Musul meselesinin arka planı

bbbbbbb

Musul neden İngiltere için önemli sorusuna hep petrol diye cevap veriliyor. Ancak orta doğuda petrol sadece Musul’da mı var?

Mesele Çanakkale’de uğradığı yenilgi Kuttu’l Amare’de Türkler karşısında uğradığı bozgun muydu evet bunlar da var ancak şu var İngiltere’nin geleneksel Ortadoğu politikası içerisinde Türklerin asla kendi ayakları üzerinde durmamaları elzemdir. Türklerin imparatorluk geleneğinden gelen bir millet olması İngilizleri tedirgin ediyordu ve İngilizler günübirlik siyaset değil asırları ihtiva eden uzun vadeli stratejiler yaparlar. Türklerin sağı solu belli olmaz ne olur ne olmaz kontrol altında tutulmaları gerekir.

KANIT: Eğer Musul Türkiye’ye bağlanmış olsaydı acaba o günden bu güne geçen 90 senede oluşturduğu katma değerle ülke ekonomisine nasıl bir etki yapardı? Veya biz acaba bugün nasıl bir ekonomik ve siyasi seviyede bir ülkede yaşıyor olurduk? Bunu düşünmek bile İngiltere’nin Musul meselesinde Türkiye’nin burnunu sürtmek ve ayağa kalkmasını engellemeye çalıştığını kanıtlamaktadır.

Bugün petrolümüz olmadığı halde 1976 yılında 72 milyar dolar milli geliri olan Türkiye bugün 2013 verilerine göre 822 milyar dolara yükseldi. Artık birkaç sene içinde 1 Trilyon doları geçmesi bekleniyor. Petrolümüz olmadığı halde bu ivmeyi yakaladıysak eğer petrolümüz olsaydı şu anda nasıl bir ekonomik gücü temsil ediyorduk bunu düşünmek lazım. Tabi devletlerin ekonomik güçlerinin siyasi güçleri ile paralellik taşıdığı da bir hakikat olduğuna göre İngiltere neden Musul’u bize vermedi sorusunun cevabı böylece ortaya çıkıyor.

İngiltere bu kadar uğraştığı Musul’dan 1932 senesinde manda yönetimini kaldırarak vazgeçiyor… Neden uğruna savaşı bile göze aldığı ve senelerdir bu kadar diplomatik yollarla uğraştığı bir yerden 6 senede vazgeçiyor? Bunu düşünmek icap eder.

‘Musul Petrolü Üzerindeki Rekabet’
Sultan II. Abdülhamid Han, İngiliz ve Alman arkeologların yaptıkları kazılarda ortaya çıkardıkları Musul petrollerinin bulunduğu bölgeyi, 1890’da çıkardığı “İrade-i Seniye” ile “Padişah Hazinesi” ilan etmiştir. Musul petrolü Lozan’da ve başka görüşmelerde pazarlık konusu olmuş, bu da İngilizleri çok rahatsız etmiştir; çünkü İngiliz işgalindeki Musul petrollerinin neredeyse tamamı Padişah hazinesi içindedir. İngilizlerin Musul petrollerine ilişkin düzenlemelerinden ABD rahatsız olmuş ve bu rahatsızlığını İngiltere’ye verdiği sert notalarla ifade etmiştir. Amerikan petrol şirketleri bununla da yetinmeyerek II. Abdülhamid’in varislerini bularak onlar sayesinde petrol çıkarılan alanlar üzerinde söz sahibi olmak istemişler ve Abdülhamid’in söz konusu Padişah hazinesini II. Meşrutiyet’in tarihi olan 1908’den sonra maliye hazinesine devretmesinin yasal olmadığını, ittihatçıların baskılarıyla böyle bir şeye mecbur kaldığını ispat etmeye çalışmışlardır. Amerikalıların bu girişimi, İngiliz petrol şirketlerini telaşlandırmış ve konunun hukukî boyutunu araştırmaya başlamışlar ve Osmanlı’nın o dönemdeki resmî gazetesi olan “Takvim-i Veka-yi”den Padişah hazinesinin artık padişahın şahsına ait olmadığı ve maliyeye devredildiğini tespit etmişlerdir.

Bu konuda karşılıklı iddialar devam etmiş ve Türk tezini Lozan’da ABD’nin desteklemesinden telaşa kapılan İngiliz başbakanı, Amerikan oyununu bozmak için Türklere Lozan’da Turkish Petrolün payından (Irak hükûmetine geçen payından) % 20’sini teklif etmek istemişse de Curzon, buna gerek olmadığını söylemiştir, çünkü ona göre Türkler çok daha az paya razı olacaklardır. Türk heyeti, petrolden Abdülhamid’in varislerine pay verilmesinin Osmanlı Devleti’nin varlığının devam ettiği anlamına geleceği için İngiliz tezine yaklaşmıştır. Sonuçta İngiltere, Amerikalıların baskılarına dayanamayıp 31 Temmuz 1928’de yapılan nihaî anlaşma ile Musul petrolünden Fransız ve Amerikalılara da pay vermek zorunda kalmıştır.

İngiltere Türkler karşısında büyük bir yenilgi aldığı Kuttu’l ‘Amare yenilgisinden 17 gün sonra Fransızlarla Sykes Picot antlaşması ile petrol bölgelerini paylaşmışlardı. Hatta bu antlaşmada Musul Şam’a kadar olan bölge ile birlikte Fransa’ya bırakılmıştı. Daha sonra ise Fransa Musul’u İngilizlere bırakmıştır.

30 Ekim 1918’de Mondros’un imzalanmasından sonra Bağdat civarında olan Hint asıllı İngiliz askerleri ateşkes olmasına rağmen iki hafta daha yürütülerek Musul’u ele geçirmişlerdir. Osmanlı Devleti bunu protesto ettiğini belirtmiş ancak İngiltere yaptığı açıklamada “Mütarekenin imzalandığını bilmeden askeri birliklerimiz devam etti” diye lakayt bir açıklama yapmıştı.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.