Recep Yazıcıoğlu

Diğer kategorilere uymayan her konu hakkında yazabileceğiniz, bilgi ve fikir paylaşımında bulunabileceğiniz forum bölümü.

Mesajgönderen Hüdavendigâr » 27 Eki 2008, 18:06


Türkiye'nin başına gelen en iyi şeylerden biriydi Rahmetli Yazıcıoğlu. Allah mekanını cennet eylesin. Onun gibi yöneticileri başımızda görmekten her daim mutlu oluruz. İşte hayatı:

[center][/center]
Tokat, Aydın, Denizli ve Erzincan eski valisi (d. 2 Haziran 1948, Sürmene - Trabzon, ö. 8 Eylül 2003, Polatlı - Ankara)

Kişiliği
Görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı, sıradışı fikirleri ve enerjisiyle Süper Vali olarak anıldı. Sağlam ve eşsiz karakteri ile herkesin sevgisini kazanmış bir insandı. Halk ile bir bütün olmuş insanların güvenini kazanmış çok sevilen bir vali idi.

Vefatı
2 Eylül 2003'de Eskişehir-Ankara Yolu üzerindeki Temelli Belediyesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasından 2 gün sonra bitkisel hayata girerek 8 Eylül 2003 tarihinde vefat etti. Cenazesi Aydın'ın Söke ilçesinde 10 Eylül 2003'de toprağa verildi.

Vali Yazıcoğlu'nun geçirdiği trafik kazası pek çok kişiye göre komplo olarak düşünülmektedir. Vali Recep Yazıcıoğlu devletin hiçbir imkanının şahsi işleri için kullanmayan birisiydi. Bu yüzden gözündeki rahatsızlığını tedavi ettirmek için gideceği Ankara'ya makam otomobiliyle değil kendi imkanlarıyla gitmeyi tercih etti. Yazıcıoğlu'nun Ankara'ya gideceği günlerde Denizli Ziraat Odası Başkanı Haldun Tellioğlu da bir iş için Ankara'ya gitmek üzereydi. Vali Recep Yazıcıoğlu'na beraber gitmeyi teklif etti ve Tellioğlu bir tekstil firmasından emaneten Mercedes marka bir otomobil aldı. Mercedes'in şoför koltuğuna ise Denizli Ziraat Odası muhasebecisi Berkant Korkut oturtuldu. Tecrübeli bir şoför olmayan Korkut, Temelli yakınlarında geç fark ettiği trafik ışıklarında durabilmek için fren yaptı ancak otomobilin kontrolünü kaybetti. Araç yol kenarındaki istinat duvarına çarptı. Haldun Tellioğlu olay yerinde, Recep Yazıcıoğlu ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Hayatı
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni tamamladıktan sonra 1968'de Aydın'a maiyet memuru olarak atandı. 1971-1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca ilçelerinde kaymakamlık görevinde bulundu. 1975 yılında da asteğmen olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığında askerlik görevini tamamladı.

1984 yılında 36 yaşında en genç vali olarak Tokat Valiliği'ne atanan Recep Yazıcıoğlu 14 Ağustos 1989'da Aydın Valisi olarak göreve başladı. 19 Ağustos 1991 tarihinde Erzincan Valiliği'ne, 26 Eylül 1999'da Merkez Valiliği'ne, 30 Ocak 2003'te de Denizli Valiliği'ne getirildi.

Felsefesi
Sistemin işleyişine sık sık ağır eleştiriler getiren Yazıcıoğlu halkın sistemin içerisinde olmadığını bundan dolayı bürokrasinin hantallaştığı ve bu yüzden yerinden yönetim sisteminin uygulanması gerektiğini dile getirmiştir.

Vilayet yönetimleri dönemindeki uygulamaları üniversitelerde tez konusu olan [kaynak belirtilmeli] Recep Yazıcıoğlu Tokat Valiliği sırasında torba bütçe uygulamasıyla ile Cumhuriyetten bu yana yapılan dersliklerden daha fazla derslik kazandırmıştır.

Vali Yazıcıoğlu Erzincan Valiliği sırasında doğa sporları ile uğraşmış ve yörenin doğa sporları turizmine açılmasına katkı sağlamıştır.

Denizli'nin Acıpayam İlçesi'ne bağlı Eskiköy'de vatandaşlar tarafından yaptırılarak iki köyü birbirine bağlayan köprüye trafik kazasında yaşamını yitiren eski Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun adı verildi.

Denizli'de İncilipınar mevkisinde yapılan büyük parka Vali Recep Yazıcıoğlu'nun adı verildi.

Kemaliye-Başpınar arasında Karasu Nehri üzerinde (Fırat Nehri'nin Kemaliye (Erzincan) İlçesinden geçen kolu) yapılan, yapımında Recep Yazıcıoğlu'nun çok emeğinin geçtiği, ve Köprü dizisine de konu olan köprünün adı Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsüdür.

Erzincan'ın Kemaliye İlçesi ile Çaltı İstasyonu arasındaki en uzun karayolu tüneline de Vali Recep Yazıcıoğlu ismi verilmiştir.

Aydın il merkezinde Aydın belediyesince yaptırılan kültür merkezinin ismine de Vali Recep Yazıcıoğlu adı verilmiştir.

Köprü Dizisi ve Yazıcıoğlu
Yazar Ayşe Kulin tarafından kaleme alınan Köprü adlı romandan esinlenilerek çekilen ve Star TV'de Erzincan Valiliği sırasında yapılması için büyük emek harcadığı Başpınar Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü'nün konu edildiği bir dizi film yayınlanmaktadır. Valiyi sanatçı Erdal Beşikçioğlu canlandırmaktadır. Dizide ki karakter ismi Faruk Yazıcı'dır.

Wiki
En son Hüdavendigâr tarafından 27 Eki 2008, 18:12 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Bir yıldız gibi kayıp gitti, ardından milyonlar geliyor...
Kullanıcı avatarı
Hüdavendigâr
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:19

Mesajgönderen Hüdavendigâr » 29 Eki 2008, 22:49


Recep Yazıcıoğlu'na ait sözler:

Türkiye'de Genel Müdürlükler kendi kozasını örmüş devlet içinde birer dükalıktır. Bunların bir bayrakları eksik. Bunlara bir de bayrak verilirse dükalık oldukları açıkça görülecektir. Fakat, Allah'tan kanunlar engel olduğundan bunu yapamıyorlar.
“ "Tüten insan çağdaş olmaz.


"Bu iş devletin işi. Biz hizmet makamıyız, naz makamı değil."

"Denizli Tekelistana dönmüş. Her köşe başında bir Tekel bayii var”

“Artık bundan sonra cafe ve benzeri yerler İngilizce isim kullanmayacak, yani ‘cafe’ değil ‘kahve’ yazılacak” Bir Hafta Sonra Öldü.

Bizim toplum söyleniyor ama söylemiyor.

"Kim "Kutsal Devlet" diyorsa, kutsal değerlere küfür ediyordur."

"Bu Sistem Değişmeli" 1.Kitabının kapak sözü

"Sil Baştan" 2. Kitabının kapak sözü

Devletin kutsalı olmaz. Kutsal olan insandır, millettir, duygudur. Üç-beş kişinin biraraya gelip kurduğu yönetim organizasyonunun adı olan devletin nesi kutsal.

"Bizde demokrasi talebi yok; bu yüzden de antidemokrat adamlar istedikleri gibi at koşturuyorlar."
Atçalı Kel Mahmut 1826"da hademe olarak çalıştığı valiliği basar ve kendini vali ilan eder. Buna ilk demokrasi girişimi deniliyor. İşte ilk demokrasi girişimi böyle olursa, bugünün demokrasisi de böyle olur...

Kendi çıkarlarını korumak isteyenler önce "sistem elden gidiyor, rejim tehlikede" derler.

"Ülkenin dirliği" hep, menfaatlere çalışıyor. Kim bu ülkenin dirliğini savunanlar, bir düşünmek gerekiyor.

Sistem ya da rejim halkı içine çekerek güçlendirilir. Askerdeki Kürt çavuşlara bir bakın bakalım nasıl da çakı gibi askerlik yapıyorlar. Doğu halkı sistemin içine çekilip sorumluluk verilseydi bugün doğu sorunu olmazdı."

“Bir gün kaymakamı ziyaretinde içeride ocak bucak başkanları, çivi karaborsacıları, lastik bilmem necileri var iken, kaymakamın babasına “Otur” yerine “Ne var Mustafa Bey” diye sorması”, babası ile kaymakamın ilişkilerini koparıyor ve dört yıl görüşmüyorlar.(bundan sonra Kaymakam olmaya karar veriyor.

"Ben öyle aman aman şeyler söylemiyorum. Söylediklerim 5 yıllık kalkınma planlarında yazan, hükumet programlarında yeralan, Meclis'ten geçmiş ama hayata geçememiş konular. Karnımdan değil yürekten konuşuyorum"

Herkes sisteme teslim, yeniden yapılanma için eylem yok. Halkın talebi yok. Halkımız duyarsız, ilgisiz. Çarkıfelek'e, Sibel Can'a gösterdiği ilgiyi değişime göstermiyor. Siyasi iktidar bindiği dalı neden kessin? Duyarsız yığınlar kendi varlığının farkına varmadı, çünkü örgütlenemedi. Bana sorarsanız millet sınıfta kaldı. Halkımız korkuyor çünkü ana dayağı, baba dayağı, polis dayağı, asker dayağı ile halkımızı korkutuyoruz. Bu kadar dayaktan sonra duyarsız oluyor. O kadar ki; kendisine zararlı olan yiyecek ve içecekleri söylüyoruz adam anlamıyor. Beyaz ekmek yeme, beyaz ekmek demek nişasta demek, tansiyon, kolesterol demektir diye anlatıyoruz, adam yine gidip beyaz ekmek alıyor. Boyalı içecek içme diyoruz, tabii içecek, ayran iç diyoruz adam anlamıyor. İçki, sigara tüketimi ve kumar oynamada dünyada dördüncüsüyüz. Bu muazzam halktan ne beklenir!"

Mezar taşına şunu yazdırmayı düşünüyor;
“ "Hür, demokrat, adam gibi bir ülkede yaşayamadan gitti".”

"Devlet kademesinde yükselmenin üç yolu olduğunu vurgulayarak, Valilik abartılmamalı. Her görev önemlidir. Önemli olan geldiğin konumun yükseklik derecesi değil, yaptığın iş ne olursa olsun onun en iyisini yapmaktır. Ben de işimi yapmaya çalışıyorum.
İnsanlar devlet kademelerinde nasıl yıkselir diye sorulursa, ya hak ederek, ya sürünerek ya da yaltaklanarak yükselirler. Bu gibi pek çok yöntem vardır. Ben hak ederek geldiğime inanıyorum.

Bizim yetişme tarzımızda, eğitim sistemimizde yasakçı bir anlayışı var. Tartışma, sorgulama, araştırma ve eleştiri yok. Ezilmiş, bozulmuş, yasaklanmış, kalıplara sokulmuş, siyah beyaz dediğimiz mutlak doğrularla yatıp kalkan bir kültür, eğitim sistemimiz var. Biz halk olarak mutlak doğrulara teslim olmuşuz. Halbuki ne sosyal alanda, ne teknik alanda mutlak doğru yoktur. (Neden Çağdaş Uygarlık Düzyine Ulaşamdık diye soran çocuğa ölmeden önceki son röportajından)

Bizler hiçbir şeyden şüphe duymuyoruz. Üretici olamıyoruz. Bizler sadece bekliyoruz. Vali tebdili kıyafet giysin Denizli'yi kurtarsın. Başbakan Türkiye'yi kurtarsın. Böyle bir şey yok. Kurtarıcı halktır. Halkın örgütlü gücüdür, halkın katılımıdır. Problemler bu şekilde çözülür. Ama biz hep kurtarıcı, kurtar bizi ana, kurtar bizi baba gibi yetişme tarzımızdan kaynaklanan beleşçi bir yaklaşım içindeyiz. Bu nedenle bizden dinamik bir yapı, dinamik, özgür, üretken beyinler çıkmıyor

Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.

Gidemediğimiz yer bizim değildir
Bir yıldız gibi kayıp gitti, ardından milyonlar geliyor...
Kullanıcı avatarı
Hüdavendigâr
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:19

Mesajgönderen Yılmazer » 30 Eki 2008, 01:23


Devlet olmanın toprak kazanmak/ sahibi olmakla mümkün olmadığını, mühim olanın o topraklara hizmet götürmek olduğunu anlatan vurucu sözü: ''Gidemediğimiz yer bizim değildir''.Bu bağlamda düşünürsek, acaba Türkiye'nin, gerçek manada, ne kadarı bizim?....
Gün gelecek geleneklerin katýlýðýný O Peygamber kýracaktý
Henüz uzaktý o günlerden ne yazýk ký Kays'ýn çaðý...
Yılmazer
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 60
Kayıt: 23 Eki 2008, 22:00
Konum: İstanbul

Mesajgönderen raskolnikov bazarov » 30 Eki 2008, 13:40


Yılmazer yazdı:Devlet olmanın toprak kazanmak/ sahibi olmakla mümkün olmadığını, mühim olanın o topraklara hizmet götürmek olduğunu anlatan vurucu sözü: ''Gidemediğimiz yer bizim değildir''.Bu bağlamda düşünürsek, acaba Türkiye'nin, gerçek manada, ne kadarı bizim?....




Doğrusu bu ya, bir zamanlar benim idolümdü merhum valimiz.'Alayına isyan inadına mülki idare!' naraları attığım demlerde, muhayyilimde hep Recep Yazıcıoğlu gibi bir kaymakam, bir vali olabilme hayali vardı.Onun sıradışılığı, içtenliği beni hep etkilemişti.Nitekim hakkında anlatılanlar insanı O'na hayran bırakıyordu.Kaymakamdı; ama bizim bildiğimiz kaymakamlardan değildi, valiydi; ama bizim bildiğimiz valilerden değildi.O farklıydı.

Tabii yine merhumun beyan ettiği üzere: ''Gidemediğimiz yer bizim değildir!'' sözü her bakımdan anlamlı düşünecek olursak.Hiçbir şey boşluk kabul etmiyor.Sen gitmezsen başkaları dolduruyor bir şekilde.Ve bu, daha sonra çözülmesi artık nerdeyse imkansız sorunları beraberinde getiriyor.
En son raskolnikov bazarov tarafından 30 Eki 2008, 13:42 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
''Beni evhamlý sanýyorlardý, hayýr! Ben sadece gafil deðildim, o kadar.'' II. Abdülhamid Han
raskolnikov bazarov
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 2
Kayıt: 23 Eki 2008, 20:57


Dön Serbest Kürsü

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir