Abdülhamîd'in devlet idare ve iradesini topyekûn üzerine alışı ve büyük şahsiyetini göstermeye başlayışı, ikinci toplantısında Meclisin kapatılmasından, Türk - Rus harbinin nihayete ermesinden ve kendisinin (Barok) ve (Rokoko) maskarası Dolmabahçe Sarayı'nı bırakıp Yıldız'a çekilmesinden sonra, yahut bunlarla beraberdir.
Hele Yıldız'a çekilip kendisine orada ayrı bir yıldız gibi hususî bir âlem kurması, evvelki ahmak ananeyi yıkması ve bu piç mimarî içindeki israf ve sefahat saraylarına sırt çevirmesi bakımından ne kadar manalı ve ne büyük bir şahsiyet tecellisidir. Babası Abdülmecid'in o soylu mimarî eseri Topkapı Sarayına ve Bağdat Kasrına bitişik olarak yaptırdığı, böylece şahsiyetimizin Batıya teslim edilişinde ilk vesikayı mekan çerçevesinde verdiği Mecidiye Kasrı ve arkasından Dolmabahçe sarayı ve onların soylu Batı mimarîsinde de piç diye tanınan kokona donu işlemesinden farksız (Barok) ve (Rokoko) biçimleri, bir de bu biçimlerin merkezinde, harem ağaları, harem dilberleri ve kurnaz vezirler elinde kukla pâdişâhlar, Abdülhamîd'e ne kadar giran gelmiş olmalı ki, ilk şahsiyetini, hemen Yıldız sırtlarına tırmanmak ve orada, çoğu sade ve ahşap köşklerde yuvalanmakla gösterdi.
[Necip Fazıl Kısakürek - UIu Hakan II. Abdülhamid Han]



