inşaatında çalışan nezih Anadolu çocukları, çöllerde alev gibi yakan güneş altında kızgın rayları elleriyle tutamaz, başlarındaki kabalakları (serpuş) eldiven gibi kullanırlardı. Başı açık olanlardan güneş çarpmasından dolayı oracıkta ölenler de olurdu. Su bulunan yerler azdı. Şam’dan özel olarak sarnıç vagonlarıyla su getirilir, haftada bir kez dağıtılırdı. Bu sular Der’a, Afule, Medan-ı Salih gibi yerlerde, depo ve mahzenlerde saklanırdı. Bütün bu yoksulluğa, acılara, meşakkate ve perişanlığa karşı mücadele eden erlerimizi, subaylarımızı, demiryolcu memur ve işçilerimizi ayakta diri tutan güç, böyle kutsal ve manevî yönü büyük olan bir işte görev almanın verdiği moral ve Gül-ü Muhammed (s.a.s) sevgisi idi.

Hicaz projelerinde; 1904’de Hvyran, 1905’de Beyrut ve Hayfa, 1908’de Medine Garajına ulaşıldı. II. Abdülhamid Han, demiryolu hattı mukaddes belde Medine’ye ulaşınca, Resulullah’ın rûhaniyetini rahatsız etmemek için rayların altına keçe döşenmesini istemiş, hatta 5-6 km’lik bir güzergahta sessiz lokomotifler çalıştırılmasını emretmiştir. Hicaz hattı 27 Ağustos 1908 tarihinde ilk trenin Şamdan hareketiyle açıldı. Özel olarak hazırlanan bu tren- de devlet erkânı, davetliler, yerli-yabancı gazeteciler bulunuyordu. Trenin hızı o döneme göre mükemmel sayılan 40-60 km/s arasında idi.

Açılışından 8 yıl sonra, 1916’da bu hatlar İngiliz casusu Thomas Edward Lawrance’in örgütlediği Araplar tarafından, Maan-Medine arasındaki 680 km’lik kısmı bombalanarak tahrip edilmiştir. Ayrıca I. Dünya Savaşı’nda da tahribata uğramıştır. Bu yollardan kalan ray ve traversleri getirenlere İngilizler para ikramiyeleri vermişlerdir. Bugün Medine’de bahçe korkuluğu yapılmış travers ve raylara rastlanmakta ve Ambariye Köprüsü, Medine İstasyonu ve Camii ile kömürlü (buharlı) lokomotif ve ahşap vagonlar hâlâ mahzun, boynu bükük Osmanlı izleri olarak yıkılmaya ve çürümeye terkedilmiş, adeta unutturulmak istenen bir tarih gibi durmaktadır.

Dipnotlar :

* Hicaz Demiryolları Madalyaları:
Hamidiye-Hicaz Demiryolu Madalyası:
Ön yüzünde defne dalından bir çelenk içinde II. Abdülhamid’in “el-Gazi” tuğrası, altta lokomotif resmi, arka yüzünde ise “Hamidiye—Hicaz Demiryolu’na hizmet eden hamiyetmedana mahsus madalyadır.” yazısı bulunmaktadır.

Maan Mevkiinin Resmiküşadlı Madalyası: Demiryolunun Maan’a kadar olan bölümünün açılışı dolayısıyla çıkarılmıştır. Ön yüzünde üstte tuğra ve lokomotif resmi, arka yüzünde “Hamidiye-Hicaz Demiryolu Maan mevkiinin resmi küşadı yadigârı 1322 (1904).” yazısı bulunmaktadır.

Hicaz Demiryolunun Medine-i Münevvere Mevkii Madalyası: Ön yüzünde tünelden çıkan tren resmi ile tuğra altında sene 1326 (1908) yazısı ve hurma ağaçları resmi bulunmaktadır. Arka yüzünde “Hamidiye-Hicaz Demiryolu’nun Medine-i Münevvere mevkiine ve Aynüzzerka suyun un demir borularla Belde-i Tahire’ye is’ali Hamidiye Camii şerifinin hitamı inşası ve Haremi melaiki huddam Hazreti Risalert Penahide Ziyai Kehrubai is’ali hatırası olmak üzere bu babda hidematı sebk edenlere nişane-i mefharettir.” yazısı bulunmaktadır. (Madalyaların resimleri; Dr. Ufuk Gülsoy’un “Hicaz Demiryolu” isimli eserinden alınmıştır.)

** Standart açıklık 1435 mm’dir. Bu yolun dar açıklıklı yapılmasının sebebi; bu beldeye sadece Osmanlı Devleti’nin imal ettiği lokomotiflerin girmesinin sağlanması ve hangi amaçla olursa olsun yabancı lokomotif ve vagonların girmesinin önlenmesiydi.

Kaynaklar:

1. “Kardelen”, Sayı 6-7- 8-9-10, 1994-1995 (Demiryolu Meslek Okulu Mez. Der. Yayını).
2. ”Demiryolcu”,Sayı 8, Ekim 93.
3. Aydın Talay, Eserleriyle ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid. Risale Yay., Şubat 95, İst.
4. Demirbilek Ahmet, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi YTÜ. Şubat 96, İst.