kesimine yönelik değil, din, ırk ve sınıf ayrımı yapmaksızın bütün bir halk
kitlesini içine alıyordu. Padişah hediyesi, bağışı veya ihsanı anlamına gelen
ve toplumun muhtaç durumdaki farklı tabakalarına dağıtılan "atiyye-i seniyyeler" bunun en çarpıcı
misallerindendir. Dağıtılan hediyelerin bedeli, devlet kaynaklarındaan değil,
büyük ölçüde bizzat padişahın kesesinden karşılanıyordu.
Bu atiyyelerin, en çok dikkat çekenleri şöyleydi: He r 19 Ağustos'ta, tahta
çıkış yıldönümü vesilesiyle, sünnet olan çocuklara mutlaka birer çeyrek altın
hediye ederdi. (Belki de sünnet düğünlerinin genellikle Ağustos ayında
yapılması o zamandan kalma bir adettir.)
15 Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 10, İstanbul, 1980, Büyük Doğu Yay., s. .90; nak.
İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru, C.2, İstanbul, 1997, s. 80-81.
16 Nihat Sami Banarlı, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, İstanbul, 1984, Kubbealtı
Neşr., s. 142-143.

Yıldız Sarayı
Soğuk geçen her kış mevsiminde, özel bir komisyon oluşturur ve evini
ısıtamayacak durumdaki yoksul aileleri tespit ettirirdi. Kanlara, hazine-i
hassadan (padişah hazinesi) ayrılan tahsisatla (ödenek) alman kömürleri
dağıttırmayı asla ihmal etmezdi. (Arşivler, kömür yardımından faydalanan
İstanbul, Filibe ya da başka bir yerin ahalisini padişaha sunduğu teşekkür
mektuplarıyla doludur . )
Her tahta çıkış yıldönümünde, borcu yüzünden hapse düşüp mağdur
olmuş insanları kurtarmak maksadıyla, şahsi hazinesinden bir miktar
parayı sarf etmeyi de alışkanlık haline getirmişti.
1897 yılında zuhur eden Osmanlı-Yunan Savası sırasında, sık sık
hastaneleri ziyaret edip, yaralılarla ve onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmişti.
Bir gün bacağını kaybetmiş bir askerin vaziyetinden çok ıstırap duymuş ve
kendi eliyle yaptığı bastonu ona hediye ederek bir nebze olsun acısını
unutturmaya çalışmıştı.
Yine, 1894'te meydana gelen büyük İstanbul depreminde de
"Yanınızdayım!" mesajıyla halkın acısını paylaşmak ve dindirmek için adeta
çırpınmış ve fahri (gönüllü) reisliğinde bir yardım komisyonu kurdurmuştu.
İlk yardımı da kendisi yapmış, önce 1.500 lira, sonraki günlerde de ilaveten
5.000 lira yardımda bulunmuştu. Padişahın bu hayırsever davranışları
İstanbul'da yıllar yılı bir efsane gibi ağızdan ağıza dolaşıp durmuştur.
Onun yardımseverliğinin din, ırk ve renk ayrımı tanımadığına işte çarpıcı
bir misal daha:
Hem de "Ermeni katili", "kızıl sultan" gibi iftiraları kendisine atan
Ermeni milletinden Kirkor oğlu Onnik isimli gence yaptığı bir yardım...
28 Mayıs 1899'da Abdülhamid'in eline bir dilekçe ulaşır. Altı yıl önce sol
bacağını kaybeden 26 yaşındaki Onnik, içine düştüğü sefaletten kendisini
kurtarması için sultanın kapısından medet ummaktadır.
Abdülhamid, gençle ilgilenmesi için Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı)
Hasan Hüsnü Paşa'yı görevlendirir.
Hüsnü Paşa, yaptığı inceleme sonucunda padişaha bir rapor sunar.
Raporda, Onnik'in bacağının kalçasına yakın bir yerden kesildiğini, takma
ayağın bir korseyle bele bağlanması gerektiğini yazar. Protez ise 18 liraya
mal olmaktadır.
Konu kendisine havale edilen Sadrazam Halil Rıfat Pasa, paranın
ödenmesi için padişahın onayını ister. Müşfik padişah, hiç ikiletmez, takma
bacağın atiyye-i seniyyeden derhal ödenmesini buyurur.
Ermeni genç Onnik, iki ay gibi kısa bir sürede muradına ermiş ve talebi o
"kızıl sultan" denilen padişahın kapısından geri çevrilmemişti.17
17 Mehmet Genç, Mehmet Mazak, İstanbul Depremleri: Fotoğraf ve Belgelerde 1894
Depremi, İstanbul, 2000, İGDAŞ Yay., s. 47; Nadir Özbek, Osmanlı İmparatorluğunda Sosyal
Devlet: Siyaset, İktidar ve Meşrutiyet 1876-1914, İstanbul, 2003, İletişim Yay., s. 34-35; Özbek,
"II. Abdülhamid ve Kimsesiz Çocuklar: Darülhayr-ı Âlî", Tarih ve Toplum dergisi, Şubat 1999, Sayı:
182, s. 11-20; Toplumsal Tarih dergisi, Ağustos 2003, Sayı: 116; Bozdağ, a.g.e., s. 65-66;
Armağan, a.g.e., s. 67, 75-78, 124.



