YUNAN HARBİ
Babam, milletini delicesine severdi. "Ahmetcik", "Mehmetçik", sözlerini kullandığı vakit, öz evlâtlarından bahsediyormuş gibi, yürekten sevgisi derhal yüzünden okunurdu.
Babamın zaman-ı saltanatında yalnız bir tek harp hatırlıyorum. O da Yunan harbidir. Bu benim çocukluk zamanıma rastlamıştır. Hatırladığıma göre, haremdeki dairelere top top bezler getirilip dağıtılmıştı. Yaralı askerler için gecelikler dikilirdi. Hizmetkârlarımızla beraber sabahın erken saatlerinden, gece uyku saatine kadar dikiş makinelerimizin başmda bizden istenilen sayıda giyeceği yetiştirmeye çalışırdık. Bu hummalı faaliyet bütün muharebe müddetince devam etti. Ben de çamaşırlara düğme dikerdim. Aklımca büyük iş gördüğümü sanırdım. Babam aramıza gelir "Aferin evlâtlarım, Allah sizlerden razı olsun, vatan için çalışmak ne tatlıdır. Allah vatanımızı düşmanlardan muhafaza buyursun!" derdi. Biz bu sözlerden kuvvet ve şevk alırdık, zaman kaybolmasın diye gözümüzü iğnemizden ve makinemizden ayırmaksızın onu dinlerdik. Vatan! Vatan! Babam bunu bizlere ne kadar çok söylemişti.
Bir Talimhane Köşkü vardı. Geniş ve büyük bahçesindeki askerî kışlada maiyyet bölüğü bulunurdu. Talimlerini gider seyrederdik. Yunan muharebesinde kışlanın bir kısmını hastane yapmışlardı. Yaralı askerler geldikçe onlara nasıl ihtimam edeceğimizi bilemezdik. Babam bizzat buraya gelir, "Ahmetcik"lerini, "Mehmetcik"lerini okşar, hatıralarını sorardı. Yaralılara evlerimizden sigara, şeker ve saire hediyeler gönderirdik.
Babamın 33 yıllık saltanatında, yalnız bir defa, böyle milletçe acı günler gördük, fakat bu da çok uzun sürmemişti ve neticede şanlı ordumuz Yunanlılara galebe çalmış, tâ Atina önlerine kadar ilerlemişti.
Şadiye OSMANOĞLU - Babam Abdülhamid - Saray ve Sürgün Yılları


