Osmanlı olmak edepli olmaktır.

11

Münevver Ayaşlı, merhum nezaket ve şefkati müsellem olan Sultan Abdülhamid Han’ın, saltanat makamında bulunmasına rağmen hizmetindeki kızlardan bir şey istediği zaman bile ‘Yapar mısınız?’, ‘Verir misiniz?’, ‘Getirir misiniz?’ dediğini; arzularını sual tarzında ifade ettiğini söylüyor.

Abdülhamid merhumun kerimesi Refia Sultan’ın maiyetinde bulunan Kadriye Hanım’ın sonradan bir Mısırlı prensesin hizmetine girdiğini, gördüğü kaba muameleler karşısında yana yakıla içini döktüğünü anlatıyor.“Evi, muhiti, camii, tekkesi, medresesi, mektebi ve memuriyet hayatı, esnaflık hayatında da bütün çevresi edepli, terbiyeli idi. Ve bu edep, terbiye ve nezaket çerçevesinden çıkmak, bir Osmanlı için hakikaten güç ve hatta imkânsızdı. Evinde anasına, babasına, ağabeyine ve ablasına saygılı olan bir çocuk, camide, tekkede, medrese ve mektepte de büyüklerine karşı hürmetkâr ve saygılı olurdu. Osmanlı için en kolay ve tabii olan şey edepli, terbiyeli ve nazik olmaktı. Kaba olmak, nâdân ve terbiyesiz olmak hatıra bile gelmezdi.”Evet sevgili okuyucularım bu anlatılanlara katılmamak mümkün müdür?

Osmanlı işte böyle bir medeniyet membaıdır. Bugün “Osmanlıyız! davamız vardır” diyenlerin Osmanlı adabına ve erkânına herkesten çok daha dikkatli olması icap etmez mi?

Bizimle aynı düşünceyi paylaşmayan insanların düşüncelerine karşı fikirlerimizi elbette söyleyeceğiz. Ancak bu karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.  Elbette herkesin kendisine ait fikirleri olacaktır. Hatta karşımızdaki insan bize aynı özenle davranmayabilir de. Bütün bunlara karşılık bizler Osmanlılık şuuru ile kendimize yakışan davranışı göstermek durumundayız.

Osmanlılar, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sünnetine uymakta çok titizdi. “Osmanlı terbiyesi görmüş, Osmanlı Beyefendisi ya da tam bir Osmanlı Kadını” tabirleri bugün dahi kullanılmaktadır.

Osmanlı ülkesi, Peygamber Efendimizin izinde İslâm edebinin zirve yaptığı bir yerdi. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma!” buyurarak insanda olması gereken edebi işaret buyurmuşlardır.

Osmanlı medeniyeti; altı asır boyunca üç kıtada milyonlarca farklı inançtan, ırktan, düşünceden ve meşrepten insanları kucaklayan onları Allah’ın kulu olarak gören ince bir idrak ve anlayışın göz alıcı bir numunesidir. Osmanlı insana saygı medeniyeti olmasaydı bu kadar farklı insanı asırlar boyunca bir arada tutamazdı. Zarafet, zevk ve estetik Osmanlılığın şiarıdır. Bunlardan uzak olanların Osmanlılık davası gütmeleri beyhudedir.

Meşhur İtalyan yazar Edmondo de Amicis’in İstanbul sokaklarında karşılaştığı bir manzarayı şöyle naklediyor:
“Şurası bir gerçektir ki, İstanbul’un Türk halkı, Avrupa’nın en nazik ve en kibar topluluğudur. İstanbul’un en ıssız sokaklarında bile bir yabancı için hiçbir hakarete uğramak tehlikesi yoktur. Hatta namaz vakitlerinde bile camileri gezmek mümkündür.

O vaziyette bir ecnebi, bizim kiliseleri ziyaret eden bir Türk’ten daha çok hürmet ve riayet göreceğinden emin olabilir. Halk arasında küstahça bir bakış şöyle dursun; fazla mütecessis (meraklı) bir nazara bile tesadüf edilemez. Kahkaha sesleri gayet nadirdir. Sokakta kavga eden ayak takımı da enderdir. Kapılardan, pencerelerden, dükkânlardan hiçbir yüksek ses aksetmez. Hiçbir münasebetsiz hareketten eser görülmez. Çarşının kutsiyeti de camiden aşağı değildir. El ve kol hareketleriyle karşılaşmadığınız gibi, lüzumsuz lâkırdılarla kulaklarınız da rahatsız edilmez. Halk arasında kahkahadan, bağırıp çağırmadan eser yoktur. Sokakları tıkayarak herkesi rahatsız eden toplanmalar görülmez”

Kıymetli okuyucularım Osmanlı Sevgili Peygamberimizin yolunda hâkim olduğu coğrafyalara edebi öğreten imparatorluktur. Osmanlı demek edep demektir. Osmanlı’da nezaket, incelik, edep her işin başıydı.

Pek çoğunuzun malumu olan bir kıssa hepimize önemli dersler vermektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mübarek torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin cami avlusunda durmuş, şadırvandan abdest alan yaşlıca bir adamı seyrediyorlardı.

Hz. Hasan bir ara kardeşi Hz. Hüseyin’e:
– ‘Bak, bu yaşlı amca abdesti doğru almadı. Hadi gidip kendisine söyleyelim’ dedi.
Hz.Hüseyin:
–  ‘Bir dakika, diye kardeşini durdurdu. O bizden çok yaşlı. Söylersek utanabilir. Yahut çocuk olduğumuz için bizi dinlemeyebilir. Onu kırmadan, yanlışını anlatmanın bir yolunu bulmalıyız…’ derken birden aklına geldi:
–  ‘Tamam’ dedi. sevinçle, buldum! Adama yaklaştı. Saygı dolu bir sesle:
–  Efendim, sizden bir dileğimiz var.
–  Söyleyin bakalım çocuklar.
–  Biz henüz çocuk sayılırız. Şuradan abdest alırken başımızda dursanız da yanlışlıklarımızı söyleseniz.

Adam memnun memnun güldü:
– Tabiî, dedi. Başlayın bakalım:
İki kardeş abdest almaya başladılar. Adam dikkatle bakıyor, bir yanlış bulmaya çalışıyor, ama bulamıyordu. Bir yandan da kendi abdestini düşünüyordu.

Abdestleri bitince saçlarını okşadı:
– Yanlış sizde değil çocuklar bende, dedi. Kusurlu benim, yanlışımı yüzüme vurmadan bu kadar nazikçe düzelttiğiniz için çok teşekkür ederim. Artık ben de sizler gibi abdest alacağım. İşte başlıyorum.
Yeniden suyun başına çöktü ve bir güzel abdest aldı.

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum benim kıymetli okuyucularım…

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

1 Response

  1. yavuz dedi ki:

    Iyi bir sunuş yapılmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.