
Osmanlı Devleti’nin en kaotik dönemlerinden birinde devletin kaderine hâkim olan II. Abdülhamid, tahta cülusu olan 1876’dan, Meşrutiyet’in sonu kabul edilen Şubat 1878’e kadar devlet idaresinde pek etkin olamamış ve meşrutiyetçilerin idarede daha aktif oldukları bu yıllar ise meclisin feshi olan 1878’e kadar sürmüştür.
II. Abdülhamid’in 13 Şubat 1878’de meclisi bir takım gerekçelerle feshetmesi, daha sonra girişeceği, ‘iktidarı Babıâli’nin elinden alarak Saraya taşıma’ hamlelerinin ilkini teşkil etmiş ve bugün dahi tartışma konusu olan bu hamle ile birlikte Saray’ın Babıâli’ye karşı galibiyetini ilan etmişti. Bilindiği üzere, Tanzimat Dönemi süresince Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in hükümdarlıklarında devlet işlerinin yürütülmesinde Babıâli (Hükümet)’nin etkinliği Saray’ın üzerine çıkmıştı ve bu durum, dönemin Batı’yı model alan özelliklerinden kaynaklandığı gibi, Mustafa Reşit, Ali ve Fuat Paşalar gibi nitelikli devlet adamlarının varlığı da Babıâli’nin etkinliğinin artmasında rol oynamıştı. Esasen, Saray eskiden beri Babıâli’nin bu etkinliğinden rahatsızdı. Bu rahatsızlık ancak II. Abdülhamid döneminde alenen dile getirilmiş ve II. Abdülhamid sivil bürokrasiden yana olan dengeleri tekrar Saray lehine çevirmişti. Nitekim bu tarihten itibaren işlerin yoğunluğuna paralel olarak Saray’daki mevcut görevli kâtip sayısını çoğaltmış ve böylece Saray’ın hâkimiyetini arttırmıştı. Neticede II. Abdülhamid, hükümeti devreden çıkartarak, Babıâli’de yapılması gereken işleri Saray’a aktarmış ve bu suretle Saray bürokrasisi Babıâli’nin yerini almıştı.
II. Abdülhamid, bu şekilde devlet idaresinin dizginlerini kendi eline aldıktan sonra, Hususi iradeler aracılığıyla hükümeti yönlendirmiş ve hangi konularda ne tür kararlar alınacağına dair bilgilerini sürekli olarak Sadrazam’a iletmişti. Bu durumda bürokratik sistemin işleyişi şu hale dönüşmüştü: Padişah, herhangi bir meselenin çözümü için düşüncülerini hususi bir irade ile Babıâli’ye iletirdi. Bilahare bu mesele hükümette görüşülür ve çoğunlukla Padişahın düşüncelerine uygun bir karar alınıp, onaylanması için tekrar Saray’a arzedilir ve irade çıktıktan sonra da icraata geçilirdi. Böylece kararlar kendi isteği doğrultusunda çıkmış oluyordu. Tabi hususi iradeler sadece hükümetin alacağı kararlara yönelik değildi ve II. Abdülhamid hemen hemen her konuda yetkilileri uyarıyor, bazen de onların görüşlerine müracaat ediyordu.

1877 tarihli bir Babıali gravürü
Bu ifadeden ve hususi iradelerden de anlaşılacağı üzere, “Müstebid” bir padişah olarak bilinen ve buna binaen saltanat yıllarına “İstibdat Dönemi” adı verilen Abdülhamid, aslında birçok konuda işin ehline danışmadan karar vermemişti. Öte yandan, Yıldız Sarayı’nda her zaman danışabileceği ve güvendiği adamlardan mürekkep bir kadrosu mevcuttu. Gerektiği hallerde ilgili uzmanından raporlar istemesi, verece kararlar öncesinde uzmanlarının da görüşlerini dikkate alarak bu şekilde karar vermesi ve bu meyanda birçok örneğin tespit edilmesi, II. Abdülhamid’in çalışma sistemi hakkında daha iyi bir fikir temin etmektedir. Bu bağlamda, II. Abdülhamid idaresi aslında merkezi yönetimin güçlü olduğu bir nevi “Başkanlık Sistemi” gibi işlemiş ve bu yönüyle ayrı bir önem arzetmişti. Zira, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan bir devleti ayakta tutabilmenin yegane yolu bu sistemdi ve bizzat Sultan II. Abdülhamid 1917 yılında Beylerbeyi Sarayı’nda, İsviçre’de neşrolunan Gazette de Lausanne muhabiri Jean Felix’e şu çarpıcı analizi aktarmıştı: “Bünyesi, tamamen merkeziyyet üzerine ibtinâ edilmiş bir devleti, bu tarzın cihan içinde hayatiyeti sona erdiği günlerde muhafaza edebilmek, haricen görüldüğü kadar basit değildir”.
Netice olarak, amcası Abdülaziz döneminin aksayan yönlerini çok iyi bir şekilde analiz etmiş ve bu dönemde görev alan devlet adamlarının amcasını avuçlarının içine aldıklarını tespit etmiş olan Abdülhamid, aynı hataya düşmemek ya da bu hataya mahal vermemek adına Babıâli’nin etkin nüfuzunu kırmış ve Saray’ın hâkimiyetini arttırmıştı. Abdülhamid’in bu idare tarzı ise İkinci Meşrutiyet’in ilanı olan 1908’e kadar sürmüş ve bu tarihten sonra iktidar gücü yeniden Babıâli’ye yani İttihat ve Terakki’nin eline geçmişti.
Kaynaklar:
Vahdettin Engin, Sultan II. Abdülhamid ve İstanbul’u, İstanbul 2008.
Vahdettin Engin, Pazarlık, İstanbul 2010.
Ali Akyıldız, II. Abdülhamid’in Çalışma Sistemi, Yönetim Anlayışı ve Babıali’yle (Hükümet) İlişkileri, Osmanlı, c. 2, s. 286-297.
“Ölümünden az evvel Sultan Hamid’in ifşa ettiği büyük sır”, Tarih Konuşuyor, Sayı: 10, Kasım 1964.




