Selamün Aleyküm.
Sultan Abdülaziz’in sebebi hala çözülememiş olan esrarengiz ölümünden ve V. Murad’ın iki ay kadar süren kısa saltanatından sonra, Sultan II. Abdülhamid Han Osmanlı tahtına oturdu. II. Abdülhamid Han, sadece kendinden önceki dönemlerden intikal eden ekonomik güçlüklerle değil, aynı zamanda 93 harbinin ortaya çıkardığı dış baskıyla karşı karşıya geldi.
Midhat Paşanın empoze ettiği Anayasayı, aynı Anayasanın 113. maddesine (1) dayanarak ilga edip sıkı yönetim ilan eden Abdülhamid Han; siyasi iktidarı eline geçirip, kendisini pasif bir halife halinde sadece dini meselelerle meşgul bir hale getirmek ve devlet hakimi olmak isteyen Midhat Paşayı (2) başbakanlıktan alıp, onu yurt dışına sürdü.
İçeride bu hadiseler olurken dışarıda, Fransa Kuzey Afrika’yı istila ediyor, öbür yandan da, Rusya ve Balkanlar Osmanlı Devletini yıkmak için işbirliği yapıyorlardı. Osmanlı Devletini paylaşmak için Batıda projeler yapılıyor (3) ve bu projeler iktizasınca Filistin’de bir Yahudi devleti, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurdurulmak isteniyordu.
İşte bu fikirlerin tahakkuku için, özellikle Tanzimat Fermanının azınlıklara getirdiği haklardan istifade eden Hıristiyan batı dünyası, Osmanlı devletini sıkıştırıyor –tıpkı bugün olduğu gibi- anarşik hadiseler çıkartıyor, ortaya “Hasta Adam” ve “Şark Meselesi” (4) gibi görüşler atılıyordu. İstanbul’da ve Devletin diğer köşelerinde yapılan bu gizli faaliyetlerin hangi yollarla propagandasının yapıldığı hakkında, Fransa’nın o zamanlar İstanbul’da bulunan Sefiri hariciyesine şu bilgiler veriyordu; “Majestelerinin (5) fotoğraflarını taşıyan gravürler, Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa ve Mehmet Rüşti Paşanınkilerle beraber, ekseriyeti Ermeni olan hamallar tarafından iki-üç kuruşa satılmaktadır, bu gravür ve posterleri, Bible-Houses (6) ve Mason localarıyla ilişkileri olan şahıslar vasıtasıyla elde etmektedirler (7).”
İşte Sultan Abdülhamid Han, Hıristiyan batı dünyasının, Haçlı seferlerinin devamı olarak sürdürdükleri bu faaliyetlerine karşı koymak için, kendi “Panislamist” siyasetini ortaya koydu. Toynbee’nin dahi endişe duyduğu bu panislamist siyasetiyle, Sultan Abdülhamid, batı dünyasına karşı Müslümanları bir bayrak altında toplamayı düşünüyor ve arzuluyordu (8).
Sultan Abdülhamid Han, bu siyasetiyle batıya karşı çıkıp, Ermeniler vasıtasıyla çıkartılan isyanları sert bir biçimde bastırınca, Ermeniler kendisine “Kızıl Sultan” “Le Sultan Rouge) demeye başladılar (9). İşte bugün dahi kimileri Kızıl Sultan derken kimleri sevindirdiklerinin farkında değiller.
Sultan Abdülhamid Han, Hıristiyan batı dünyasına karşı uyguladığı bu siyasi faaliyette, Dünya Müslümanlarını İstanbul’a bağlamak için, kendi “Hilafet” sıfatından istifade ediyordu. Onun için özellikle Gayri Müslimlerin idaresi altında bulunan Müslümanlarla ilişki kurmuş ve onları manen de olsa, İstanbul’a bağlamayı başarmıştır (10). “Onun için kabilelerde, hatta en asi olan bedeviler arasında bile temsilcileri vardı (11)”. Çoğu Tarikat Şeyhi olan bu gizli temsilciler, Türkistan’a, Hindistan’a (12), Afrika’ya (13), Japonya’ya (14), hatta Çin’e (15) kadar gönderilmiştir. Sultan Abdülhamid Han, bu şeyhler vasitasıyla Osmanlı Hilafetine beynelminel bir hüviyet kazandırmış, siyasi otoritesini Osmanlı Devletinin sınırları dışında da tesisi için oralarda adına Cuma hutbeleri okutturmuştur (16) .
Sultan Abdülhamid’in bu faaliyetlerini açık bir şekilde yürüten tarikat şeyhleri, Ebûl-Hudâ, Şeyh Rahmetullah, Seyyid Hüseyn el-Cisr ve Muhammed Zafir’dir (17). Fakat Panislamizm hareketinin esas yürütücüleri, faaliyetlerini gizli olarak yapan tarikat şeyhleriydi.
Kuzey Afrika’da, özellikle Sultan Abdülhamid’in müntesibi olduğu Şazeliye ve bunun bir kolu olan Medeniyi tarikatları faaliyet gösteriyorlardı. Konuyla ilgili bir arşiv vesikasında şunları okuyoruz; “Medeniler ki, dini ve siyasi reisleri İstanbul’da ikamet eden ve Sultan Abdülhamid’in şeyhi olan, Şeyh Zafir’dir, sayıları çok olup, bazen Libya’da çok aktifler” (18). Ayanı vesikanın devamında şunlar yazılıdır; “İslam’ın öngördüğü hedeflere varmak, yani emperyalist bütün yabancıları yok etmeye ulaşmak için, bütün tarikatlar, aynı propaganda usullerine başvurmaktadırlar”.
Fransız Konsey Başkanının sorması üzerine, onların Cidde konsolosunun Paris’e gizli olarak yazdığı 20 Nisan 1902 tarihli cevabi yazıda, “Şazeli Şeyhinin Osmanlı idaresindeki etkinliği ve Panislamizm’e olan katkısı şöyle anlatılmaktadır; “İmparatorluğun içlerinde olduğu gibi, dışişlerinde de çok büyük bir itibara sahip olan bu büyük Müslüman zatın nüfuz ve hareketi, büyük ve ehemmiyeti haizdir. Onda Dinde ve Tahta olan desteğin en sağlam misali görülür. İslam itikadının müdafaası ve Hilafet’in ihyası için her gün biraz daha yayılan hamiyyet ve gayreti, onun başına mübalağalı bir hürmet hâlesi geçirdi. Mevsûkan bildirildiğine göre, onun eseri şayan-ı dikkat derecede büyüktür: Büyük Şeyhi olduğu tarikatı, yeniden teşkilatlandırarak birkaç sene içinde bu tarikatı kuvvetli ve korkulacak bir müessese haline çevirmiştir. Böylece bu tarikat hem dini ve aynı zamanda askeri bir hüviyet kazanmıştır. Bu tarikatın kuvvetli olmasına sebep bir çok âmil vardır. Her şeyden evvel, çok güzel bir şekilde teşkilatlandırılmış olan silsile-i beratibi ve bütün müridlerin kesin olarak teslim olduğu, tesir kabul etmeyen disiplini; ve müridlerinin sayılarının fevkalade kabarık oluşundandır. Usta bir şekilde Türk politikasının gereklerine göre düzenlenmiş olan itikatları, Müslümanların heyecana gelmiş rüyalarına ve hararetli hayallerine ümid vermiş vermişe benziyor. Yalnız dini menfaatler için çalıştıklarını söyleyen tarikat müridleri, aynı zamanda kendilerini Panislamizm propagandasına adamışlardır (19) .
Osmanlı siyasetinin Batıya karşı en çok korkulacak faaliyetlerinin tarikatlar olduğunu söyleyen Fransız Konsolosu, yazısını şöyle devam ettiriyor: “Şunu iddia edebileceğimi zannediyorum ki, bu iki tarikat imtiyazlı olup, gayretleri ve siyasi faaliyetleri ile, iman eserinden başka hiçbir şeyleri görünmeyen diğer bütün İslami cemaatleri geride bırakmaktadırlar. Hülasa olarak, kuvvetli teşkilatları, müntesiplerinin çokluğu, sahib oldukları zenginlik ve yukarıdan gelen özel himaye sebebiyle, bu iki tarikat, bugün için Türk siyasetinin en faal ve en korkulacak aletleridir” (20) .
Batıya karşı bu şekilde mücadele veren tarikat hareketini tesirsiz hale getirmek için de, Fransız Konsolosu Paris’e şu tavsiyelerde bulunuyor; “Mümkün mertebe, sağlık ve ekonomik sebepleri bahane ederek, Müslüman tebaamızın Hicaz’a yapacakları Hacc’ı zorlaştırıp, azaltmak, birbirlerine rakip olan tarikatlara, bir takım imtiyazlar tevcih ederek, bu rekabetin artmasına yardım etmek, burada bizi ilgilendiren husus, bu rekabeti, kendi menfaatimiz yönünde işlemektir. Büyük Şerif’in (Mekke Şerifinin) bizim için desteğini ve teveccühünü kazanmak” (21).
Bu tavsiyeler daha sonra gerçekleştirilerek, tarikatları Osmanlı siyasetinden koparıp, kendi menfaatlerine hizmet ettirmenin yollarını araştırmak üzere, Fransız hükümeti, “Service des Affaires Musulmanes et Sahariennes” diye bir teşkilat kurmuştur (22) .
Netice olarak denilebilir ki, tarikatlar Sultan II. Abdülhamid Han’ın dış siyasetinde önemli bir rol oynamıştır. Onun Panislamizm denen dış siyaseti de, kendisine Kızıl Sultan lakabını takan Ermeni ve Yahudi komitacılarını himaye eden batı dünyasına karşı ortaya konmuştur...
Doç.Dr. İhsan Süreyya SIRMA
(Bu Makale İslam Dergisinden alıntıdır.)
İslam Dergisinin Kasım-1984 s. 40-41
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DİP NOTLAR:
1-Salnâme-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, İstanbul, 1298, s.24-25 ve İhsan Süreyya Sırma, Quelques documents inèdits sur le rόle des confrèries (Taripat) dans la politipue panislamique du Abdülhamid Sultan Abdülhamid II., İslâmi İlimler Fakültesi Dergisi, Ankara, 1979, S. 3, .283 vd.
2-Archives du Ministere des Affaires etrangeres de France, NS, Turquie, No: 408, s. 296.
3-T.G. Djuvara, Cent projets de partage de la Turquie (Türkiye’yi Paylaşmanın Yüz Projesi) Paris, 1914.
4-Eduard Driaut, La Qestion d’Orient, Paris, 1938
5-Fransız Kralı.
6-İstanbul’da kurulan Hıristiyan Misyoner Teşkilatı.
7-Archives du Ministere des Affaires etrangeres de France, NS, Turquie No:405, s.54.
8-Arnold J. Toynbee, La Civilisation à lèpreuve, Paris, 1951, s. 228.
9-Gilles Roy, La Sultan Rouge, Paris, 1936.
10-Uriel Heyd, Foundations of Turkish Nationalism, London, 1950, s. 101.
11-Victor Bèrard, Le Sultan, I Islam et les Puissances, Paris, 1907, s. 31.
12-Victor Bèrard, a.g.e., s. 36.
13-İhsan Süreyya Sırma, Fransa’nın Kuzey Afrika’daki sömürgeciliğine karşı Sultan II. Abdülhamid’in Panislamist faaliyetlerine ait birkaç vesika, Tarih Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 1977, S. 7-8, s. 157 vd.
14-İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in Uzak Doğuya gönderdiği ajana dair 6-9 Şubat 1978’de İstanbul’da yapılan 1. Milli Türkoloji kongresine tebliğ.
15-İhsan Süreyya Sırma, Sultan II. Abdülhamid ve Çin Müslümanları, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 1979, VII/3-4, s. 199 vd. – İhsan Süreyya Sırma, Pekin Hamidiyye Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Tayyip Okiç Armağanı, Ankara, 19789, s. 159 vd.
16-İhsan Süreyya Sırma, Quelques documents inèdits, s. 285.
17-Andrè Duboscq, I’Orient Mèditerranèen, impression et essais sur quelques èlèments du problème actuel, Paris, 1917, s. 155-156.
18-İhsan Süreyya Sırma, Fransa’nın Kuzey Afrika’daki sömürgeciliğine karşı Sultan II. Abdülhamid’in Panislamist faaliyetlerine ait birkaç vesika, Tarih Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 1977, S. 7-8, s. 157 vd.
19-İhsan Süreyya Sırma, 19. yy. Osmanlı Siyasetinde büyük roy oynayan tarikatlara dair bir vesika, Tarih dergisi, İstanbul, 1978, S.XXXI, s. 185.
20-İhsan Süreyya Sırma, a.g.e., s. 185.
21-İhsan Süreyya Sırma, a.g.e., s. 186
22-İhsan Süreyya Sırma, Quelques documents inèdits, doc. No: 6.



