Jön Türklerin Paris'i

Beğendiğiniz edebiyatçılara ait olan veya kendi yazdığınız edebi yazıları paylaşabileceğiniz forum bölümü

Jön Türklerin Paris'i

Mesajgönderen Yılmazer » 13 Kas 2008, 17:04

Jön Türklerin Paris'i


Ahmet Haşim, 1920 yılında yayımlanan bir yazısında harika bir "Paris'i Görmüş Zat" portresi çizer. Paris'i görmüş adam aslında Paris'i görmeyen yegâne adamdır; memleketinde hayret etmek için hiçbir şey bulamaz, fakat Paris'e ayak bastığı andan itibaren en sıradan şeyleri bile 'başka bir yıldızın eşya ve eşhası' gibi ömür boyunca unutulmayacak olağanüstülükler olarak görür.
Ülkesine döndükten sonra her cümlesine bir Paris hatırasını hatırlatarak başlayan ve zihni 'görüp anlamadığı bir âlemin tasnif edilememiş hatıra parçalarıyla hâlâ perişan' olan Paris'i görmüş zat, Haşim'e göre, Victor Hugo'nun "İstanbul'a Bakan Adam" adlı resminde, streskop camından İstanbul'u seyreden ve gördüklerini 'muhayyirü'l-ukûl' bulduğu için gözleri dışarı uğra­yan gülünç ve ahmak adama benzemektedir.

Paris'i görmeyenler, Hoca Tahsin Efendi'ye göre dünyaya gelmiş sayılmazlardı. Onun "Âleme gelmiş sayılmaz gelmeyenler Paris'e" mısraı, Paris sevdasını eşsiz bir belagatle özetler. 1860'lardan itibaren aşağı yukarı yüz yıl boyunca Türk aydınları için hürriyetin, düşüncenin, sanatın, edebiyatın kutsal şehri Paris'ti; ilk fırsatta soluğu orada almak için can atar, hatta bazı­ları Paris sokaklarında işportacılık yapmayı kendi ülkelerinde önemli bir adam olmaya tercih ederlerdi. Sırf Paris kaldırımlarını çiğnemiş olmak bile bir zamanlar hatırı sayılır bir itibar kazandırıyordu. Küçük bey tahsilini bir de orada ikmal etmişse, tamam, ne kendisinin ne de yakınlarının burnun­dan kıl alabilirdiniz.

Yakup Kadri, Rebia Tevfik Başokçu'nun Avrupa'da Yirmi Senem Nasıl Geçti (1942) adıyla yayımlanan hatıratına yazdığı "Bir Hayat Tecrübesi" başlıklı takrizde, II. Abdülhamid devrinde, aydın geçinen bazı yetişkinlerin ve seçkinlerin dilinden "Bu memlekette vali olacağına, git, Avrupa'da kundura boyacılığı et, daha iyi!" lâfının düşmediğini, nice delikanlıların bu telkine kapılıp mekteplerin arka kapılarından sıvışarak kapağı nasıl Avrupa'ya attıklarını anlatır. İşin kötüsü, bunların hiçbiri oralarda kendi alın teriyle yaşama imkânı bulamamış, ya kara bir sefalet içinde eriyip gitmiş, ya vatandaşlarını dolandırarak geçinmiş yahut yine memleketlerinden, kendi hısım ve akrabalarının ellerinden damlayan küçücük yardımlarla yarı aç yarı tok bir ömre katlanmışlardır. Yakup Kadri, Bir Sürgün adlı romanında, kahramanı Doktor Hikmet böyle bir dramı yaşatmıştır.

Yahya Kemal, bir yazısında "Ah Paris! Tarif etmek için lügatte bir kelime bulunmayan Paris!" diye inler. "Paris'i aşkını duyduğumuz bir vücut ve ruh gibi severdik" diyen Abdülhak Şinasi'ye göre de, Paris'in Türk aydınlarının zihinlerinde kazandığı anlamları sözlüklerde ve ansiklopedilerde bulmak mümkün değildir; "Bu, uçmuş birtakım râyihaları toplamak istemeğe benzer. O zamanlar dünyanın mühim bir kısmı için Paris'in âdeta bir mistiği vardı (...) Tıpkı dindarların gönüllerini aydınlatan mukaddes şehirler gibi, hayalleri nurlara gark eden bir şehirdi."

Bu sevdaya kapılıp soluğu Paris'te alan Jön Türklerin bu şehirde yaşamak için hangi semtleri tercih ettiklerini, hangi evlerde, otellerde, pansiyonlarda yaşadıklarını, hangi lokantalarda yemek yediklerini, hangi kahvelerde pineklediklerini, nerelerde buluştuklarını vb. merak ediyorsanız, Karaköy'e, Bankalar Caddesi'ndeki Osmanlı Bankası Müzesi'ne gidip küratörlüğünü Prof. Dr. Edhem Eldem'in yaptığı "1908 İhtilâline Doğru Osmanlıların Paris'i" sergisini gezmelisiniz. Jön Türklerin yaşadığı Paris'in ve Paris'te yaşayan Jön Türklerin iki büyük harita ve fotoğraflarla tanıtıldığı sergide François Georgeon tarafından hazırlanan "Jön Türklerin Paris'i" adlı kırk beş dakikalık belgeseli seyretmek de mümkün.

Serginin en ilgi çekici tarafı, Paris haritalarıdır. Elektronik düzenekler sayesinde, ilgili düğmeye basarak şehirdeki yerini tespit etmek istediğiniz mekânı haritalarda kolayca bulabiliyorsunuz. Sami Paşazade Sezai Bey'in, Prens Sabahattin'in yahut Yahya Kemal'in yaşadığı semtleri mi merak ettiniz; isimlerinin yazılı olduğu düğmelere basıyorsunuz, haritada kırmızı bir ışık yanıyor. Böyle iki harita var: "Paris ve Osmanlılar" ve "Quartier Latin'de Hayat".

Bu haritaların gösterdiği gerçek şu: Abdülhamid devrinde gizli polisin takibinden kurtulup hürriyet havasını solumak için Paris'e kaçan Jön Türkler, Fransız polisi tarafından da adım adım takip edilmiş, soluk alışları bile kayda geçirilmiş. Nitekim haritalarda yer alan bilgilere, Jön Türk hareketi hakkında önemli araştırmaları bulunan, hatta yakınlarda Sultan Abdülhamid biyografisi Türkçeye de çevrilen François Georgeon'un polis kayıtlarını inceleyerek ulaştığını biliyoruz. Bu sergi aslında Georgeon'un fikri. İki yıl kadar önce Edhem Eldem'i arayarak Paris ve İstanbul ayakları bulunan bir sergi hazırlama fikrini açmış. Ancak Paris'te sergi için mekân bulamayan (!) Georgeon, projeye sözünü ettiğimiz belgeselle katılmış.

Yakın tarihle ilgilenen herkese profesyonelce hazırlanan ve 1908 ihtilâline nasıl gelindiğini çok iyi anlatan bu önemli sergiyi tavsiye ediyorum. Ziyaretçilere sözünü ettiğim Paris haritalarının hediye edildiğini de hatırlatmak isterim.


Beşir Ayvazoğlu
Gün gelecek geleneklerin katýlýðýný O Peygamber kýracaktý
Henüz uzaktý o günlerden ne yazýk ký Kays'ýn çaðý...
Yılmazer
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 60
Kayıt: 23 Eki 2008, 22:00
Konum: İstanbul

Dön Edebiyat

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron