Selamün Aleyküm.
-Musul’un Kaybedilişinde Siyasi Safha
a-) Lozan Konferansı:
Türkiye’nin güney hududunun çizilmesi dolayısıyla ortaya çıkmış bulunan Musul meselesi Lozan Konferansının, üzerinde en çetin münakaşa ve mücadelelerin cereyan eden mesele olmuştur. Türkiye için hayati bir önemi olan Musul, müzakerelere ve bütün müttefiklerine hakim olan İngiltere için de gerek zengin petrol yatakları gerekse Hindistan yolunun emniyeti bakımından ele geçirilmesi zaruri addedilen stratejik ve iktisadi önemi bakımından özellikli bir bölge idi. Devletler hukukunu çiğneyerek yaptığı işgali resmileştirebilmek için müttefikleri üzerindeki bütün nüfuzunu sonuna kadar kullanmıştır. Lozan konferanslarında Türk siyasi iradesi için bilhassa Musul meselesinde çetin bir mukavemet ve muhalefetle karşılaşacağını kestirmek hiç de güç olmasa gerek. Dr. Rıza NUR’un doğrusu inanmakta güçlük çekebileceğimiz beyanına göre, daha Lozan’a gitmeden kendilerine “Musul için hiç uğraşmayın” denilmiştir (Dr. Rıza NUR, Hayat ve Hatıralarım, C. III, İstanbul, s. 982). Eğer bu doğrusu ise Lozan’a bu telkin ve daha doğru tabiri ile söylemek gerekirse, emrin tesiriyle giden İnönü, Musul’u gerektiği gibi müdafaa etmemiştir.
Gerçekte de bu meseleyi önce İngilizlerle özel mahiyette bir takım görüşmelerle ve pazarlıklarla halletmeye kalkışmıştır (Dr. Rıza NUR, Hayat ve Hatıralarım, C. III, İstanbul, s. 1019). Meseleyi İnönü’nün hususi görüşmelerle halletme yoluna gitmesi İngilizlerin elini daha da güçlendirmiş olmakla kalmayıp, İngiliz müzakereci Lord Gürzon’un görüşmeler esnasında daha küstahlaşmasına sebebiyet vermiştir. Halbuki İngilizler Lozan öncesi tamamen karamsar bir haliyeti ruhiyeye bürünmüş ve ümitsizlik içindeydiler İngiltere Baş vekilinin Lord Gürzon’a yazdığı mektuptan da anlaşılacağı üzere, “Şimdiye kadar aşmağa muvaffak olduğun güçlükler çoğalmakta. Gazetelere bakılacak olursa eğer, Türklerin Musul’u bir münakaşa konusu yapıp anlaşmamaları ve Musul’a bir askeri harekat yapmaları muhtemeldir. Zira bizim böyle bir harekata mukabil karşılık veremeyeceğimiz içinde bulunduğumuz iktisadi ve askeri sebepler ortadadır. Bu takdirde halkımız en az yarısı ve bütün dünya, petrolün hatırı için Musul’u işgal ettiğimizi ve sulhu de petrol sebebiyle reddettiğimize kanaat edeceklerdir” (Earl of RONALDSHAY, The Life of Lord Gürzon, T. III, London, 1928, s. 332). Bu mektuba müteakip şahsi görüş teatisinde bulunmak üzere Bonar, Gürzon’u Paris’e davet eder. Bu görüşme sonrasında yazdığı mektupta Gürzon şöyle der; Bonar’ı bir kavga gürültü kopartmaktansa, Musul, Boğazlar ve İstanbul’u terk edip herhangi bir şeyden ve hatta her şeyden vazgeçmeye çok hevesli buldum” (Earl of RONALDSHAY, The Life of Lord Gürzon, T. III, London, 1928, s. 332). Musul gibi Türkiye için stratejik, beşeri ve iktisadi önemi son derece büyük olan bir vatan parçasının, gerek Lozan’da gerekse Lozan’dan sonraki safhalar da gerekli ciddiyet, azim ve dirayetle müdafaa edilmediğinin inkarı gayri ciddi bir davranış olacaktır. Halbuki tüm gerekliliklerin yanında, son on yılını ağır savaş şartlarında geçirmiş ve harap hale gelmiş Türkiye’nin yaralarını sarmasına çok önemli bir iktisadi merhem olacak olan Musul petrollerinin de elden çıkmasına göz yumulmaktaydı, Lozan Konferansında baş müzakereci olan İsmet Paşa’dan sonra ikinci yetkili durumunda olan Dr. Rıza NUR bu konu hakkında şöyle der; “Fakat İsmet Lozan’da Musul için daima bana; Canım , gel şunu bırakalım da, sulh yapalım der, beni zorlardı. Ben: Olmaz, bütün mukavemetlerimizi yapalım derdim. Oda; Canım sonra boca ederiz, sulhü kaçırırız, verelim derdi. Boca onun tabiridir” (Dr. Rıza NUR, Hayat ve Hatıralarım, C. III, İstanbul, s. 982).
“Ki; bu konuda sadece Baş müzakereci İsmet Paşa değil, sözüm ona müşavir sıfatı taşıyan pek çok kimse
de vazifelerini gerektiği gibi yapmamış, müzakerecilere yardımcı olmaları yerine Lozan’a dolmuş bulunan ‘İngiliz Entellijans Servisi’ mensupları ile Musul petrolleri üzerinde imtiyaz dalaveralarına girişmişlerdi” (Dr. Rıza NUR, Hayat ve Hatıralarım, C. III, İstanbul, s. 1002).
“Nihad’ın (burada bahsi geçen Nihad; Nihad Reşad BELGER’dir) getirdiği kadınlar da çok, erkekler de çok, erkekler imtiyaz istiyorlar, ezcümle Musul petrollerini. Meğerse bu adamlar hep İngiliz istihbaratının memurları imiş, sonradan anlıyoruz, bir tanesi de dedektif imiş. İlk görüşte anlamıştım zaten, herif bana rüşvet teklif etti, kovdum. Bunun hikayesini nihayetinde sonra anlatacağım. Nihad’ın bize getirip tanıştırdığı, takdim ettiği adamlardan diğer bir tanesi Seliye adında bir geldani. En mühim petrol ticarethanesi tarafından geliyormuş, bir dalevaracı serserinin teki. Odama bir kutu sigara yolluyor, bıraktırmış, bir de gravat, hemen geri yolladım. Baktım hali şüpheli, bunu da kovdum. Şimdi bu adam Paris’te Türk Ticaret Odasına reis yapmışlar. İşte Nihad’ın getirdiği insanlar böyle, kadınlar, erkekler hep böyle, kendisi de imtiyaz almak, zengin olmak peşinde, Hülasa karı getiriyor, imtiyaz avcısı getiriyor” (Dr. Rıza NUR, Hayat ve Hatıralarım, C. III, İstanbul, s. 998).
Heyetler arasında yapılan özel görüşmelerde başta Lord Gürzon olmak üzere heyetimize belli başlı tavizler vermeyi teklif etmişlerse de heyetimizin anlaşılamaz tutumları sebebiyle Lozan’da birçok hususta olduğu gibi Musul konusunda da bu tavizleri koparamamışlardır. Lord Gürzon İngiliz Parlamentosunda yaptığı uzun ve teferruatlı konuşmasında: “Asil Vilkont meselesinin şu ciheti hakkında konuşurken bana iki sual sordu. Musul meselesinin Lozan’da öne sürülmesinden ve buna çok fazla önem verilmesinden dolayı bana esef etti. Bu noktayı yanlış anlamış, Musul meselesi Lozan’da şöyle yer aldı. Kendisinin de anlayacağı üzere Sevr Muahedesinin bir tekrarı ve onun yerine konulan Muahedede Türkiye’nin Asya ve Avrupa hudutlarını tespit etmemiz lazımdı. Türkiye’nin Avrupa, Trakya hududunu çizmemiz icap ettiği gibi, Asya’da da Suriye ve Mezopotamya hududlarını tespit etmemiz lazım olageldi. Bu sebepten dolayı Asya’da Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin güneyi hududu tayin meselesinin de Muahedede yer alması icap etmekteydi. Biz müzakereye başlamak üzere iken Türkiye birinci müzakereci, benden meselenin zapta geçirilmemesi ve kendisiyle meselenin hususi pazarlık etmemi istedi. Ben de buna çok memnun oldum. Zira meseleyi ve bilhassa petrol işine verilen önemden dolayı bu konunun yani Musul meselesinin Lozan’a getirmek, dünya nazarında bu meseleye dair alakayı arttıracaktı. Türk Baş müzakereci ile yapılan pazarlıkların bir netice vermemesi ve kanaatlerimin zapta geçmesi talebine binaen son çare olarak Muahedeye dahil edeceğimiz şeyi halletmek üzere bu meseleyi açık müzakereye koyduk. Müzakere başladıktan sonra da Kraliyet Hükümetinin bana verdiği yetki ve selahiyeti kullanarak meseleyi istekleri doğrultusunda Cemiyet-i Akvam götürdüm (Earl of RONALDSHAY, The Life of Lord Gürzon, T. III, London, 1928, s. 333).
Aslında sadece Türkiye’yi ve İngiltere’yi alakadar eden bu mesele için müttefiklerinin de desteğini sağlayan Lord Gürzon: “anlaşma olmadığına göre, meselenin Cemiyet-i Akvam’a havale edilmesi gerektiğini, bu yapıldığı takdirde Cemiyet-i Akvamın alacağı kararı kabul edeceğini söyledi”. Müttefik müzakereciler de Lord Gürzon’un konuşmasını teyit eden konuşmalar yaptılar (Lozan Zabıtları, I. Takım, I. Cild, I. Kitap).
Halbuki Türkiye’yi tekrar savaşmakla tehdit edip, nihayetinde bu tehditlerinin de neticesi olarak Mesele, Cemiyet-i Akvam götürülmesi kararının verilmesine sebep olan Lord Gürzon, bu konuşmayı yapmadan kısa bir süre önce İngiliz Başvekili tarafından şahsına çekilmiş şu telgrafı almıştı. “Kanaatlerimi tam olarak bilmene rağmen muhtemel bir ihtilafı önlemek için kanaatimce hayati ehemmiyeti haiz bir iki şeyin mevcut olduğunu tekrarlamam belki iyi olur. Birincisi şudur ki: Musul için harbe gitmemeliyiz. Sevr Muahedenamesinden arta kalanı korumak için Türklerle yalnız başımıza savaşmayacağız. Bu nokta da fikrim o kadar katidir ki, önceden kestirilemeyecek bir sebep dahil hiçbir şeyin fikrimi değiştirebileceğini zannetmiyorum. Binaenaleyh bundan başka hiçbir siyaset hakkında mesuliyet kabul edemem” (Earl of RONALDSHAY, The Life of Lord Gürzon, T. III, London, 1928, s. 333).
Oysaki Lozan Konferansının başarısızlığa uğraması ihtimaline karşın karşılaşılabilecek olumsuzlar için “Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaset”ince çok gizli kaydıyla bir plan hazırlamıştı. Fakat bu plan Musul’un kaybını önleyecek bir taaruzi mahiyet taşımasına rağmen hiçbir zaman kullanılmayan atıl bir ihtiyaç gibi bir kenara atılmıştır (Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1970, Eylül Sayısı).
Mecliste Lozan ile ilgili yapılan münakaşa ve müzakereler neticesinde muhaliflerin sözcüsü konumundaki Ali Şükrü Bey feci bir suikast sonucu öldürülüyordu. Heyet kesilen Lozan görüşmelerine tekrar katılır ve taviz üstüne taviz vererek müzakereleri sonuçlandırıp, “Lozan Sulh Muahedenamesi”ni imza ederler. Bu antlaşmanın 3. maddesinde bu konu söyle neticelendirilmiştir: “Türkiye ile Irak arasındaki hudud işbu muahedename’nin mevki-i meriyete vaz’ından itibaren dokuz ay zarfında Türkiye ile Büyük Britanya arasında suret-i muslihanede tayin edilecektir. Tayin olunan müddet zarfında iki Hükümet arasında itilaf husule gelmediği takdirde ihtilaf, Cemiyet-i Akvam Meclisi’ne arzolunacaktır. Hattı hudud ittihaz olunacak karara intizaren Türkiye ve Britanya Hükümetleri mukadderat-ı kat’iyyesi bu karara muallak olan arazinin hal-i hazırında her hangi bir tedbil ikaına beis olacak mahiyette hiçbir harekat-ı askeriye veya sairede bulunmamayı mütekabile taahhüt ederler”.
Selametle...



