Mizaç ve Ahlâkının Belirgin Özellikleri

II. Abdülhamid Han'ın nasıl bir karaktere sahip olduğu ve özel hayatında ne gibi noktalar bulunduğuyla ilgili paylaşım ve yorum yapılabilecek forum.

Mesajgönderen Tuğra » 05 May 2010, 20:16


Büyük hünkâr II. Abdülhamid Han, bilinenin aksine kan dökücü, zalim ve
dahası "kızıl sultan" karalamalarını hak edecek mizaçta bir padişah
değildi. Tam tersine son derece merhametli, şefkatli, yufka yürekli ve
bağışlayıcı bir karakter ve ahlâka sahipti.
O kadar ki en büyük düşmanlarını bile çoğu defa bağışlamaktan
çekinmeyecek kadar şefkat ve merhametine -zafiyet düzeyinde- yenik düşen
bir hükümdardı. Mesela Sadrazam Mithat Paşa'nın, Sultan Abdülaziz'in
katlinden dolayı Yıldız Mahkemesinin verdiği, idam cezasını müebbet (ömür
boyu) hapse çevirmiş; kendine karşı mücadele eden Namık Kemal gibi Jön
Türklerin ve İttihatçıların önde gelen pek çok şahsiyetini affetmiş; hatta
onlara ve ailelerine maaş dahi bağlatmıştı.
Sultan Abdülhamid'in en belirgin yönlerinden biri de dengeli ve otoriter
bir kişiliğe sahip olmasıdır. Dış politikada izlediği "denge siyaseti" ve
batmakta olan devleti kurtarmak için içte ve dışta aldığı katı ve koruyucu
tedbirlerde bu durum kendini açıkça belli eder.
Bu yüzden Abdülhamid, yapıp ettikleriyle anlaşılamamış veya anlaşılmak
istenmemiş; dışarıda "kızıl sultan" iftiralarına, içerdeyse "müstebit" (baskıcı)
ithamına maruz kalmıştır. Hâlbuki onu böyle davranmaya, sürekli olarak su
almakta olan devlet gemisini her geçen gün daha fazla içine çeken anaforik
şartlar ve saltanatının her anlamda karışık ve zorlu bir döneme rastlaması
sebep olmuştu.
Niyazi Berkes'in şu tespiti bu anlamda çok önemlidir ve yukarıdaki
kanaati destekler mahiyettedir:
"Abdülhamid rejimi, halkın iradesine karşı tek adamın zorla koyduğu bir
rejim değildir. Abdülhamid rejimi kendini zorunlu kılan şartlar altında
biçimlenmiştir."
Abdülhamid Han'ın bir başka ayırt edici vasfı, zannedilenin tam aksi
istikamette yeniliğe ve gelişime açık, son derece "reformist" bir padişah
olmasıdır. Devrinde, Batı'daki ilmî ve teknolojik gelişmeleri, icat ve keşifleri
yakından takip etmiş ve anında, devletin imkânları çerçevesinde ülkesine
intikal ettirmiştir. Bu konuda kendisini "gerici" olmakla suçlayan İttihatçıları
bile geride bırakacak ölçüde muazzam yeniliklere imza atmıştır.
Abdülhamid'in, eğitim, kültür, sağlık, ulaşım ve bayındırlık alanında
yaptığı müthiş reform hamlelerini düşmanları dahi gerçekleştirememiş ve
çaresiz bir şekilde onu takdir etmekten kendilerini alıkoyamamışlardır.
Gerçekten de onun zamanında yapılan reformlar, Osmanlı'nın son devrinde
görülen ve hatta Cumhuriyet idaresine bile temel teşkil edecek çapta
fevkalade büyük reformlardı.
Sultan Abdülhamid'in karakterinin dikkat çekici hususiyetlerinden bir
diğeri ise gayet tedbirli, temkinli ve müteyakkız (uyanık) olmasıdır. Babası
Abdülmecid'in "kuşkulu ve sükutî (sessiz) oğul" dediği Abdülhamid'in,
nispeten aşırıya kaçacak seviyede vehimli (şüpheci) ve kuruntulu olduğu
söylenebilir.
Ancak bu da tamamen yaşadığı dönemin olağanüstü şartlarından, iç ve
dış karışıklıklardan, kaypak bir zeminde siyaset yapmanın zorluğundan ve
nihayet çevresinde güvenilir kişilerin ve sağlıklı bir ortamın olmamasından
kaynaklanmaktaydı.
Yoksa gerek içerde gerekse dışarıda kendisi ve devletini yıkmaya yönelik
komploları takip edişi ve entrikalardan önceden haberdar olup, lazım gelen
tedbirleri erkence almaya koyulması, dayanağı olmayan boş bir kuruntu
değildi.
Muhaliflerinin
iddia ettikleri gibi, gölgesinden bile korkan -böyle olmadığını
bomba ve 31 Mart hadiselerinde gösterdi- ve etrafına daima şüpheli gözlerle
bakan ve insanların peşine hafiye (ajan) takmaktan zevk alan birisi değildi.
Devletinin çıkarları ve devrinin kendine mahsus halleri neyi
gerektirmişse sadece onu yapmaya çalışmıştı. Belki biraz aşırıya kaçmış
olabilir, ama bunda da mazur görülecek kadar geçerli mazeretlere sahipti.
Hatıratında kendini şu ifadelerle savunmuştur:
"Hayatımı, bana sadık olanların uyanıklığına borçluyum. Başımdan
geçenler, asabı (sinirleri) en kuvvetli insanı dahi sarsmaya kâfidir. Bütün bu
tecrübelerden sonra, ihtiyatlı olmama şaşmamak lazım...
Benim ne şartlar altında yetiştiğim her zaman unutuluyor... Kardeşimden
sonra tahta çıktığım vakit, etrafımı, entrikalardan örülü ağlar içine
hapsetmek isteyen insanlar almıştı.
O zaman, hayatımı ve tahtımı muhafaza edebilmek için, kurnazlara karşı
kurnazca hareket etmek icap ettiğine karar verdim."
Bu konuda en sağlıklı ve objektif değerlendirmeyi yapanlardan biri de 15
sene başkâtipliğini yapmış olan Tahsin Paşa'dır:
"Bu vehmin kısmen bir yaratılış icabı olduğunda şüphe olmamakla
beraber, gerek şehzadeliği ve veliahtlığı gerekse padişahlığı zamanında
etrafını kuşatan insanlar, onu bu vehim yolunda tahrik ve teşvikten geri
durmamış, daima vehmini kızdıracak hadiseler göstermişler, her tarafta
onun hayat ve saltanatına düşmanlar bulunduğunu söyleyerek saltanattan
mahrumiyet ve ölüm tehlikeleriyle vehme alabildiğine vüs'at (genişlik)
vermişler. Hatta çok defalar ortada hiçbir sebep ve vesile yokken onun
vehmini körükleyecek hadiseler icat etmişlerdir.
Sultan Hamid'in tarihini yazanlar, onun kusur ve kabahatlerini tespit
ederken, bütün bu kusurlu ve kabahatli işlere sebep olan vehmin membaı
(kaynak) ve menşei (kökeni) hakkında tetkikat (inceleme) yapmadan mütalaa
(fikir) yürütecek olurlarsa hatalı bir yoldan gitmiş olurlar. Sultan Hamid'i
etrafındaki adamlarla, sadrazam ve nazırlarıyla (bakanları), saray
mensuplarıyla; hulasa bir dakika peşinden ayrılmamış olan muhiti (çevresi)
ile muhakeme etmek (yargılamak) en doğru yoldur."

Son İmparator / İsmail Çolak
Kullanıcı avatarı
Tuğra
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 119
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:31

Dön Kişiliği ve Özel Hayatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir