İngilizlerin kirli geçmişi

Genel Dünya Tarihiyle ilgili paylaşımlarınıza ayrılmış forum bölümü.
AhıskaLı
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 20
Kayıt: 27 Eki 2008, 08:01

İngilizlerin kirli geçmişi

Mesajgönderen AhıskaLı » 28 Eki 2008, 16:35

1500′lü yıllarda, İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu, haziranda evleniyordu Çünkü, senelik banyolarını mayıs ayında yapıyorlar; haziranda henüz çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için, gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla, ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar, içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği, temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra, oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler, aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada, su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizcedeki “Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın” (Don’t throw the baby out with the bath water) deyimi, buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları, üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor; kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası, hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için, bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman, çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki “Kedi köpek yağıyor” (It’s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi, büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar, buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini, topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. “Toprak kadar fakir” (dirt poor) tabiri, buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar, kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için, yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca, saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere, kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı “threshold” (saman tutan; Türkçesi “eşik”) idi.

Yemek pişirme işlemi, her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor; et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse, artıklar kazanda bırakılıyor; gece boyunca soğuyan yemek, ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen, bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. “Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük” (Peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.
Bazen, domuz eti buluyorlar; o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse, domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birinin eve domuz eti getirmesi, zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna “yağ çiğnemek” (chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler, kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor; böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler, buna sık sık sebep olduğu için, bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca, domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

Çoğu insanın, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine, tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman, bu tabaklar, bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler, o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar, hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında, “tabak ağzı” (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek, itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler, yanık olan alt kabuğu; aile, orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırlardı. Bira ve viski içmek için, kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim, insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar, bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyorlardı. Bunlar, birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor; aile, etrafına toplanıp yiyip içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna, “uyanma” nöbeti deniyordu.

İngiltere, eski ve küçük bir yerdi; insanlar, ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için, mezarları kazıp tabutları çıkarıyor; kemikleri bir “kemik evi”ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında, her 25 tabutun birinde, iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece, insanların diri diri gömüldükleri ortaya çıktı. Buna çözüm olarak, cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana dolamaya başladılar. Bir kişi, bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna, mezarlık nöbeti (graveyard shift) denirdi. Bazıları, zil sayesinde kurtulur (saved by the bell); bazıları da “ölü zilci” (dead ringer) olurdu.

(www.marjinal.com)

şiraze
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 20
Kayıt: 26 Eki 2008, 15:14
Konum: Öğrenci

Mesajgönderen şiraze » 28 Eki 2008, 17:36

NERDEN NEREYE DİYE SORASI GELİYOR İNSANIN?ÇOK ACIDIM İNGİLİZLERE Resim DEYİMLERİ HAYATLA İÇ İÇE VE SEFİLLİKLE DOLU BAKIN BİZİM NE GÜZEL TEMİZLİK FELSEFEMİZ VAR:"TEMİZLİK İMANDANDIR."NEYSE EFENDİM DİLİMİ TUTAMAYIP DAHA FAZLA YAZMAKTAN KORKUYORUM :)HAKİKATEN NERDEN NEREYE?
SAĞOLASIN AHISKALI KARDEŞİM PAYLAŞIMIN İÇİN...

SELAM VE DUAYLA...
Niceler geldi, neler istediler:
Sonunda dünyayý býrakýp gittiler:
Sen hiç gitmeyecek gibisin, deðil mi?
O gidenlerde hep senin gibiydiler

(ÖMER HAYYAM)

Kullanıcı avatarıtarihkral
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 2
Kayıt: 29 Eki 2008, 21:23
Konum: Aydýnlýklar Ülkesi

Mesajgönderen tarihkral » 24 Ara 2008, 21:07

İslam temizlik dinidir ve biz bu temizliği yüzyıllar önce Endülüs vasıtasıyla Avrupa'ya taşımamıza rağmen onlar bu güzel kültürü yıkıp eski pasaklılıklarına devam ettiler Resim
"ELMERÜ MEAMEN EHABBE"

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

Mesajgönderen buyukdogu » 29 Oca 2009, 09:43

Bu milletin birde havalı/afilli sözü vardır güya (sanırım meclislerinde yazıyor):

''Büyük Britanya'nın dostları ve düşmanları yoktur, sadece menfaatleri vardır'' Bu sözün geçmişteki ve bugün ki karşılığını gördük ve yaşıyoruz.. Sanırım gelecekte de değişmeyecektir.

Ne söylersek söyleyelim, şu bir gerçektir: Batı (Latin-Bizans-Frenk neyse) tarihi yapar, yıkar ve yazar.. Biz se okumayla ve okuduklarımızı öfkeyle tahlillere başvuruyoruz yıllardır. Bilhassada son iki asırdır.

İşte bu sebebten birilerinin Afrika, Orta Asya, Uzak Doğu açılımları tarihi adımlar/atılımlardır. Bu iş Türkçe'yle olur, kuyu açmakla olur, ticaretle olur vs. Bir şekilde oluyor ve olmayada devam edecektir inşallah.
...

ALİ


Dön Dünya Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron