II. ABDÜLHAMID VE JAPONLAR

İkinci Abdülhamid Han dönemindeki dış meseleler ve İkinci Abdülhamid Han'ın dış politikası etrafında paylaşım ve yorum yapılabilecek forum bölümü.

Mesajgönderen Vakıf Ahmet » 25 Eki 2008, 22:55


II. ABDÜLHAMID VE JAPONLAR
II. Abdülhamîd'in ilk padişahlık yıllarında, Rus Harbînden üç sene kadar sonra (1296 – 1880) İstanbul’a bir Japon heyeti gelmişti. Heyet, Japon İmparatorunun akrabasından (Prens Hebi) nin başkanlığı altındaydı.


Asil gayesi Avrupa’yı gezmek, Japon ilerleyişinin temellerini kuvvetlendirmek olan heyet, İstanbul’a uğramayı, Türkiye'nin halini de görmeyi ihmâl etmemişti. Resmî bir sıfatı olmayan heyete, sarayca alâka gösterilmemesi gayet tabiîyken, Abdülhamid aksini yapmış, heyeti, yaverleri ve tercümanlarına karşılatmış, Beyoğlu’nun en iyi otelini ikametlerine vermiş ve bütün masraflarını üzerine almıştı...

Abdülhamid, Doğu milletlerinden biri olan Japonların bas döndürücü terakki hamlelerini büyük bir merakla takip ediyor, vatanına ait yükseltme sırlarından belki onların vaziyetinde kendi eliyle çözebileceği bir mana arıyordu. Bu bakımdan heyetle alakalanmış, Japonları Yıldız’a davet ederek kendilerine göz kamaştırıcı bir ziyafet vermiş, onları yakından görmek ve tanışmak istemişti.

Bu temas neticesinde heyet, ertesi günü ziyaret ettiği Sadrâzama iki Doğulu millet arasında siyasî ticarî münasebetler kurulmasını teklif etti, teklifleri Rusya'ya karsı biraz ihtiyatlı olmak sertiyle mürai karşılandı. 1881'de Türkiye'nin Moskova sefiriyle oradaki Japon elçisi arasında mevzu teşkil eden bir anlaşma projesi, bir müddet Osmanlı Hariciyesini meşgul ettiyse de, neticede, Rusya kaygısı yüzünden, Japonları siyasî anlaşmaya girilmeksizin ticarî bir yakinlik ve ruhi dostluk kurulması, gerektiği anda da bu dostluğu hemen ittifaka döndürülebilecek bir mahiyet taşıması münasip görüldü.

Aradan altı yıl geçince, ikinci bir heyet... Heyet, bu defa mareşal rütbeli (Prens Akihito) başkanlığında... Bu Prens, Günesin Oğlu farz edilen Mikado'nun yeğeni, dayısının oğlu...

Abdülhamid, Prens'e ve heyete büyük alâka gösterdi, onları Dolmabahçe Sarayı’na misafir etti ve Yıldız’a dostça karşıladı.

Bu defa heyetin vaziyeti resmiydi. Prens, Abdülhamid’e Mikado'nun gönderdiği en büyük Japon nisanını takdim ediyor, Sultan ise o zamana kadar hiç bir ecnebi devletten nisan kabul etmediği halde, onu zevkle benimsiyordu.

Prens, Hünkâra, Mikado'nun hususî bir mektubunu getirmişti. Mektupta hiçbir sır yok, sadece siyasi ve ticarî sahalarda iki milletin yakınlaşmasına ait dilekler var... Fakat üslûbunda öyle bir eda mevcut ki, Abdülhamid’e Rusya'ya karsı bası sıkılır sıkılmaz hemen Japon desteğini vaad etmekte...

Abdülhamid bu manayı, hemen sezdi, sezdiğini de Prens'e göz işaretiyle bildirircesine hissettirdi, ayni manaya bağlılığını Prens'e hesapsız ikramlar ve iltifatlar seklinde gösterdi. Fakat dışarıya hiçbir ipucu vermedi.

Japon Prensi, mesut, memleketine dönerken Payitahtta büyük mesele:

— Japon heyetinin ziyaretine mutlaka mukabele etmek şart... Fakat hangi şehzadeyi ve beraberinde kimleri göndermeli? Böyle bir ziyaret bütün Avrupa’yı, hele Rusya’yı müthiş kuşkulandırır. Ne yapmalı?

Vezirler, parmaklarını sakaklarına dayamış, bunu düşünürken, Abdülhamid, formüllerin en ince ve şahanesini buldu. Sadrazam Kâmil Paşa’yı saraya çağırttı ve emrini verdi:

— Japonların ziyaretine karşılık olarak, siyasi mana taşıyan bir heyet göndermeyeceğiz de, talim ve terbiye vesilesi altında bir mektep gemisi göndereceğiz. Bu gemi, bayrağımızı, Hindistan ve Çin sularında ve Müslümanların oturduğu adalarda dalgalandıracak...

Japonya'ya karsı resmi vaziyeti de esasta sıkı dostluk nişanesi altında bir ilmi tetkik seyahati olacak...

Karar derhal tatbik edildi ve «Ertuğrul» isimli gemi, seçkin bir kadroyla Japonya'ya gönderildi.

Gemiye, Bahriye Naziri’nin damadı Miralay (Albay) Osman Bey kumandan tayin edilmiş ve bu değerli subayın vazifesi, hakikatte, Sultan’ın mektubunu Mikado'ya vermek, hediyelerini takdim etmek ve fevkalâde murahhas olmak üzere tayin edilmişti.

Miralay Osman Bey olarak yola çıkan «Ertuğrul'» kumandanı, gemi Singapur'a varınca, yolda paşalığa yükseltildi. Mikado'nun huzuruna pasa olarak çıkmaya hazırlandı ve İstanbul’da verilmeyip yolda bahsedilen bu rütbe hâdisesi de yine Sultan’ın siyasî dehasından bir örnek oldu.

Taktiği, bütün nazarların "Ertuğrul" üzerine çevrildigi bir anda fazla alâyiş ve seyahat üzerinde hususî bar kıymet belirtmemekti.

«Ertuğrul», (1306 – 1890) yılının 26 Mayıs günü, on bir ay süren bir seyahatten sonra Yok***ma limanında...

O zamanın seyrüsefer şartlarına göre, bu seyahat, Türk Bahriyesi adına bir basarî... Yol boyunca uğranılan İslâm ülkelerinde yıldızlı hilâlin dalgalanışı bakımından da muazzam ruhî kıymet...

Karşılıklı merasim topları atılırken, gemiye gelen Japon Teşrifat Naziri, Osman Paşa’nın elini hararetle sıkarken söyle diyordu:

— Hoş geldiniz Amiral! Haşmetlû Mikado Hazretleri adına sizi selâmladığım su dakikada hilâl ve günesin birleşmiş olduğunu görmekle saadet duymaktayım!

«Ertuğrul» gemisinin sembolleştirdiği mana ve şahıslara gösterilen alâka ve sıcaklık, Mikado'dan çöpçüye kadar pek büyük oldu. Arada, bellibaşlı ve madde madde sinirli bir anlaşmaya varılmaksızın, bir daha gelmeyen bir güne ısmarlanmış olarak, ruhi yakinlik ve dostluk zemini tamamıyla kuruldu. «Ertuğrul» her aksam, etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosıyle konserler vererek üç ay kadar Japon sularında kaldı ve nihayet döndü.

Dönemedi.

Hareket edeceği gün Japon Bahriye Nezaretinden barometrelerin birden çok düşmüş olduğu ve Japon Denizi'ne ait korkunç fırtınalardan birinin patlamasına ihtimal bulunduğu, bu yüzden hareketini geciktirmesi gerektiği haberini almasına rağmen denize açıldı.

Hareketinin ertesi akşamı, Japon Denizi'nin o müthiş tayfununa yakalanış... 44 saat, ha batıyor, ha battı, su yüzünde bir fındıkkabuğu gibi fırtınayla boğuşma ve neticede (Osima) kıyılarındaki kayalıklar üstünde parçalanmış... İçindekilerin çoğu şehit, gerçek şehit... 607 candan, kurtulabilenler 69 kişi... Osman Pasa boğulanlar arasında...

«Ertuğrul» hakkındaki en güzel sözü bir Japon gazetesi söyledi:

"— Ertuğrul vazifesini yapmıştır."

Japonya ve Türkiye'de duyulan acı, her mikyasın üstünde... Mikado, kendi sularındaki felâket yüzünden dövünür ve elindeki 69 kazazedeye ne yapacağını bilemezken, Abdülhamid, günlerce ne yedi, ne içti, ne de lâf edebildi.

Türk kazazedelerini İstanbul’a getiren iki Japon hara gemisine halk ve Abdülhainîd tarafından alâkaların en coşkunu...

Abdülhamid’in Japonlar ve Japonya mevzuunda baslıca emeli, Avrupalılaşırken şahsiyetini elde tutan ve ondan zırnık feda etmeyen bu milleti, şiddetle atıldığı yükselme yolunda gerçek dine de ulaştırmaktı. Nitekim Japonya'da «Dinleri inceleme» adında bir de teşekkül kurulmuş ve kongre tertiplenmişti. O güne kadar Japonya'da pek fena ve kaba, şekilde yürütülen İslâm propagandası, iste bu vesileyle birdenbire Japon halkının ruhuna yöneltilebilir ve Doğunun bu muazzam milleti elinde Müslümanlık yepyeni bir hamleye kavuşabilirdi.

Abdülhamid, bu davaya çok ehemmiyet verdi ve Japonlar tarafından istenilen din kitaplarını, kütüphanesinin en nadide eserleri arasından seçip gönderdi ve bu kitaplara arasına bir de, üzerindeki insan emeği bakımından madde ölçüsüyle paha biçilmez bir Kurman ilâve etti. Toplanacak kongre üstünde de en derin şekilde müessir olmayı düşünürken, misyonerler ve kozmopolitler tarafından araya bin fesat sokuldu ve basarî yolları kapatıldı. Mikado ise, yine ayni fesatlar yüzünden böyle bir kongreye lüzum görmediğini ve tebaasının fert dilediği dini seçmekte hür olduğunu ilân etti.

1904 Rus - Japon Harbinde koca Rusya’yı dize getiren Japonların ruhundaki ham mistiği anlayan ve onu îslâmiyetle kemalleştirmek isteyen Abdülhamid, böylece, Japonlar nezdinde gizli bir müttefik muhafaza etmekten başka bir imkân bulunmadığını anladı ve her sahada müdafaadan ibaret olan kaderine boyun eğdi.

(Necip Fazıl Kısakürek, Ulu Hakan - İkinci Abdülhamid Han)
En son Vakıf Ahmet tarafından 29 Eki 2008, 08:17 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Vakıf Ahmet
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 61
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:52

Dön Dış Meseleler ve Dış Politika

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron