II.Abdülhamid ve pişmanlıklar


Selanik’te Alatini köşkünde hapis hayatı yaşamaya başlayan II.Abdülhamid yaklaşık 3 yıl sonra Balkan Savaşının çıkması ve Selanik şehrinin düşme ihtimali sebebiyle Selanik’ten İstanbul’a getirildi. Kendisine Beylerbeyi Sarayı tahsis edildi ve burada gözetim altında yaşamaya başladı.

II.Abdülhamid ve pişmanlıklar

Osmanlı devletinin eski gücünden çok şey kaybettiği bir dönemde 33 yıl boyunca devleti idare eden Sultan II.Abdülhamid siyaseti ve icraatları ile günümüze kadar tartışmaların odağında oldu.

Balkanlarda İsyan

II.Abdülhamid tahta çıktığında devlet büyük bir bunalım içerisindeydi. Devlet ekonomik olarak iflas etmiş dış borçlarını ödeyemez duruma gelmişti. Balkanlarda Rusların etkisiyle milliyetçi isyanlar devam ederken, ülke içinde meşrutiyet yanlısı fikirler güçlenmekteydi.  Genç Osmanlılar meşrutiyetin ilanının azınlık isyanlarının sona erdireceğini ve devleti kötü gidişattan kurtaracağını savunmaktaydılar. II.Abdülhamid de tahta çıkmadan önce Mithat Paşaya meşrutiyet ilan edeceğine söz vermişti. Tahta geçtiğinde bu sözünü tutan padişah meşrutiyeti ilan etti.  Ancak meşrutiyetin ömrü uzun olmadı. Kısa süre sonra başlayan Osmanlı-Rus savaşının da etkisiyle II.Abdülhamid meclisi süresiz olarak tatile gönderdi ve mutlak monarşiye geri döndü.

Sultan II.Abdülhamid batılı ülkelerin  kışkırtmasıyla çıkan isyanların meşrutiyet rejimi ile sonlanmasının mümkün olmadığını aksine Müslüman unsurlara dayanan  kuvvetli bir devlet idaresi ile  devletin kötü gidişattan kurtulabileceğini düşünmekteydi. Bunun için yurt içinde ve yurt dışında Müslümanlar arasındaki bağların kuvvetlenmesi için halifelik makamını öne çıkarttı ve büyük çaba sarf etti.

Herkes Abdülhamid’e karşı

Ancak Meşrutiyet rejimini askıya alan, kurduğu istihbarat rejimi ile otoriteye dayanan bir yönetim kuran II.Abdülhamid hükümdarlığı döneminde herkesim tarafından eleştirildi, suçlandı. Hürriyeti yok etmek ve istibdad ( baskı ) ile ülkeyi idare etmekle itham edilen II.Abdülhamid bütün kötülüklerin sorumlusu ilan edildi. Bunun da bir neticesi olarak birbirinden farklı kesimler ( Batıcı, Türkçü, İslamcı,Sosyalist,Müslim,gayrimüslim ) zaman içerisinde II.Abdülhamid’e ve onun yönetimine karşı birleştiler. Yurt dışına kaçan meşrutiyet yanlısı aydınlar Abdülhamid rejimine yönelik muhalefetlerini dışarıdan sürdürdüler.

Meşrutiyetin askıya alınmasının ardından ordu içerisinde gizli bir örgütlenme olarak kurulan  İttihat ve Terakki Cemiyetinin de en önemli hedefi padişahı tahttan indirmek ve Meşrutiyet rejimini geri getirmekti. İttihat ve Terakkiye göre meşrutiyet rejimi ile ülkede birlik ve beraberlik sağlanacak, istibdat rejiminin sona ermesi ile oluşacak hürriyet ortamında devlet tekrar eski gücüne kavuşacak ve çöküntüden kurtulacaktı. 1908 yılına gelindiğinde İttihatçı subaylardan bazıları Makedonya’da isyan ettiler ve II.Abdülhamid’i meşrutiyet rejimine geçmek için zorladılar. Bunun sonucunda II.Abdülhamid 1908 yılında tekrar meşrutiyeti ilan etti. Ancak İttihatçılara  göre meşrutiyetin ilanı tek başına yeterli değildi. Çünkü II.Abdülhamid padişah olduğu müddetçe meşrutiyet güvende olmayacaktı. Hatta bu sebeple İstanbul’a meşrutiyeti korumak için Avcı Taburları yerleştirildi.

‘Fetvayı şerif var. Millet seni hal etti’  

Ülke yönetimini ele geçiren İttihat ve Terakkinin yaklaşık bir yıllık siyasetinin getirmiş olduğu hayal kırıklığının bir sonucu olarak 31 Mart 1909 tarihinde İstanbul’da isyan çıktı. Bu isyan İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından büyük bir fırsata dönüştürüldü. İttihat ve Terakkinin başarısız politikalarına ve yönetim anlayışına karşı başlayan isyan – ki isyanı meşrutiyeti korumak için İstanbul’a yerleştirilen Avcı Taburları başlatmıştı- İttihat ve Terakki tarafından Meşrutiyet’e  karşı bir isyan olarak görüldü ve isyanın sorumluluğu da II.Abdülhamid’e yüklendi. II.Abdülhamid devrinin sona ermesi için her şey hazırdı. İstanbul’daki isyanı bastırmak ve düzeni sağlamak için Selanik’ten yola çıkan Hareket Ordusu İstanbul’da güvenliği sağladıktan birkaç gün sonra 27 Nisan 1909 günü Meclisi Mebusan’dan bir heyet ikindi vakti Sultan II.Abdülhamid’e ‘hal’ tebliğinde bulunmak için Yıldız Sarayına gitti. Heyetin başkanı Esat Paşa Sultan’a “ Biz Meclisi Mebusan tarafından geldik. Fetvayı şerif var. Millet seni hal etti’ sözleri ile 33 yıllık saltanatının sona erdiğini tebliğ etti.

II.Abdülhamid sakindi ve heyete şu cümleleri sarf etti: 

‘Bu işi ben yapmadım. Sebep olanları millet arasın bulsun. Ben milletimin iyiliği için çok çalıştım. Hepsi mahvoldu. Hepsinin üstüne sünger çekildi. Kaderim böyle imiş. Müsebbiplerini varsın millet bulsun. Yalnız bir ricam var. O da hayatımın Çırağan sarayında muhafaza edilmesidir. Ben orada hasta biraderimi bunca sene muhafaza ettim. Yarın çoluk çocuğumla beraber oraya giderim. Zaten ben yorulmuş idim. Hiç bir şey istemem ve hiç bir şeye karışmam. Milletten bunu rica ederim’ 

Selanik’e sürgün

II.Abdülhamid Çırağan Sarayında ikamet etme isteğini heyete bildirdikten sonra Mabeyn Başkatibi Ali Cevat Bey’i Sadrazam Tevfik Paşa’ya göndererek bu isteğinin kabul edilmesini sağlamaya çalıştı. Ancak bu çabaların sonuç vermediği gece saat 3’te Miralay Galip Bey, Hüsnü Paşa ve Binbaşı Fethi Bey’in saraya gelmeleri ile belli oldu. Hüsnü Paşa Başkatib’e “ İş kat’idir ve müstaceldir. Siz de mecbursunuz, vakit kaybetmeyin, haydi şimdi gidin, söyleyin” diyecekti. Bu konuşmalardan birkaç dakika  sonra II.Abdülhamid elinde ufak bir çanta ile odasından çıktı. Gün içinde arabacılar ve seyisler, diğer saray halkı ile beraber saraydan çıkarılmış olduklarından gece vakti dört nefer arabası tedarik  edildi. II.Abdülhamid ve haremi hızlı bir şekilde Selanik’e, Alatini Köşküne doğru yola çıkarıldı.

Selanik’te Alatini köşkünde hapis hayatı yaşamaya başlayan II.Abdülhamid yaklaşık 3 yıl sonra  Balkan Savaşının çıkması ve Selanik şehrinin düşme ihtimali sebebiyle Selanik’ten İstanbul’a getirildi. Kendisine Beylerbeyi Sarayı tahsis edildi ve burada gözetim altında yaşamaya başladı. Tahtta bulunmadığı bu birkaç yılda Osmanlı devleti Kuzey Afrika’daki son toprağını, Trablusgarp’ı bırakmak zorunda kalmış, Evlad-ı Fatihan adı verilen Balkan topraklarını kaybetmişti. Beylerbeyi Sarayında bulunduğu yıllarda ise Osmanlı devleti sonu belirsiz bir savaşa,I.Dünya savaşına girmişti.

10 Şubat..

II.Abdülhamid Osmanlı devletinin yıkılışına şahit olmadı. 1918 yılının Şubat ayında soğuk algınlığı ile rahatsızlandı. Rahatsızlığı ilerleyen padişaha birkaç gün içinde Zatürre teşhisi kondu. Doktorların tavsiye ettiği ilaçları kullanmasına rağmen, II.Abdülhamid’in hastalığı daha da ilerledi ve 10 Şubat günü öğlen vaktinde vefat etti.

Ölüm haberi ilk önce Başkumadan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşaya iletildi. Enver Paşa da bu haberi padişaha bildirdi. Sultan Mehmed Reşad  kardeşi için saltanat makamında bulunmuş padişahlar için yapılan cenaze merasiminin yapılmasını ve 2.Mahmut’un türbesine defnedilmesini emretti. II.Abdülhamid’in cenazesi Beylerbeyi Sarayından Topkapı Sarayına nakledildi. Topkapı sarayında tüm devlet erkanının katıldığı cenaze töreninin ardından Sultan II.Abdülhamid, II.Mahmut türbesine defnedildi.

Osmanlı tarihinde büyük izler bırakmış olan II.Abdülhamid ülkeyi idare tarzı ile her kesimden büyük tepki çekmiş olsa da onun döneminde Osmanlı devleti içeride ve dışarıda istikrarlı bir şekilde güçlenmişti. Avrupa devletlerine karşı izlediği politikalar ile ülkeyi savaşlardan uzak tutmayı başarmıştı. İçeride ve dışarıda İslamcılık siyasetine ağırlık veren II.Abdülhamid eğitimde, orduda,maliyede büyük reformlar gerçekleştirmişti. Onun döneminde eğitim yaygılaştırılmış, ordu modernleştirilmiş, maliye uzun yıllar sonra rayına oturtulmuştu.

Eleştirilerden, hakaretlerden pişmanlığa

II.Abdülhamid’e ve kurduğu otoriter yönetime karşı çıkmış, onu suçlamış hatta hakaretlerde bulunmuş bazı aydınlar,devlet adamları sonraki dönemlerinde bundan pişmanlık duydular. Bunları yazılarında, şiirlerinde ifade ettiler. II.Abdülhamid’e en şiddetli eleştirileri getiren İttihatçıların önemli isimlerinden Rıza Tevfik, “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhâniyetinden İstimdat” adlı mersiyesinde pişmanlığını şu mısralarla ifade edecekti:

Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli” dedik,

İhtilâle kıyam etmeli dedik;

Şeytan ne dediyse, biz “beli” dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına. 

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına. 

II.Abdülhamid’e şiddetli muhalefet edenlerden  Süleyman Nazif ise pişmanlığını şu dizelerle ifade ediyordu:

Padişahım gelmemişken yâda biz,
İşte geldik senden istimdâda biz,
Öldürürler başlasak feryâda biz,
Hasret olduk eski istibdâda biz.

II.Abdülhamid’e ağır eleştiriler getirenlerden biri de Mehmet Akif Ersoy’du. O da sonraları yazdığı şiirlerinde pişmanlığını dile getirecekti:

Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.

Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş;
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş! 

II.Abdülhamid’e karı çıkan onu ağır şekilde eleştirenlerden biri de Rıza Nur’du. Rıza Nur da   Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakkinin baskıcı rejimini eleştirirken kullandığı şu cümlelerle II.Abdülhamid’e haksızlık ettiğini ifade ediyordu :

“Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalışmıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor.” 

II.Abdülhamid hakkında fikri değişenlerden biri de Ahmet Tevfik Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırlığı yapmış  sonrasında ise sadrazamlık makamında bulunmuş olan Ahmet İzzet Paşa’dır. Ahmet İzzet Paşa Hatıratında II.Abdülhamid ile ilgili şunları söyleyecektir:

‘Şöhret bulduğu derece zalim ve kahredici olmadığına, saltanatı zamanında başımdan geçenlere bakıp düşündükçe ben vicdanen hükmetmekteyim.  Kendisi, jurnal olunan adamdan umduğu şer ve zararı uzaklaştırmak için işten el çektirme ve sürme muameleleri irade ederse de, tecrübe ve müşahedelerime nazaran kimsenin hayatına, rızkına, istikbaline kastı yoktu. Saltanat zamanında işitilen isnadlar, Meşrutiyet’te hiçbir zorlukla karşılaşmadan yapılan araştırma ve soruşturmalar ile doğrulanamadı.”

 

Ömer Aymalı / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

II.Abdülhamid ve pişmanlıklar için 2 yorum yapılmış.

  1. II. Abdülhamid Osmanlı’nın en büyük şanslarından biriydi, fakat bunun kıymetini bilmediler. Son pişmanlık neye yarar*

  2. saltuk dedi ki:

    cennet mekan sultanımız selanikte durduğu 3 yılda ve istanbulda yaşadığı son 7 yılda bence olan biteni mutlaka yazmıştır.kendisinin marangoz ve mobilya ustası olduğu ve yaptığı eşyalara kripto benzeri şifreler yaptığı biliniyor.bu nedenle eğer hala sağlam olan yaptığı eşyalar varsa ,mutlaka kontrol edilmeli.bu deha sultanın o günün şartlarını anlatan tarihi bilgileri mutlaka gün yüzüne çıkarılmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.