Özel hayatında olduğu gibi devlet idaresinde de israftan kaçınır, dengeli
bir harcama siyaseti güderdi. Kendi alışverişini yapan ağalara tek tek
aldıkları malların fiyatını sorar ve sarayın mutfak harcamalarını bizzat
kontrol ederdi. Bu yüzden "Pinti Hamid" suçlamalarına maruz kalmıştı.
Devraldığı umumî borçların yekûnu 4 milyar Frank'tı. İlk iş olarak aşırı
artmış saray masraflarını kıstı. Haremi ve teşrifat usullerini daha sade bir
düzene soktu.
Hatıratında, Osmanlı borçlarını nereden nereye getirdiği ve kendinden
sonrakilerin devleti tekrar borç batağına nasıl sapladıklarına şöyle parmak
basmıştır:
"Hükümdarlık makamına geldiğim zaman, 300 milyon liraya yaklaşan
dış borçlarımızı -iki büyük harbin ve birçok ayaklanmanın gerektirdiği
masrafları karşıladıktan sonra- 30 milyona indirmeyi başardım. Yani, onda
birine! Nazım Beyle (İttihatçı) arkadaşları ise, benim bıraktığım otuz milyon
borcu, bugüne kadar 400 milyona (Mart 1917 itibarıyla) çıkardılar."
İttihatçılar bununla da kalmamışlar, Abdülhamid'i tahttan indirdikten
sonra Yıldız Sarayını yağmalamış ve 550 bin altın liralık
hazineyi ve mücevheratı gasp etmişlerdi. Ayrıca, sultanın, Kredi Lyon ve
Alman bankalarındaki 1,5 milyon altın liralık servetine de zorla el
koymuşlardı.
Yıldız yağmasına itiraz eden filozof-şair Rıza Tevfik Bey'e, Takıl Paşa
pişkince şu cevabı vermişti: "Ne yapalım Rıza Bey, İttihat ve Terakki'nin
paraya ihtiyacı var! İhtiyacımızı da ancak Yıldız Sarayı'nın hazinesi temin
eder!"
İttihatçıların bu "han-ı yağması" hakkında, Sultan Abdülhamid'in kızı
Ayşe Osmanoğlu'nun yaptığı değerlendirmeler oldukça düşündürücüdür:
"Saltanatı, İttihatçıların ileri gelenleri sürüyordu... İttihat ve Terakki'ye
mensup yüksek şahıslar memleketin mukadderatını ellerine almışlar, bir
kısmı kendi keselerini doldurduğu gibi, bir kısmı da dolduranlara bile bile
göz yumuyorlar, devletimizi adeta imha ediyorlardı. Bu adamların haremleri
(eşleri) kürkler, pırlantalar içinde yüzüyor, sırf eğlenmek ve sefahat yapmak
için seyahatlere (ekseriye Almanya'ya) gidiyor, Yıldız Sarayı ile diğer saraylardan
yağma olunan serveti, Üçüncü Ordu adına cebren (zorla) aldıkları
babamın şahsî servetini, Paris'te sattırdıkları hanedana ait mücevheratı bu
sefahat seyahatlerinde kullanıyorlardı."
Son İmparator



