İ’câz, insanların aciz olduğu, güç yetiremediği bir durumu ifade eder. Kur’an-ı Kerim Allah kelamı olduğu için insanlar onun benzerini yapmaktan acizdiler. Nasıl ki, Allah’ın kudret kelimesi olarak yarattığı bir varlığı yaratmaktan insanlar aciz ise kelamına da nazire getirmekten acizdirler.
Kur’an-ı Kerimin i’câzının delili yine Kur’an-ı Kerimdir. Mekke müşrikleri peygamberimizden (sav) mucize istedikleri zaman yüce Allah onlara Kur’an-ı Kerimi delil göstermiştir. Peygamberimize (sav) hitaben “Kendilerine okunan Kur’anı sana indirmiş olmamız mucize olarak yetmez mi?” buyurarak Kur’anın i’câzına dikkatleri çekmiştir.
Araplar okuma yazmaya önem vermedikleri için kendilerince önemli olan olayları şiir ve hitabeler şeklinde edebi bir üsluba sokarak hafızalarında muhafaza ediyorlardı. Bundan dolayı edebiyat, şiir ve hitabet çok gelişmişti. Şairlerin ve hatiplerin itibarı çok yüksekti. Her sene yapılan yarışmalarda ilk yedi dereceye girenlerin şiirleri Kâbe’nin duvarına asılarak sene boyunca okunur ve ezberlenirdi. Bu şiirlere “Muallekât-ı Seb’a” denirdi. Ümeyye bin Ebi-Salt (v. 9/630) Kuss bin Saide (v. 610) Lebid (v.41/661) gibi meşhur şair ve hatipler bunlardandır.
Kur’anın İ’câzı ile ilgili çalışmalar yapan ve bu konuda kitap yazanların en meşhurları şunlardır: Ebu Bekir Bakıllânî (v. 403/1012) İ’câzu’l-Kurân. Abdu’l-Kâhir Cürcânî (v. 471/1078) Risâletu’s-Safiye. Fahrettin-i Razi (v.606/1209) İ’câzu’l-Kurân. Muhammed İbrâhim eş-Şâtıbî (v. 662/1263) İ’câzu’l-Kurân. Muallim Nâci (v.1311/1893) İ’câzu’l-Kurân. Mustafa Sâdık Er-Rafiî, (v.1357/1938) İ’câzu’l-Kurân. Bediüzzaman Said Nursi (v. 1960) İşârâtu’l-İ’câz ve Mu’cizât-ı Kur’an Risalesi.
Kur’an-ı Kerimin ihtiva ettiği ilimler Ebu Bekir El-Ârâbî’nin “Kânûnu’t-Te’vîl” isimli kitabında ifade ettiğine göre 77450 kadardır.
Kur’ân-ı Kerime nazire getirmek mümkün değildir. Yüce Allah’ın bu konudaki fermanı şöyledir: “Eğer doğru söylüyorlarsa haydi Kur’anın benzeri bir söz getirsinler.” Bu ayette yüce Allah bir kitap getirsinler demiyor. “Bir söz getirsinler” yani “Kevser suresi gibi bir satırlık birkaç kelimeden ibaret bir söz söylesinler de görelim” diyerek onlara meydan okuyor.
Gerçekten de “Kevser Suresi” gibi bir satırlık söz söylemeleri mümkün değildir. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin “Rumuzat-ı Semâniye” isimli eserinde açıkladığı gibi Kevser Suresi bütün Kur’anın bir hülasasıdır. Bütün Kur’anı inzal etmeyen bu surenin benzerini yapamaz.
1. Surenin harfleri öyle bir şekilde seçilmiştir ki mevcut 28 harfin benzer ve kardeş olan harflerinden dile en kolay olanları seçilmiş, dile ağır olan harfler terk edilmiştir.
2. Harflerinin adedi Besmele ile beraber 65 olup “Hüve” ifade eder. “Hüve” yani “Allah” lafzına tevafuk eder.
3. Harflerinin ebcedî makamı 3000’dir. Bu adedi ile Yasin, Furkan, Fâtır, Saffat, Sa’d, Ra’d, Rûm, Zuhruf, Şûrâ, İbrahim surelerinin 3000 harfine, tevafuk eder ve onları gösterir. Hem Bakara, Âl-i İmran ve Nisa Surelerinin 3000 adet kelimelerine parmak basar ve onlar ile olan münasebetini gösterir.
4. Surede geçen 13 adet “Elif” harfi ile Fatiha Suresini 13 “Elif-Lâm” olan harf-i tarifine ve “Elif-Lâm” ile başlayan meşhur 13 surenin başlarına işaret eder. Bunların yedisi “Elif-Lâm-Mim” ile altısı ise “Elif-Lâm-Ra” ile başlamaktadır. Böylece Kur’an Fatihada, Fatiha da Kevser Suresinde münderiç olduğunu mu’cizâne ifade eder.
5. “Kevser” kelimesi kutsi, câmî, küllî ve nurânî bir kelime olup anlamı “Hayr-ı kesîr” demektir. Ahiretteki “Havz-ı Kevser”i meydana getiren bütün dünyevî hayır ve iyilikleri ifade eder. Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimizin (sav) insanlığa getirdiği bütün hayır ve iyilikleri ve Kur’an-ı Kerimin insanlık âlemine sunduğu bütün hayırlı ve güzel işleri içine alacak kadar anlamı geniştir. Bu hayırların içinde İslamiyeti ve insanlığı şereflendiren bütün fetihler vardır. Sure bunların tümüne gerek ima, gerek işaret ve gerekse kasıtla işaret eder. Meselâ: Tekerrürsüz 8 harfi ile hicretin 8. senesinde Mekke’nin fethine işaret ettiği gibi, “Elif”in ve “Nun” harfinin sekizer defa tekerrürü ve “Kelkevser”in sekiz harfi ile tevafuk edip İstanbul’un hicri 857 tarihinde fethine işaret eder.
6. Kevser Suresinin içinde geçen “El-Kevser” kelimesinin makam-ı ebcedisi 757 olup Sultan Orhan Gazinin aynı tarihte Sal ile Avrupa yakasına geçerek 40 kahraman askerini şehit vermekle beraber İstanbul’u ve hükümetini ilk defa İslam hükümetine cizye vermeye mecbur etmesi tarihine parmak basar. Bundan tam yüz sene sonra da İstanbul fethedilmiştir. Buna da “İnna A’teynâke” ile niçin verildiğini ifade eden “Fe-Salli”nin “Fe” si alınsa 857 olup aynı tarihte Sultan Fatih eliyle İslam dairesine girmesine tevafuk eder.
Elbette bu kadar kısa bir surede ve bir cümlecikte bu kadar derin anlamlar ve bütün Kur’an ve bütün zamanlara hükmeden ve her şeyi bilen Allah’a mahsustur ve bu sure Allah’ın kelamıdır ve bu kelamın benzerini getirmek imkânızdır ve Kur’an mucizedir.
Kur’anın i’cazı böyle ortaya çıkar.



