Sultan Abdülhamid, Amerikan misyonerlerine karşı

222222222

Amerikan misyoner örgütlerinin faaliyetleri dini olmaktan çok siyasi yönüyle Osmanlı Devleti için bir tehlike ve tehdit unsuru olmuştur. Çoğu zaman Osmanlı-Amerikan diplomatik ilişkilerinin belirleyici bir unsuru olmuştur.

Misyonerlerin Osmanlı coğrafyasındaki faaliyetleri 1218 yılında Rahip Saint Francesko’nun bu amaçla İstanbul’a gelmesiyle başladığı söylenmektedir.. Misyonerler, doktor, seyyah, mühendis, gazeteci gibi unvanlar altında Osmanlı sınırlarından içeriye girmekte idiler.

Misyonerler 1850’lerde Osmanlı İmparatorluğunda okullar ve hastaneler açmaya başladılar. Misyonerler, siyasi davranıyorlar, Ermeni ve Bulgarlarla özel olarak ilgileniyorlardı.

ABD misyonerlerinin en çok önem verdikleri, insan gücü ve diğer konularda en çok yatırım yaptıkları alan Osmanlı ülkesiydi. Misyonerlerin hedef kitlesi, -Hıristiyanlaştıramadıkları için- Türkler değil, azınlıklar idi.

Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde Osmanlı Devleti üzerinde yabancı baskısı iyice artmaya başlamıştır. Kırım savaşı sırasında alınan borç İmparatorluğu büyük bir bilinmezliğe götüren süreci başlatmıştır.  İşte misyonerlik faaliyetleri bu dönemde etkisini daha da artırmıştır.

Çünkü borç alan emir de alır.

Sultan II. Abdülhamid Hân uzun asırların yorgunluğunu üzerinde barındıran imparatorluğun yönetimini devraldığında sadece ekonomik sorunlar ile değil hemen hemen her alandaki sorunlar ile karşı karşıya kalmış ve bunların üstesinden gelmeye çalışmıştır.

Amerikalıların Türkiye’de kurmuş oldukları “Amerikan Board Teşkilatı” ile Osmanlı ülkesindeki iç ve dış gelişmeler yakından takip edilmiştir. Gelişmeler ve faaliyetler Amerika’ya düzenli olarak rapor edilmiş, Amerikan misyonerlerinin yoğunlaştığı bölgelerde ABD konsolosluklar kurmuş, konsolosluklar vasıtasıyla misyoner faaliyetlerine destek verilmiştir.

Amerikalı misyonerler İstanbul’daki faaliyetlerini; Vlanga, İstanbul, Rum ve Emmanuel Protestan Kiliseleri’nde yürütmüşlerdir. Dünya Protestanların desteklediği ve genellikle bağışlarla ayakta duran bu kiliseler siyasi ve sosyal faaliyetlerin içerisinde olmuşlardır. Ancak şurası bir hakikattir ki amaçları görünüşte din ama gerçekte siyasettir.

1860-1914 yılları arasındaki Amerikan okulları nedeniyle doğan Türk-Amerikan çatışmasına yeni bir çatışma konusu daha eklendi; ABD’ye göç eden Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşları yani Rum, Ermeni ve Lübnan’lı Hristiyanlar Türkler aleyhine yaptıkları iftira dolu propagandalar sonucunda Batıda Türklere karşı nefret hissi doğmuştu Türkler artık Batılıların gözünde korkunç insanlar olarak görülmeye başlamıştı.

Sultan II. Abdülhamid Hân Osmanlı Devleti’ni yönetmeye hazırlandığındaMithat Paşa’nın zorlamasıyla girilen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nın feci akıbetleri ile yüzleşmiş ve bu savaşın getirdiği yıkımı telafi etmek için uzun süreli bir barış dönemine ihtiyaç olduğunu görmüştü. O yüzden Sultan Abdülhamid Hân’ın dış siyasetinde izlemiş olduğu politikaları bu açıdan değerlendirmek yerinde olur. Eğitim, sivil bürokrasi, ordu ve ekonomi alanında bir dizi reform uygulanmaya konulmasının gerekçesi de devleti düştüğü bu kötü durumdan bir an evvel kurtarmak amacını taşıyordu.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.