Vatanına ve Haysiyetine Düşkünlüğü

II. Abdülhamid Han'ın nasıl bir karaktere sahip olduğu ve özel hayatında ne gibi noktalar bulunduğuyla ilgili paylaşım ve yorum yapılabilecek forum.

Mesajgönderen Tuğra » 20 Eki 2010, 03:20


Sultan Abdülhamid, İttihatçılar tarafından tahttan indirilince Selanik'teki
Alatini Köşkü'nde mecburî yerleşime tâbi tutulmuştu. I. Balkan Harbi
esnasında Selanik'in elden çıkması söz konusu olunca, İttihat ve Terakki
Hükümeti Abdülhamid'den şehri terk etmesini istemiş, ancak şiddetli bir
tepkiyle karşılaşmıştı.
5 Y. Kenan Necefzade, II. Abdülhamid ve İttihat ve Terakki, İstanbul, 1967, s. 41 Ayşe
Osmanoğlu, a.g.e., s. 197.

Sultanın, hayatının hiçbir döneminde görülmeyen bir öfkeyle ayağa
fırlayıp bağırarak verdiği şu cevap, ancak vatanının haysiyetini temsil eden
bir Osmanlı sultanına yakışırdı:
"Dört devletle harp mi? İnanmam. Demek Balkanlarda bize karşı ittifak
oldu, öyle mi? Yunanlılarla Bulgarların birleşmesi nasıl olur? Başta
bulunanlar bu ittifakı anlayamadılar mı? Dört Balkan devletinin birleşip bize
saldıracaklarını işitsem inanmazdım. Çünkü onların birbirlerine
düşmanlıkları, hepsinin bize düşmanlıklarından ziyade idi... Bu nasıl bir
gaflettir! Bu devletler birleşemezler ki! Aralarında kilise kavgaları var...
Selanik, İstanbul'un anahtarıdır, Ecdat kanlarıyla sulanan bu
topraklar nasıl düşmana terk edilir? Bırakıp gidersek, tarih ve ecdat bizim
yüzümüze tükürmez mi? Şurdan şuraya gitmem. Bana bir tüfek veriniz.
Birlikte son nefesimize kadar müdafaa edelim. Hem bizim 2. ve 3.
ordularımız nereye gitti? Bu harbi idare eden kumandanlar kimlerdir? Ne
olursa olsun, bir yere gidecek değilim. Bunu bilmiş olunuz!
Allah devletimi bu hale getirenleri kahretsin! Düşmanla sava-şarak son
nefesimi vermek, bir Osmanlı hanedanı mensubu olarak hakkımdır. Bunu hiç
kimse elimden alamaz!"
Lâkin durumun vahameti tekrar izah edilince ve padişah V. Mehmed
Reşad'ın ricası iletilince, son derece şaşkın bir biçimde limanda demirleyen
Alman zırhlısına binmek ve İstanbul'a dönmek zorunda kalacaktı.
Osmanlı Devleti'nin, Almanya ve Enver Paşa'nın karşılıklı ayak
oyunlarıyla I. Dünya Savaşına sokulmasının (Ki İstanbul'a gelen Alman
İmparatoru II. Wilhelm'in bu yöndeki teklifini daha o zamandan kendisi
reddetmişti.) zatına nasıl tesir ettiği hakkında ise hissiyatını şöyle ortaya
ifade etmiştir:
Meclisi Mebusan ve Ayan Meclisi, "Kiliseler Kanunu"nu çıkararak maalesef bu ihtilafı
çözmüşlerdi. Selanik'te Alatini Sarayının muhafızlarından olan Ali Fethi (Okyar) Bey'in naklettiğine
göre, Sultan Abdülhamid'in bu kanunun çıkması üzerine gösterdiği tepki tam olarak şöyleydi:
"Abdülhamid, başını iki elinin arasına alarak: Eyvah! Şimdi Yunanlılarla Bulgarların el ele vererek
üzerimize çullanmalarını bekleyin! Ben bu birleşmeye otuz sene, bin bir bahane ve sebeple mani
olmuştum." Bkz. Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, Haz: C. Kutay, İstanbul, 1980, Tercüman
Yay., s. 142.

"İki Alman harp gemisinin Boğaz'dan süzülüp Karadeniz'e çıktığı gece,
sabaha kadar uyuyamadım. Bu maceranın devletime ne getireceği belli idi!
Son asır zarfında kendisiyle yaptığımız muharebelerin cümlesini
kaybettiğimiz Rusya ile denizlere hâkim İngiltere ve Fransa'yı karşımıza
almıştık.
Üstelik devlet ağyara (düşmana) el açacak haldeydi. Düyun-u
Umumiye'den (Genel Borçlar İdaresi) ve Reji (Tütün) İdaresi'nden tavizler
karşılığı alınmış borçlarla memurların aylıkları ödeniyordu.
Böyle akşamın sabahından hayır umulur mu?"8 Sonraki yıllarda, bu defa
1915'teki Çanakkale Savaşları sırasında, düşmanın Marmara Denizi'ni geçme
ihtimaline karşılık, payitahtın (başşehrin) Eskişehir'e taşınması gündeme
gelmişti. Sultan Reşad, "Biraderim hazır olsunlar, kendilerini Bursa'ya
nakletmek icap edecek. Ben de Konya'ya gideceğim." haberini gönderince,
Sultan Abdulhamid buda da karşı çıkmış gösterdiği tepki Selanik'tekinden
farksız olmuştu:
"Biraderim ne yapıyor? Hiçbirimiz payitahtı terk etmemeliyiz. Bahusus
kendileri ölünceye kadar burada kalmalıdırlar. Biz bütün hanedan, en küçük
ferdimize kadar burada memleketi müdafaa ederek ölmeliyiz. Ben Fatih
Sultan Mehmed'in torunuyum. Her tarafı sarılmışken bile askerlerinin
başında savaşan Bizans İmparatoru Konstantin kadar olamayacak mıyız?
Ben İstanbul'dan katiyen çıkmam. Burada ölmeye hazırım!"9
Tarihçilerin çoğu burada şu nokta üzerinde hemfikirdir: Eğer
Abdülhamid tahttan inmeseydi, Osmanlı Devleti, ne Balkan ne de I. Dünya
Savaşı'na (Kendi ifadesiyle girse bile, Almanya safında değil, deniz gücüne
sahip olan İngiltere safında yer alırdı.) girerdi ve bu savaşların çıkmasına kati
surette müsaade etmezdi. Bu anlamda, mesela 31 Mart'ın patlak verdiği gün,
Paris büyükelçisi Münir Paşa, bir "Balkan ittifakı projesini" gerçekleştirmiş
bir halde Bükreş'ten İstanbul'a dönüyordu.
Nitekim I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, Osmanlı'nın çöküşünü
görmeden (görseydi, herhalde ceddi I. Abdülhamid gibi -Özi Kalesi'ndeki
Müslümanları Ruslar katledince- kederinden ölürdü!) İstanbul Beylerbeyi
Sarayı'nda fâni hayata gözlerini kapatacaktı.
Abdülhamid Han'ın vatana ve vatan toprağının kutsiyetine verdiği değeri
gösteren mükemmel bir misal de şudur:
Ahmet Vefik Paşa, Rumelihisarı'nın üst tarafında kurulan misyoner
yuvası Robert Kolej'in arsasını Amerikalı Protestan misyonerlere satmıştı. Bu
zat ölürken, Eyüp Sultan'a gömülmek istediğini vasiyet etmiş, fakat zamanın
padişahı Abdülhamid Han buna katiyen müsaade etmeyip,
"Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini
dinlesin!" diyerek Eyüp Sultan'a değil, sattığı arsanın hemen önündeki
Rumeli Mezarlığı'na gömülmesini emretmiştir.
Kullanıcı avatarı
Tuğra
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 121
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:31

Dön Kişiliği ve Özel Hayatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron