Osmanlı Döneminde Ortadoğu'ya Bakış

Osmanlı Devleti'yle ilgili okunması gereken yazıları paylaşabileceğiniz, yorumlarınızı yapıp sorularınızı sorabileceğiniz forum bölümü.

Mesajgönderen Tarık026 » 20 Kas 2008, 19:15


Selamün Aleyküm.

Ortadoğu'daki bu günkü yabancı etkisini anlayabilmek ve cereyan eden olayları sağlıklı bir biçimde yorumlayabilmek için özellikle yakın tarihi iyi bilmek gerekir. Olayların kökü Asr-ı Saadet e, "Abbasiler e ve Selçuklular a kadar dayanıyorsa da", bütün bir tarih yerine sadece ondan bir kesit olan Osmanlı dönemini incelemek bile insaf ve ibret sahipleri için, sanırız yeterli olacaktır. Zira, zihniyetin hiçbir zaman değişmediği görülmüştür. Papa II Urbanlar, Papaz Piyer Lermitler, Çar Deli Petrolar, Yahudi Teodor Herzl ler dün neyse bugünde aynen öyledirler.
O Cihan devleti ki, bütün fitne ve fesadın mihraklarına karşı bağlı olduğu Yüce inanç uğruna, sorumluluk alanında yaşayan, bütün insanlar arasında din, dil, ırk, mezhep gibi hiçbir fark gözetmeden, kanı kadar para da dökerek sadece bu bölgede değil, dünyanın dört bir yanında adalet, güven ve emniyet unsuru olmuştu.
Bir bölge düşününüz ki, üç kıta arasında bulunsun, tarih medeniyet ve dinlerin merkezi olsun, petrolü, pamuğu, Nil i, Fırat ı ve Süveyş kanalıyla ticaret, iktisat ve askeri bakımdan daima bir numaralı önem taşısın da bu bölgenin insanı rahat bırakılsın. Mümkün müdür? Tablo işte karşımızda: bir günümüzde bütün acılığıyla cereyan eden olaylara bakınız, bir de sulh, sükun ve huzur dolu eski günlere.
Osmanlı neler yapmıştı? O İlay-ı Kelimetullah aşkına çağlar kapayıp, çağlar açan cihangir insanların yaptıklarını tek tek anlatmaya imkan var mı? Yalnız şu kadarla ifade etmek gerekirse eğer, Onlar her şeyden önce adildiler; beraberlerinde bulunanlar kendi aralarında daima merhametli, din düşmanlarına karşı ise gayet şiddetli idiler. Ve her bakımından da güçlü idiler.
Bu öyle bir güçtü ki, bugün Fransızı, İngilizi, İsraili, Rusu ve Amerikalısı ile pek çok yabancı unsurun bölgedeki icraatını, Filistin meselesini, Irak'taki iç savaşını, Lübnan problemini, kısaca Ortadoğu nun daha doğrusu Müslüman'ın dramını daha iyi anlayabilmek için Osmanlı Devletinin sadece denizlerdeki faaliyetlerinin bir bölümüne isterseniz bakalım.

Her tersanede 50.000 işçi çalıştıran, bir anda 137 kadırgayı ve kalyonu kızağa koyup imal eden atalarımız dünyanın en büyük kalyonları ile denizler de hüküm sürmüşler. O kalyonlar ki, 3300 mürettabı ve en az 50'si 40'ar okkalık demir gülle atan "Balyemez" isimli toplarıyla birlikte birer yüzer kale misali İslam'ın denizlerde hakimi oldular.

Kendine ve inancına dokunulmadığı sürece herkesle dost olan, hatta onlara himaye ellerini uzatan Osmanlı'lar aksi şekilde hareket edenlere karşı da müsamahasız olmak zorundaydı. Atlas Okyanusundaki Azor takımadalarından, kuzeyde İzlanda, İrlanda ve İngiltere'ye kadar Rıza-i Bari için seferler yapan bu şanlı donanmanın 17 asırdaki sadece Cezayir Beylerbeyliğine ait donanması bütün İngiliz donanmasından daha büyüktü. Önceleri İngilizleri gözetip, koruyan Atalarımız, daha sonra Plymoth, Baltimor ve Bristol limanlarına sefer yapmak zorunda kaldılar. 1624-1631 yıllarında Sicilya adalarını fethedip İngilizlerin Amerikalılarla ile ticaretini kontrol ettiler. Bir müddet sonra da Amerika kıtasına, Kanada'ya kadar sefer yaptılar. Güneyde Hint Okyanusunun, Ekvator çizgisini aşıp doğuda Sumatru, Malezya, Singapur ve Filipinler'e kadar gittiler.

Donanma öyle güçlü idi ki, bundan iki asırdan daha az bir süre önce (1793 de) 11 gemisi Osmanlılar tarafından zapt edilen ABD'nin o günkü başkanı G.Washington çok kuvvetli bir donanma kurdurdu. Ancak sadece Cezayir donanması ile bile baş edemeyeceğini anlayarak 5 Eylül 1975 de anlaşma yaparak Osmanlı ya düzenli olarak vergi vermeyi taahhüt etti.G. Washington ile Osmanlı Devletinin temsilcisi Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı nın karşılıklı imzaladıkları "Türkçe Metinli" antlaşma 22 maddeliktir.

Almanya İmparatorunu, Venedik Doçunu, Rusya Çarını ve emsalini yıllık vergilere bağlayan Cihan Devleti asırlarca sadece ve sadece Ortadoğu'nun değil, dünyada da yardımına başvurulmak için (Fransa, İngiltere, Almanya ve Kırım gibi...)sırası geldiğinde bir hami: din ve vicdan hürriyetinin timsali, sulh ve sükunun bekçisi oldu. Ancak bu O'na ve insanlığa çok görüldü. Harp meydanları düşmanları için çıkar yol değildi ve siyonistlerin sürekli gayretleri, bankacılığın yaygınlaşması, ticaret usullerinin değişmesi, para ayarlamaları, yeni ham madde kaynaklarına olan ihtiyaçlar... gibi faktörlerle birlikte bütün İslam dışı güçler bir araya geldiler. Israrlı gayretler birbirini takip etti. Ödemeler dengesinde bozulmalar görülmeye başlandı, israfın arttı. Toplumda asırlardır bağlı bulunan değer hükümleri yerine her şeyde taklitçilik benimsenir olmuştu. Yüce hedefler yerine laleler, şiirler, saraylarda avunma hastalığı baş göstermeye başlamıştı.

Devletin unsurları olan eyaletler, valilikler, emirlikler, bölgecilik, ırkçılık, kavmiyetçilik... gibi batın icadı bölücü fikirlerle zehirlendi. Gün geldi, gün görmüş Hükümdarlarına atılan bombalar alkışlandı, gün geldi hilale karşı haç ve siyon yıldızı ile birlik olundu. Netice de sürekli baskılar, kışkırtıcı faaliyetler ve çeşitli entrikalar ile günümüze gelindi. Osmanlı'nın ahı bir tutmaya görsün, şimdi her biri ayrı telden çaldırılan, değişik dünya görüşlerine sahip, bölük pörçük devletçiklerin oluşturduğu bir Ortadoğu çıktı karşımıza... Osmanlı gitti ama huzur bir türlü gelmedi. Ortadoğu bir türlü iflah etmedi.

Osmanlı dan günümüze kadar Ortadoğu başı kesilmiş horoz gibi can çekişmeye devam ediyor. Egemen zulmün kendisi, koruyucusu ve kollayıcısı ABD (küfür) şemsiyesi yerine, Ortadoğu insanı mutlak hakikat (zırhını) hücrelerine varıncaya kadar kuşanmadıkça ölümünden beter can çekişmeye devam edecektir.

Ne mutlu hayatı İman ve Cihad dan ibaret gören Hakikat kılıcını kuşanmış kişilere...
Selametle...
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak...
Kullanıcı avatarı
Tarık026
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 56
Kayıt: 28 Eki 2008, 22:36
Konum: Edirne

Mesajgönderen Tarık026 » 19 Oca 2009, 19:57


Selamün Aleyküm.

Gümüzde Ortadoğu'da yaşanan sıkıntılar üzerine bir röpörtaj;

İsrail'in yaptığı soykırım;
Amerikalı ünlü Yahudi akademisyen Prof. Norman Finkelstein, İsrail'in Gazze operasyonuna isyan etti. Yapılan katliama çok sert tepki gösteren Finkelstein, İsrail'in Gazze'de Holokost (Yahudi soykırımı) yaptığını söyledi.

Hem annesi hem babası Holokost'tan kurtulan Finkelstein, İsrail'in "delirdiğini" düşünüyor. Nazilerin II. Dünya Savaşı'nda Yahudilere yaptıkları ile İsrail'in Filistinlilere reva gördüğünü aynı kefeye koyan Finkelstein, "Gazze'de yapılan katliamdır, kıyımdır." diyor. Finkelstein, yakınları soykırıma uğramış Amerikalı bir Yahudi olarak İsrail'e karşı hiçbir hissî bağ duymadığını, İsrail'in barış düşmanı bir ülke olduğunu kaydediyor.

İsrail'in sadece Batı Şeria'nın kendisine verilmesi durumunda barış yapacağını savunuyor. Türkiye'nin Gazze katliamlarına verdiği tepkiyi ise olumlu buluyor. Bazı çevrelerin Başbakan Tayyip Erdoğan'a yönelik eleştirilerine karşı çıkan Finkelstein, "Kendisine en yüksek saygılarımı sunuyorum." ifadesini kullanıyor.

Prof. Finkelstein, Holokost'un Yahudilerce istismar edildiğini anlattığı "Holokost Sanayi" kitabının yayınlanmasının ardından DePaul Üniversitesi'ndeki işinden olmuştu. İsrail de ünlü bilim adamının 10 yıl boyunca ülkeye girmesini yasaklamıştı.
Finkelstein, İsrail'in sadece Batı Şeria'nın kendisine verilmesi durumunda barış yapacağını savunuyor. Finkelstein'ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

İsrail bu operasyonu ile neyi amaçladı?

Temelde iki hedefi var. Birincisi Arap devletleri arasında korku yayarak caydırıcılık gücünü tekrar takviye etmek. Bu İsrail'in stratejik doktrininin temel ilkelerinden biridir. Arap ülkeleri İsrail'in büyük askerî kuvvetinden korkmalı, İsrail'in istediklerini yapmalı ve emirlerine itaat etmelidir.

İsrail'in caydırıcılık kapasitesi Mayıs 2000'de Hizbullah'ın işgalci İsrail ordusunu Güney Lübnan'dan çıkarması üzerine sarsılmıştı. Bu yenilginin hemen ardından İsrail caydırıcılığını tekrar tesis etmek için Hizbullah ile yeni bir savaş hazırlığına girdi. 2006'da uzun hazırlıklara ve harekatta hava kuvvetlerinin yoğun olarak kullanılmasına rağmen İsrail, Hizbullah'a karşı bir defa daha rezilane bir hezimet yaşadı.

İkinci gaye ise Filistin'in barış "hücumunu" akamete uğratmaktı. Araplarla barışı müzakere etmemek de İsrail'in diğer temel ilkelerinden biridir. İsrail, Araplara her zaman emir vermek ister ama müzakere etmek istemez. Hamas, çok ılımlı bir çizgiye doğru geliyordu. 1967 öncesi sınırlar çerçevesinde barışa "evet" diyebileceğinin kuvvetli sinyallerini göndermeye başlamıştı. Suriye ve Batı Şeria'daki Filistin liderliği de bu yönde işaretler veriyordu. İsrail, milletlerarası camianın son 30 yıldır desteklediği bu barış planına mecbur edilebileceği endişesine kapıldı. Bu tür barışa ABD ya da şöyle diyelim, ABD destekli İsrail itiraz ediyor. Hamas gittikçe ılımlı bir çizgiye doğru ilerliyor, 2008 Haziran'ında kabul edilen ateşkese riayet ederek de güvenilir bir barış ortağı olabileceğinin işaretlerini veriyordu. Yani sözünü tutuyordu. Bu arada İsrail ne yapıyordu? İsrail ateşkesin mühim şartlarından biri olan Gazze tecridinin kaldırılması için hiçbir şey yapmadı. İsrail'in stratejisi Filistinlilerin bu barış "hücumunu" öldürmekti ki İsrail, bunu her zaman yapar. Filistinlileri her zaman tepki vermeye zorlar. Ya Hamas'ı tamamen tahrip etmek istiyor ya da o kadar fazla zarar vererek Hamas'ın "biz hiçbir zaman İsrail ile müzakere etmeyiz" demesini temin etmeye çalışıyor. Bu da tam olarak İsrail'in istediğidir. İsrail hiçbir zaman karşısında ılımlı, makul bir barış muhatabı görmek istemez. Böyle bir muhatap ortaya çıkarsa milletlerarası baskının artacağını çok iyi bilir. Hamas şu an çözümden yana, sözlerini tuttu. Sözlerini tutmayan ve müzakere etmek istemeyen taraf İsrail'dir.

İsrail'in barışla pek ilgilenmediğini söylüyorsunuz...

İsrail barış istiyor ama kendi şartlarında bir barış istiyor. Bu şartlardan mühim bir tanesi Batı Şeria'nın İsrail'e bırakılması.

Harekat İsrail açısından başarılı mı?

Öncelikle kullandığımız ifadelere dikkat etmemiz lazım. Burada ne bir harekat var ne de bir savaş. Burada olan katliamdır, kıyımdır. 200-300 çocuk öldürülmüşse bu savaş olamaz. Kuvvetli bir ordu savunmasız bir halka saldırırsa, bu bir savaş olmaz. Eğer bir kovada balık avlarsanız, buna kimse savaş diyemez. Bir İsrailli köşe yazarının dediği gibi bir hapishanede insan avlamak için jetleri ve helikopterleri göndermeye cesaret denemez. Şu an olan savaş değildir. Ölenlerin üçte biri çocuklar. Bu sadece bir katliamdır.

İsrail'in amaçları açısından baktığımızda başarılı olduklarını teslim etmemiz gerekir. İsrail'in çılgın bir devlet olduğu, aklını kaybettiği ve emirlerine uyulması gerektiği konusunda Filistinliler ve Araplar arasında bir korku oluştu. İkincisi ise Hamas bir barış ortağı olarak yok ediliyor. Hamas'tan şimdi "asla masaya oturmayacağım" türü laflar duyacaksınız. İsrail'in istediği tam da budur.

İsrail'e terörist devletten başka ne denebilir? İnternet sitenizde, Holokost kurbanlarının, çocuklarının Nazilerin kendilerine yaptıklarını, şimdi Filistinlilere yaptıklarını söylüyorsunuz. Bu doğru bir niteleme mi?

Birçok yorumcunun dile getirdiği gibi sanıyorum İsrail aklını kaybediyor, deliriyor. Bunları dürüstçe ifade etmemiz gerekiyor. Bütün dünya, Amerika, Avrupa, Asya barış isterken, bu ülke savaş, savaş ve yine savaş istiyor. Gazze katliamları başladığı hafta İsrail basınında İsrail Silahlı Kuvvetleri'nin tamamının Gazze ile ilgilenmediği, zira İran'a karşı bir harekat düşünüldüğü yazıldı. Daha sonra aynı hafta Lübnan'a karşı askerî bir harekat planlanabileceği haberleri yer aldı. İsrail çılgın, deli bir devlet.

Sorum, siz bu nitelemeye katılıyor muydunuz? Yani Holokost kurbanlarının torunları Nazilerin yolundan mi gidiyor?

Sitemdeki fotolara bakın ve kendiniz karar verin. İnsanların ne düşünmesi gerektiğini ben söyleyemem. Söylediğim şu, fotoğraflara bakın ve karar verin. (Fotolar için: http://www.normanfinkelstein.com/article.p...11&ar=2510)

Hem anneniz hem babanız Holokost'tan kurtuldu. Holokost'a bu kadar ehemmiyet atfeden İsrail'e giremiyorsunuz. Neden?

Bakın bir konuyu açıklığa kavuşturayım. Ben İsrail'e girmeye çalışmıyordum. İsrail'e gitmek için özel bir arzum yok. İşgal altındaki Filistin topraklarında bulunan dostlarımı görmeye gidiyordum. İsrail, arkadaşlarımı görmeme engel oldu. Milletlerarası hukuka göre buna hakları yok aslında. İsrail'e hiçbir şekilde milli güvenlik tehdidi filan arz etmiyordum. Böylesine çıldırmış bir ülkeyi görmek için, dediğim gibi, özel bir ihtirasım yok.

Bazı Yahudi aydınlar, İsrail'in bir terör devleti olduğunu söylemeye başladılar. Katılıyor musunuz?

Eğer katılmasam, başka ne diyebilirim bilemiyorum. Harekatın amacı sivil halkı korkutarak, Filistinlilerin İsrail'den çekinmelerini temin etmekti. Terörün sözlükteki manası şudur: Siyasi bir hedefe ulaşmak için sivil halkın hedef seçilmesi. Bu katliamların hedefi sivil halkı terörize etmek ve günün sonunda Filistinlilerin aman dilemesini sağlamak üzere sivil altyapının mümkün mertebe tahrip edilmesiydi. Okullara, camilere, ambulanslara, hastanelere, BM yardım kurumlarına saldırdığınızda bu nasıl isimlendirilmelidir? Eğer bunlar terör değilse, terör nedir?

Büyük ses getiren Holokost Sanayi kitabınızda İsrail'in berbat insan hakları ihlallerini gözden kaçırmak ve eleştiriye karşı bağışıklık kazanmak için Holokost'u istismar ettiğini savunuyorsunuz. Bu son harekatta bunun örnekleri yaşandı mı?

Evet kullanmaya çalıştılar ama çok mide bulandırıcı bir şekilde. Amerikan Yahudi Komitesi Başkanı David Harris bir makale yazarak, Gazze'deki harekatın 27 Ocak'a yakın zamanlarda gerçekleşmesinin bir tesadüf olmadığını, zira 27 Ocak'ın Holokost kurbanlarını anma günü olduğunu dile getirdi. İkisi arasında bir bağlantı olduğunu ima etti. Hakikatte bir bağlantı var, o da şu: İsrail Gazze'de bir Holokost yapıyor. Tabii ki Harris'in söylemek istediği bu değildi, Holokost kartını oynamak istiyordu. Artık bunun çok işe yaradığını düşünmüyorum. Gazze'deki katliamlar gösterdi ki hem milletlerarası kamuoyunda hem de Yahudi cemaatinde İsrail'e olan destek azalıyor. Dolayısıyla, Holokost ya da anti-semitizm kartı eskisi kadar işe yaramıyor.

-Sizi de anti-semitik ilan edenler vardır.

Dediğim gibi artık bu propaganda işe yaramıyor.
Filistinliler, 1948'de planlı etnik temizliğe maruz kaldı
"Cüret'in Ötesinde" kitabınızda İsrail'in, Filistinlilerin etnik temizliğinden sonra kurulduğunu ancak bu etnik temizliğin önceden planlanıp planmadığının net olmadığını söylüyorsunuz. Bu netleşirse, 1948'de İsrail'in yaptığı soykırım mı olur?

Artık şunu söyleyebiliriz, evet etnik temizlik önceden planlanmıştı. İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Sholomo Ben Ami bile birkaç yıl önce yayınlanan "Savaş Yaraları" isimli kitabında 1948'de Filistinlilerin planlı bir etnik temizliğe maruz kaldığının net olduğunu söylüyor. Bu önceden planlanan etnik temizliğin de Siyonist felsefenin mühim düsturlarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Etnik temizlik etnik temizliktir ve savaş suçudur ama soykırıma girer mi bilmiyorum.

Gazze'deki olayları ve genelde İsrail-Filistin ihtilafını yansıtırken Amerikan medyası neden bu kadar İsrail yanlısı?

Sanıyorum iki sebebi var. Öncelikle İsrail bölgede Amerikan menfaatlerine hizmet ediyor. Amerikan basını Amerikan menfaatlerine hizmet eden bütün devletleri mazur görür. Mesele budur ve diğer ülkeler için de geçerlidir. Suudi Arabistan ve Mısır gibi korkunç ülkeler de Amerikan basınınca mazur görülür. Ayrıca benim etnik unsur dediğim bir sebep var. Gazetelerin birçoğunda ve genel olarak medya sektöründe ciddi bir Yahudi mevcudiyeti var ve Yahudi dayanışması burada rol oynuyor. Ancak bu ikinci sebebi biraz nüanse etmemiz gerekir. İlk unsuru yani İsrail'in bölgede Amerikan menfaatlerine hizmet ettiğini aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. İkincisi de liberal Yahudi çevreler katliamların başladığı ilk günden itibaren harekata mesafe koydular.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i sert bir şekilde eleştiriyor. Bu çok alışılmış bir şey değil bir Türk başbakanı için. Karşılığında da ABD'de bazı çevrelerden sert eleştiriler alıyor. Siz Erdoğan'ın Gazze meselesindeki duruşunu nasıl buluyorsunuz?

Keşke daha fazlasını yapsaydı. Katar, Moritanya, Bolivya ve Venezuela gibi bu çılgın ülke ile diplomatik ilişkileri kesseydi. Ancak şu anki durduğu yerin bile muhteşem olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Hamas'ın Türk hükümetinin jestlerine saygı duyması ve Türk askerlerinin sınırlara yerleştirilmesine sıcak bakmasından memnun oldum. Bu Türk hükümetine yönelik çok büyük bir saygı ve takdir ifadesi.

Türkler Filistinlilere merhametle, adaletle, hürmetle muamele ediyor. 2003'te ABD'nin Irak işgalinden önce Türkiye nasıl Amerikan askerlerinin topraklarını kullanmasına müsaade etmediyse şimdi de aynı doğru yerde duruyor. Bütün Türkler bundan gurur duymalıdır. Erdoğan ve Türk halkına en yüksek saygılarımı gönderiyorum.

İsrail şeytani bir devlet

Hem annesi hem babası Holokost'tan kurtulmuş birisi olarak İsrail'in Gazze'deki harekatı hakkında şahsen ne düşünüyorsunuz?

Acımasızca, vahşice ve gayri-insani araçlarla bu savaşları sürdüren İsrail'e karşı ciddi bir hissiyatım olmayalı uzun bir süre geçti. İsrail vandal bir ülke. Rus bir yazar çağdaş vandal ülkelere "Telegraflı Cengiz Han'lar" ismini takmıştı. İsrail, "bilgisayarlı Cengiz Han". Bu devlete karşı herhangi bir bağ hissetmiyorum. Orada çok güzel dostlarım var ve tabii ki hiçbir şekilde zarar görmelerini istemem. Bunu söylemekle birlikte, zaman zaman İsrail'in cehennemden çıkmış bir ülke olduğunu düşünmeye başladım. Şeytani bir devlet. Nüfusunun % 90'ı katliamlar karşısında coşkuya kapılıyor, gurur duyuyor, katliamı gerçekleştirenleri kutsuyor ve kahraman ilan ediyor. Bir çocuk bahçesine Sherman tankı gönderip, çocukları yakarak yok etmek, bu mudur kahramanlık, bu mudur cesaret?

DePaul Üniversitesi'nde hocalık yapmanız engellendi, Princeton'dan doktoranızı alırken bile zorlandınız. Bütün bunlar neden başınıza geldi?

Bazı problemlerim olduğu doğru. Ancak Gazze'de olanlar karşısında bunları tartışmanın çok yersiz, aptalca ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. 300 çocuk katledildi, yakıldı, bütün Gazze'ye fosfor bombaları atıldı. Bu insanların on yıllardır tekrar ve tekrar inşa etmeye çalıştıkları hayatları bir defa daha yok edildi. İsrail dediğimiz ülke 1978'de, 1982'de, 1993'te, 1996'da, 2006'da ve 2008'de tekrar tekrar işgal etti Arap topraklarını ve sürekli yok etti, tahrip etti. Sonra da bu şeytani, narsist insanlar ellerini başlarının arkasına alıp, "Bizi neden kimse sevmiyor?", "Neden komşularımız bizim de bu topraklarda olmamıza tahammül edemiyor?" diye soruyor. Nasıl tahammül edebilirler ki?

Selçuk Gültaşlı
En son Tarık026 tarafından 19 Oca 2009, 20:08 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak...
Kullanıcı avatarı
Tarık026
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 56
Kayıt: 28 Eki 2008, 22:36
Konum: Edirne


Dön Osmanlı Tarihi

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir