II. Abdülhamid idaresi ‘Başkanlık Sistemi’ miydi?

İkinci Abdülhamid Han dönemindeki iç meseleler ve İkinci Abdülhamid Han'ın iç politikası etrafında paylaşım ve yorum yapılabilecek forum bölümü.

Mesajgönderen Şatibi » 14 Eyl 2011, 09:07


II. Abdülhamid, hükümeti devreden çıkartarak, Babıâli’de yapılması gereken işleri Saray’a aktarmış ve bu suretle Saray bürokrasisi Babıâli’nin yerini almıştı.

Resim

Osmanlı Devleti’nin en kaotik dönemlerinden birinde devletin kaderine hâkim olan II. Abdülhamid, tahta cülusu olan 1876’dan, Meşrutiyet’in sonu kabul edilen Şubat 1878’e kadar devlet idaresinde pek etkin olamamış ve meşrutiyetçilerin idarede daha aktif oldukları bu yıllar ise meclisin feshi olan 1878’e kadar sürmüştür.

II. Abdülhamid’in 13 Şubat 1878’de meclisi bir takım gerekçelerle feshetmesi, daha sonra girişeceği, ‘iktidarı Babıâli’nin elinden alarak Saraya taşıma’ hamlelerinin ilkini teşkil etmiş ve bugün dahi tartışma konusu olan bu hamle ile birlikte Saray’ın Babıâli’ye karşı galibiyetini ilan etmişti. Bilindiği üzere, Tanzimat Dönemi süresince Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in hükümdarlıklarında devlet işlerinin yürütülmesinde Babıâli (Hükümet)’nin etkinliği Saray’ın üzerine çıkmıştı ve bu durum, dönemin Batı’yı model alan özelliklerinden kaynaklandığı gibi, Mustafa Reşit, Ali ve Fuat Paşalar gibi nitelikli devlet adamlarının varlığı da Babıâli’nin etkinliğinin artmasında rol oynamıştı. Esasen, Saray eskiden beri Babıâli’nin bu etkinliğinden rahatsızdı. Bu rahatsızlık ancak II. Abdülhamid döneminde alenen dile getirilmiş ve II. Abdülhamid sivil bürokrasiden yana olan dengeleri tekrar Saray lehine çevirmişti. Nitekim bu tarihten itibaren işlerin yoğunluğuna paralel olarak Saray’daki mevcut görevli kâtip sayısını çoğaltmış ve böylece Saray’ın hâkimiyetini arttırmıştı. Neticede II. Abdülhamid, hükümeti devreden çıkartarak, Babıâli’de yapılması gereken işleri Saray’a aktarmış ve bu suretle Saray bürokrasisi Babıâli’nin yerini almıştı.

II. Abdülhamid, bu şekilde devlet idaresinin dizginlerini kendi eline aldıktan sonra, Hususi iradeler aracılığıyla hükümeti yönlendirmiş ve hangi konularda ne tür kararlar alınacağına dair bilgilerini sürekli olarak Sadrazam’a iletmişti. Bu durumda bürokratik sistemin işleyişi şu hale dönüşmüştü: Padişah, herhangi bir meselenin çözümü için düşüncülerini hususi bir irade ile Babıâli’ye iletirdi. Bilahare bu mesele hükümette görüşülür ve çoğunlukla Padişahın düşüncelerine uygun bir karar alınıp, onaylanması için tekrar Saray’a arzedilir ve irade çıktıktan sonra da icraata geçilirdi. Böylece kararlar kendi isteği doğrultusunda çıkmış oluyordu. Tabi hususi iradeler sadece hükümetin alacağı kararlara yönelik değildi ve II. Abdülhamid hemen hemen her konuda yetkilileri uyarıyor, bazen de onların görüşlerine müracaat ediyordu.

Resim
1877 tarihli bir Babıali gravürü

Bu ifadeden ve hususi iradelerden de anlaşılacağı üzere, “Müstebid” bir padişah olarak bilinen ve buna binaen saltanat yıllarına “İstibdat Dönemi” adı verilen Abdülhamid, aslında birçok konuda işin ehline danışmadan karar vermemişti. Öte yandan, Yıldız Sarayı’nda her zaman danışabileceği ve güvendiği adamlardan mürekkep bir kadrosu mevcuttu. Gerektiği hallerde ilgili uzmanından raporlar istemesi, verece kararlar öncesinde uzmanlarının da görüşlerini dikkate alarak bu şekilde karar vermesi ve bu meyanda birçok örneğin tespit edilmesi, II. Abdülhamid’in çalışma sistemi hakkında daha iyi bir fikir temin etmektedir. Bu bağlamda, II. Abdülhamid idaresi aslında merkezi yönetimin güçlü olduğu bir nevi “Başkanlık Sistemi” gibi işlemiş ve bu yönüyle ayrı bir önem arzetmişti. Zira, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan bir devleti ayakta tutabilmenin yegane yolu bu sistemdi ve bizzat Sultan II. Abdülhamid 1917 yılında Beylerbeyi Sarayı’nda, İsviçre’de neşrolunan Gazette de Lausanne muhabiri Jean Felix’e şu çarpıcı analizi aktarmıştı: “Bünyesi, tamamen merkeziyyet üzerine ibtinâ edilmiş bir devleti, bu tarzın cihan içinde hayatiyeti sona erdiği günlerde muhafaza edebilmek, haricen görüldüğü kadar basit değildir”.

Netice olarak, amcası Abdülaziz döneminin aksayan yönlerini çok iyi bir şekilde analiz etmiş ve bu dönemde görev alan devlet adamlarının amcasını avuçlarının içine aldıklarını tespit etmiş olan Abdülhamid, aynı hataya düşmemek ya da bu hataya mahal vermemek adına Babıâli’nin etkin nüfuzunu kırmış ve Saray’ın hâkimiyetini arttırmıştı. Abdülhamid’in bu idare tarzı ise İkinci Meşrutiyet’in ilanı olan 1908’e kadar sürmüş ve bu tarihten sonra iktidar gücü yeniden Babıâli’ye yani İttihat ve Terakki’nin eline geçmişti.

Kaynaklar:

Vahdettin Engin, Sultan II. Abdülhamid ve İstanbul’u, İstanbul 2008.

Vahdettin Engin, Pazarlık, İstanbul 2010.

Ali Akyıldız, II. Abdülhamid’in Çalışma Sistemi, Yönetim Anlayışı ve Babıali’yle (Hükümet) İlişkileri, Osmanlı, c. 2, s. 286-297.

“Ölümünden az evvel Sultan Hamid’in ifşa ettiği büyük sır”, Tarih Konuşuyor, Sayı: 10, Kasım 1964.
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 343
Kayıt: 18 Nis 2010, 19:40

Mesajgönderen kara » 24 Şub 2012, 19:07


2.Abdülhamid'in sistemi başkanlık falan değil tamamiyle basiretsizliktir. Orhan Koloğlu'nun 2.Abdülhamid ile ilgili bir kitabı vardır. Bu kitapın sonunda yazarın bir sözü var. ''Abdülhamid olmak Kanuni olmaktan zordur.''.Yazar burada Osmanlılar açısından Kanuni devrinin daha kolay bir dönem olduğunu ve 2.Abdülhamitin saltanat sürdüğü dönem zor bir dönem teşhisinde bulunmaktadır.Bu doğru bir gözlemdir.

Ama tarih geçmiş devlet adamlarını, siyasetçileri, padişahları değerlendirirken her birini kendi dönemi içerisinde değerlendirir. Önemli olan o padişahım kendi döneminin şartlarını anlayıp, o gerçekler ışığında devleti yönetmesidir. Fatih ve Kanuni dönemi Osmanlı imparatorluğunun çıkış dönemidir.Devlet güçlüdür dolayısıyla güçlü bir ordu bulunmaktadır. Ama en önemlisi bu padişahların çok iyi yetişmiş olmasıdır. Arapça, Farsça yanı sıra Yunanca ve Latince okuyup yazabilecek sultanlar olmasıdır. Tahta geçtikleri dönemlerde belli bir eğitim,kültür,bilgi ve vision birikimine sahip olmalarıdır. Ayrıca çok değerli devlet adamlarının yetişmesine imkan sağlamışlardır.'' Kendi yaşadıkları çağı anlamışlardır.''

2.Abdülhamid malesef kendi yaşadığı çağı anlayabilecek, yönetebilecek eğitim, bilgi,kültür ve bakış açısına sahip değidi. Çünkü doğru dürüst bir eğitim almamıştı. Kanuni 16.yüzyılda 4-5 lisan bilirken, Abdülhamid 19.yüzyılda fransızçayı bile anlamakta zorlanırmış. Tabii burada temel sorun o dönemdeki Şehzadelere doğru dürüst eğitim verilmemesinde yatıyor. 16.yüzyıl Şehzadeler Sancaklarda deneyim kazanırken, 19.yüzyıl Şehzadelerinin odadan çıkarılmadan körleştirilmesidir. Mehmet Reşat 19 yıl bir odada hapis yaşatılmıştır. Bir odada yirmi yıl eğitimsiz saray cariyeleri arasında geçen bir süreden sonra her insanın psikolojik sorun yaşar.

16.yüzyılda eğitimli vizyonu açık padişahların yanısıra 19.yüzyılda ekonomisi çökmüş, ordusu bitmiş, milliyetcilik akımlarının yükseldiği bir dönemde 2.Abdülhamid gibi eğitimsiz cahil bir insanın başarılı olma şansı hiç yoktu. Osmanlı Devleti her halikarda bir sona gidiyordu. Eğer 1878 de Meşrutiyetle yönetilebilseydi, bağlı devletlere bir takım imkanlar tanınsaydı belki bu süreç uzayabilirdi. 2. Abdülhamid gibi eğitimsiz ve sorunların zorluğunu yaşayan bir padişah çıkışı baskı, zulum, hiç bir şeye izin vermeden bu işi çözeceğini zannetmesi, bu batışı hızlandırmıştır. Sokağa çıkmadan kendisini Yıldız Sarayına kapamasının sebebi budur. Çevresinde bu işleri düzene koyabilecek devlet adamlarınıda iyi kullanmamıştır. 33 yıllık saltanatı süresince 28 defa Sadrazam değişmiştir. Yani istikrar hiç olmamıştır. Bugün Türkiyenin 10 yıllık istikrarından çıkan sonuçları hep birlikte görüyoruz. Bu dönemde Türkiyede 10 hükümet değişseydi Türkiye bu başarıyı yakalamazdı.
kara
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 6
Kayıt: 20 Şub 2012, 17:38

Mesajgönderen Şatibi » 25 Şub 2012, 11:46


sayın kara, övdüğünüz ve düşüncelerini benmimsediğiniz ORHAN KOLOĞLU müsteşrik zihniyetini kitaplarında yansıtan, 600 yıl boyunca dünyaya adalet ve huzur yayan bir İslam devleti olan Osmalı Devletini de müsteşriklerin gözlüğü ile gören bir yazardır... olaylara hiçbir zamanobjektif bakamayan bir yazardır... şimdi sizin gelipte ikinciabdulhamid han ı bu yazar gözlüğü ile bizlere yansıtmanız karalama dan başka bir uğraş değildir....
abdulhamid han'a basiretsiz demeniz, sizin basiretsizliğinizden kaynaklanmaktadır... iki satır basiretsiz yazınızla, Osmanlı devletini siyasi basireti ve manevraları ile 30 yıl daha ayakta tutan ikinciabdulhamid han'ı, basiretsizmi yapacağınızı inanıyorsunuz.... ikinciabdulhamid han'ın siyasi basiretlerine ve sağlam dik duruşlarını anlatan ciltler dolusu ansiklopediler yazılırken, siz bunları okumayıp müşteşrik zihniyetli kişilerin yazılarını okuduğunuz sürece, her yazınız basiretsiz olur ve basiretsiz olduğunuzun farkına bile varamazsınız..tıpkı yukarıda basiretsiz bir yazı yazıp bundan bihaber olduğunuz gibi...
ikinciabdulhamid han devri uzak bir devir değil...ama harf inkilabı ile bir gecede tüm Türkiye halkının cahil bırakıldığı, latince alfabe ile yani bir tarih yazıldığı ve bu zamana kadarda bu yalan yanlış tarihin okutulduğu bir neslin ürünü olduğunuzdan bile bihabersiniz...
içte ve dışta, ittihatve terakki cemiyeti başta olmak üzere, etrafı çepeçevre düşmanla çevrilmiş bir halife ancak 30 yol daha siyasi basireti ile Oslanlı devletini ayakta tutmuştur....

ikinciabdulhamid han'ın çok dil bilmemesi ni basiretsizlik olarak yansıtırsanız, siz ancak kendi basiretsizliğinizi ortaya koyarsınız başka birşey değil.... Hz. Muhammed s.a.v Efendimizde tek dil biliyordu....Atatürk çokmu dil biliyordu... çok dil bilmemeyle ne alası var basiretsizliğin.. komik olmayalım...
yahudilerin oyunlarına gelmeyen, tek karış toprak satmayan, yatağında uyandığında abdesthane ye gitmeden yatağıdan Teyemmüm abdesti alıp, abdesthaneye kadar bile abdestsiz yere ayak basmayan, ümmetin tek kuruşunu bile zimmetine geçirmeyen, sürgün edilirken bile yanına aldığı tek bavulundan başka birşey almayan Cennet Mekan İkinciabdulhamid han'a kara çalmayalım.... bir insanın hatası başka birşeydir, hainliği başka birşeydir, basiretsizliği ayrı birşeydir...basiretsizlik demek siyasi olaylarıdır ki, hayatında siyasi basiretsizlik bulamazsın..ancak böyle kara çalınmaya çalışılır...madem müsteşrik zihniyeti kitaplar alıntı yapıyorsunuz, az da Müslüman evlatlarının tarih hakkındaki kitaplarını okumanızı tavsiye ederim..saygılarımla.
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 343
Kayıt: 18 Nis 2010, 19:40

Mesajgönderen kara » 27 Şub 2012, 21:19


1. ÖZGÜRCE TARTIŞMA Ben bu sitede 2.Abdülhamid dönemi olaylarının özgürce tartışıldığı, bugün tarih olmuş olayların irdeleneceğini sanarak sitenize girdim. Ama görüyorum ki, burada 2.Abdülhamiti parlatmak için sadece hamasi lafların edildiği bir portal olduğunu gördüm. Aykırı fikirler geldiği zaman, bu fikirleri beyan edenlere hakaret edildiğini saptadım. Benim yazdığım fikirlere verdiğiniz cevaplar, o kadar konuyla alakasız ki,nereden başlayacağımı bilmiyorum.

2. HAN 2.Abdülhamid 33 yıllık saltanı süresince hangi meydan savaşına kumandanlık edipte kazanmıştırki , kendisine Han unvanını verilmiştir ?.


3. BASİRETSİZLİK : Türkçe sözlükte basiretsizlik karşılığı olarak; kısa görüşlülük, kavrayış darlığı, sezgi eksikliği, yaşanan olayları anlayamamak, uzak görüş sahibi olmamak olarak tanımlanır. Bu söz devlet adamları ve siyasetçiler için kullanılır. Beni basiretsizlikle suçlamışsımız ,ama bu deyim fikir beyan edemler için kullanılmaz.

4. ORHAN KOLOĞLU nun Abdülhamid isimli kitabının sonundaki ‘’ABDÜLHAMİT OLMAK KANUNİ OLMAKTAN ZORDUR’’ isimli benzetmesinden yola çıkarak fikrimi açıkladım. Orhan Koloğlunun kitabını çok beğendiğim veya aynı fikirde olduğumu belirtmedim. Bana göre Prof.Vahdettin Ergin ve Şevket Süreyya Aydemirin 2.Abdülhamid için yazdıkları bana daha doğru gelmektedir.Yazar burada 2.Abdülhamiti takdir etmek için bu deyimi kullanmıştır.Siz konuyu anlamadığınız için yazarı hemen müsteşrik gözlüğü ile bakmakla itham etmişşiniz.


5. YAZARLARI KARALAMA Bana yazdığınız cevap yazısında Orhan Koloğlunu karaladığınızı gördüm. Sitenizin başka bölümünde ise Murat Bardakçı’yı karaladığınızı gördüm. Anladığım kadarıyla sizin dünya görüşünüze uymayanlar zaten yazar değildir . Bir yazarın yazdıklarına katılırsınız veya katılmassınız ama onu karalamak hiçkimsenin hakkı değildir.

6. YAŞADIĞI ÇAĞI ANLAMAK Ben çok yalın bir fikir ortaya koydum. Dedimki Kanuni Sultan Süleyman veya Fatih Sultan Mehmet iyi yetişmiş padişahtılar. 16 .yüzyılda yaşamalarına karşın 5-6 lisan bilen insanlardı. Divan yazacak edebiyat ve kültür derinliğine sahip insanlardılar. Çok iyi eğitim gördüklerinden dolayı olayları iyi algılayıp Osmanlı imparatorluğunu başarıya taşımışlardır. 2. Abdülhamid ise bu dönemden 300 sene sonra bile bu birikimlere sahip olmadığı için, Lisan bilmediği için çevresindeki kıymetli devlet adamlarını fikren kullanamadığı için, basiretsiz davranmış ve dönemimde 1.500.000 kilometrekare bir Vatan toprağını kaybedilmiştir. ( Bugünkü Türkiyenin iki misli )


7. YILDIZ SARAYI Bu tartışmanın başlangıcı olan Babialinin etkisizleştirilip herşeyin Yıldız Sarayından yönetilmesi fikri ve uygulaması tamamiyle yanlıştır. 1877 Osmanlı Rus Savaşında cephede Gazi Osman Paşa ve Süleyman Paşa gibi komutanlar ölümüne çarpışırken, 600 kilometre uzaktan Yıldız Sarayından savaşı yönetmek, askeri konuları hiç bilmeyen, hiçbir savaş ortamında bulunmamış ve harita okumayı bilmeyen 2.Abdülhamitin savaşı yönetmeye kalkışması, basiretsizliğinin en önemli göstergesidir.

8. KARA ismiyle ilgili ironiler yapmışsınız. Bu sizin karşınızdakinin kim olduğunu bilmeden yaptığınız cahilik olarak görüyorum. Sultanahmet ile Beyazıt arasındaki Divan yolunda bulunan KARA Mustafa Paşa Külliyesini ziyaret edip ailemin atasının kim olduğunu öğrenmenizde fayda vardır.


9. PARA : Yazınızda 2.Abdülhamitin devlet parasına tenezül etmeyip, Selanik sürgününe giderken bir bavulla gittiğini yazmışsınız. İsterseniz bu gibi konulara hiç girmeyelim, zira yazacaklarım sizi üzer.

10. HARF DEVRİMİ 2.Abdülhamid’in yönetimini tartışırken, bana bu konularda cevap verin. Harf Devrimi nin bu konuyla hiçbir alakası yok. Hz. Muhammet bizim Peygamberimiz ve 2.Abdülhamid konusuna lütfen yüce değerlerimizi karıştırmayın.


11. HAİN Ben yazımda hain kelimesini kullanmadım. Bu kelimeyi siz nereden çıkarıyorsunuz. Hiçbir Osmanlı Sultanı hain olamaz. Ben 2.Abdülhamitin bu dönemi baskı zulum ve istibdatla çözebileceğini zannettiğini, ama maalesef yöntemi doğru çıkmadığını ve Osmanlı İmparatorluğuna zarar verdiğini anlattım.

12. ABDEST Osmanlı padişahları Yavuz Sultan Selim den bu yana Halife unvanını almışlardır. Halife olan bir kişinin abdestinin bu konuya karıştırılması 2.Abdülhamite karşı büyük saygısızlıktır. Abdestle ,devlet yönetiminin ne alakası olduğunu ben anlamadım

13.KITAPLAR Yazınızın son satırında belirttiğiniz kitapların bana isimlerini verinde bende okuma imkanına kavuşayım. Bana göre bir konu üzerinde ne kadar çok kitap okursam o konuyu her yönüyle anlamış olurum.

.
14. SONUÇ Devrin Sadrazamlarından Mehmet Sait Paşanın, Kıbrıslı Kamil Paşanın, padişahın doktoru Atıf efendinin kitaplarını okuduğunuzda Kıbrıs, Mısır, Karadağ, Bosna Hersek, Makedonya, Eflak Boğdan,Tunus, Girit, Bulgaristan gibi toprakların basiretsizlikle nasıl kaybedildiğini ağlayarak okursunuz. Sadrazamlar padişaha dert anlatamazken ,okuma yazma bilmeyen padişahın uşağı Arap İzettin Efendinin Harp Konseyine kadar girip işleri nasıl cığrından çıkardığını okursunuz.
kara
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 6
Kayıt: 20 Şub 2012, 17:38

Mesajgönderen Şatibi » 28 Şub 2012, 00:21


yanılıyorsun arkadaşım... abdulhamid i başta kendi devrinde yanlış anlayanlar, abdulhamid han tahttan indirildikten sonra birer birer pişmanlıklarını yazıları ile dile getirmişlerdir... abdulhamid han asla basiretsiz olmamıştır... abdulhamid in basiretsizliğini dile getirdiniz bunun nedenlerinden birininde az dil bilmesinden kaynaklandığınıda belirttiniz, şimdi de konu seyrini değiştirip sözlük açıklamaları yapıyorsunuz... ilk yazımda birşeyler almadıysanız ne deyim? çok yönlü okuyun abdulhamid i O zaman gerçekten anlayacaksınız...eğer abdulhamid hanla veya Osmanlı devleti ile bir sorununuz yoksa... objektif şekilde abdulhamid han'ı çeşitli kaynaklardan araştırın....saygılarımla.
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 343
Kayıt: 18 Nis 2010, 19:40

Mesajgönderen kara » 28 Şub 2012, 20:39


Osmanlının torunu olmakla gurur duyan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Osmanlı ile sorunu olamaz ve olmamalıdır. Ben sadece 2.Abdülhamitin yönetim şekli üzerine tartıştım. Aşağıdaki satırlar size ait. Bende diyorumki 2.Abdülhamid iyi yetişmiş ve deneyimli devlet adamlarının hiç birini dinlememiştir. Sizin iddianızda adı geçen devlet adamları kimlerdir.


Bu ifadeden ve hususi iradelerden de anlaşılacağı üzere, “Müstebid” bir padişah olarak bilinen ve buna binaen saltanat yıllarına “İstibdat Dönemi” adı verilen Abdülhamid, aslında birçok konuda işin ehline danışmadan karar vermemişti. Öte yandan, Yıldız Sarayı’nda her zaman danışabileceği ve güvendiği adamlardan mürekkep bir kadrosu mevcuttu. Gerektiği hallerde ilgili uzmanından raporlar istemesi, verece kararlar öncesinde uzmanlarının da görüşlerini dikkate alarak bu şekilde karar vermesi ve bu meyanda birçok örneğin tespit edilmesi, II. Abdülhamid’in çalışma sistemi hakkında daha iyi bir fikir temin etmektedir.

Devlet adamlarını dinlemiş ve onlarla beraber olayları zamanında tartışsa idi,şehit kanları ile kazanılmış bir milyon beşyüzbin kilometre kare vatan toprağı basiretsizce kaybedilmezdi.

Saygılarımla
kara
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 6
Kayıt: 20 Şub 2012, 17:38

Mesajgönderen Şatibi » 29 Şub 2012, 00:37


kara yazdı:Osmanlının torunu olmakla gurur duyan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Osmanlı ile sorunu olamaz ve olmamalıdır. Ben sadece 2.Abdülhamitin yönetim şekli üzerine tartıştım. Aşağıdaki satırlar size ait. Bende diyorumki 2.Abdülhamid iyi yetişmiş ve deneyimli devlet adamlarının hiç birini dinlememiştir. Sizin iddianızda adı geçen devlet adamları kimlerdir.


Bu ifadeden ve hususi iradelerden de anlaşılacağı üzere, “Müstebid” bir padişah olarak bilinen ve buna binaen saltanat yıllarına “İstibdat Dönemi” adı verilen Abdülhamid, aslında birçok konuda işin ehline danışmadan karar vermemişti. Öte yandan, Yıldız Sarayı’nda her zaman danışabileceği ve güvendiği adamlardan mürekkep bir kadrosu mevcuttu. Gerektiği hallerde ilgili uzmanından raporlar istemesi, verece kararlar öncesinde uzmanlarının da görüşlerini dikkate alarak bu şekilde karar vermesi ve bu meyanda birçok örneğin tespit edilmesi, II. Abdülhamid’in çalışma sistemi hakkında daha iyi bir fikir temin etmektedir.

Devlet adamlarını dinlemiş ve onlarla beraber olayları zamanında tartışsa idi,şehit kanları ile kazanılmış bir milyon beşyüzbin kilometre kare vatan toprağı basiretsizce kaybedilmezdi.

Saygılarımla


S.A,
şöyle arkadaşım, ilk yazınızla bu alıntı yaptığım yazı arasında dağlar kadar fark var... bir kaç danışmanı nı yazayım...

Abdulhamd Han'ın danışmanlarının başında Ahmet Cevdet Paşa gelir dersek yeridir... O derece nam salmıştır...

II. ABDÜLHAMİD'İN DANIŞMANI YAVER-İ EKREM MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU) VE TARİHİ MİSYONU

Bir Osmanlı bürokratını konu edindiğimiz çalışmamızda Ahmet Şakir Paşa'nın (1839-1899) hayatı ve görevlerini ele aldık. Son dönem Osmanlı devlet adamları arasında seçkin bir yere sahip olan Şakir Paşa'nın biyografisini ortaya koymakla aynı zamanda son dönem tarihinin bazı önemli siyasi meselelerine de ışık tuttuk.
Şakir Paşa, Osmanlı ayanları arasında meşhur olan Çapanoğullarına mensup bir ailenin ikinci çocuğu olarak İstanbul'da doğdu. Doğduğu tarihlerde Osmanlı Devleti, çok önemli idari ve siyasi değişimlerin arefesinde bulunmaktaydı. Doğumundan bir yıl sonra, devlet idaresinde ve devlet felsefesinde yeni bir devir açan Tanzimat Fermanı yayınlandı (1389). Böylece bir nevi idari sistem ve teşkilatlanmasının klasik dönemi sona ermekteydi. Batı tandanslı reformlar sürecinin başlatıldığı ve değişim rüzgarlarının estiği bir dönemde ilk, orta ve lise tahsilini tamamlayan Şakir Paşa, Avrupalı devletlerle ilişkilerde, Osmanlılar için bir dönüm noktası olan Kırım Harbi (1843) ve Paris antlaşmasının doğurduğu askeri ve siyasi ortamda ve Islahat Fermam'nın uygulamaya konulduğu bir dönemde, Fünun-ı Askeriyye'den "mümtaz" payesiyle mezun oldu (Şubat 1856).

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin


II. ABDÜLHAMİD'İN DANIŞMANI EKREM MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA

kısa bir bölümü aşağıda;

İstanbul'a gelen Şakir Paşa, II. Abdülhamid tarafından, Yaver-i Ekrem sıfatıyla Yıldız'a görevlendirildi (5 Temmuz 1890). Bu görev, ileride getirileceği Anadolu Islahatı Umum Müfettişliği'ne bir mukaddime oldu. Yıldız'da kaldığı beş yıl müddetince, devletin önemli meselelerini yakından takip etti. Danışmanlığı gereği, bu meseleler hakkındaki düşünce ve tavsiyelerini Padişah'a iletti. Bir dereceye kadar II. Abdülhamid'in kararlarında etkili oldu. Daha önce edindiği devlet yönetimi tecrübesini daha da geliştirdi. Askeri ve mülki sıfatlarda devlet mekanizmasının en alt kademelerinden başlayarak yükseldiği makamlarda içerden, bir diplomat olarak da dışardan gözleme imkanı bulduğu devletin işleyişini, bu defa devletin en üst noktasından görme fırsatını buldu. Bulunduğu her konumda bizzat, bu mekanizmanın işleyişinde görev aldı. Bu sayede idari tecrübe ve yönetim bilgisini en doruk noktaya çıkardı. II. Abdülhamid ve devlet erkanını daha yakından tanıma imkanı bulan Şakir Paşa, bilgi, beceri, güvenilirlik, vazife şinaslık, tecrübe, ileri görüşlülük ve memleket severliğiyle Padişah'ın itimadım kazandı, ileri gelen bürokratlar arasında yer aldı.

II. Abdülhamid’in Sadrazamı ve Eğitim Danışmanı [Küçük] Said Paşa’nın Eğitime Yönelik Görüş ve Uygulamaları hakkında makaleler bulabilirsin de aynı zamanda....

saygılarımla.
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 343
Kayıt: 18 Nis 2010, 19:40

Mesajgönderen Şatibi » 29 Şub 2012, 13:26


18. yüzyıldan sonra Batı hastalığına bulaşmısız...Devlet adamlarımız, ulemamız,sanatçılarımız, düşünürlerimiz v.s, bu hastalığa müptela oluncagerileme ve çökmeye geçmişiz... daha doğrusu hızlanmış bu gerileme ve çökmemiz... 19 yy da da Tanzimat(1839) ve Islahat(1856) fermanları ile de Batıya tamamen teslim olmuşuz... Ta ki Sultan II. Abdulhamid Han gelinceye kadar... Sultan Abdulhamid Han, hasta adam olarak adlandırılan Osmanlı'nın zor dönemlerinde türlü entrikalara, hainliklere rağmen üstün bir gayret ve inançla devleli Al-i Osmaniye yi ayakta tutmayı başarmış ender devlet adamlarından biridir...

Çevresi komple hainlerle, kandırılanlarla ve batı aşıklarıyla doluydu.... Abdulhamid han'ın basiretli ve mükemmel manevraları Osmanlı düşmanlarını öylesine çaresiz bırakıyorduki, bu basiteli siyaseti karşısınında her türlü karalama kampanlayarı yapılmakta idi... batılılar bu karalama kampanyasını en iyi sözü geçen kandırılmış düşünürler eliye yapmakta idi... II. Abdulhamid Han'a kimler karşı çıkmıyordu ki, ama sonradan birer birer hepside ne büyük yanlış yaptığını tek tek itiraf edecekti... akif ler olsun, said nursiler olsun.... niceleri yanıldıklarını itiraf ettiler...

Cuma dan çıkarken Sultan Abdulhamid'e suikast hazırlayan Ermeni'yi yazdığı şiirinde övecek kadar Sultan Abdulhamid han'ı tanımayan Tavfik Fikret ''Ey Şanlı Avcı, tuzağını boş yere kurmadın.. Attın... Fakat ne yazık ki yazıklar ki varamadın! '' diyerek düşmanlığını ortaya koyarken Sultan Abdulhamid ölünce yaşanan sıkıntıları görüp, ittihatçıların entrika ve oyunlarını fark edince: ''Biz bir baskına uğramışsızda farkına varamamışsız, farkına varmak şöyle dursun o günü bile alkışlamışsız'' diyerek nadametini ortaya koymuştur....

Yine Abdulhamid Han'a en fazla muhalefet edenlerden Ahmet Rasim de şu sözleriyle pişmanlığını dile getirmiştir: ''Sen değil naaşın hükümdar olsa elyaktır bizlere.. Dönsün etsin Taht-ı Osmaniye Tabutun cülüs''

daha niceleri dedim ya... Rıza Tevfik in bin pişmanlık şiiri, Enver paşaların pişmanlıkları... Talat Paşaların ağlayarak''Başımıza ne geldiyse bu adama yaptıklarımızdan geldi ve daha ne gelecekse o yüzden gelecek'' sözleri...

kara arkadaşım sende çıkmışsın Cennet mekan son Osmanlı Halifesi ni basiretsiz bir devlet adamı olarak lanse ediyordun... hemde Müsteşriklerin ağına düşen yazarların alıntılarıyla...
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 343
Kayıt: 18 Nis 2010, 19:40


Dön İç Meseleler ve İç Politika

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron