-İngiliz tarihçi Toynbee'nin 1948 de İsrail'in kurulması üzerine Osmanlı'nın yıkılışı henüz
tamamlanmadı dediği rivayet edilir. Bu sözden yola çıkarak, bugün yaşanan
gelişmelerde dikkate alındığında şu anki tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Toynbee aynı zamanda bir sosyologdur. Bir milletin ne şekilde, hangi amillerle
büyüyeceğini çok iyi tespit etmiştir. Osmanlı o büyüme sürecini Viyana kapılarında kapattı.
Çökme dönemini de anlatılıyor, o dönemde zaman-zaman ıslahatçılar çıkar, onlar üç-beş sene
muvaffak olmuş gibi gözükür, arkadan çöküntü gelir, taa sonuna kadar.
Türkiye işte bu çökme devrini tamamlamış değil, Toynbee'nin söylemiş olduğu husus bu.
Türkiye Osmanlı'nın bütün vecibelerini yerine getirmiş, borçlarını ödemiştir. Ama haklarına
sahip çıkamadı. O da işte çöküntünün sonucudur. Çünkü kaybedilen maddi güç değil, manevi
hasletlerdir. Onların yeniden elde edilmesi lazım gelir...
Nedir bu hasletler? Bir kere bir seçkinler, bir alimler tabakası meydana getirmek, bunları
yetiştirmek lazım. Bunlara devlette itibar etmeli. Devletle birlikte halkta itibar etmeli.
Selçuklu'da Nizamülmülk'ün medreseleri adam yetiştirmiş. Ahmed Yesevi var...
Osmanlı'nın kuruluşunda Ahmed Yesevi nin halifelerinin, tarikatının büyük rolü var.
O tarikatlarda yetişen Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Taptuk Emre, Yunus Emre,
Mevlana Hz.leri, Şeyh Edibali.... Akşemseddin e kadar gelen kuşak.
Bunlar Türklük dünyasının yeniden büyüme devresine geçmesini sağlamış.
Ondan sonra olgunluk çağını da Enderun geçirmiştir. Enderun'da devlet adamları yetişmiş.
Bugün böyle bir sistem yok. Ne yazık ki, iki çeşit insan tipi Türkiye'de yetişiyor.
Biri; gönüllü kuruluşlar genç arkadaşları yetiştiriyor. Bunlardan profesörler var,
doçentler var, üst seviyeye gelenler var. Ama bunlara baktığımız zaman umumiyetle
şekilde dil bilmiyorlar, bilgisayar tekniklerini bilmiyorlar ve çalışma yaptıkları sahada
araştırma yapabilecekleri müesseseler yok.
Öbür tarafta Sufli bir hayat içinde insanlar. Bunlar daha çocukluk çağlarında bilgisayarla
tanışmış, zaten yabancı dilde eğitim görüyorlar. Ama en önemli olan iman ve ibadet yönünden
noksanlıkları var veyahutta tamamen uzaklar. Bu iki grubun birleşimini meydana getirmek
lazımdır.
Bütün dünyanın tabii kaynaklarının aşağı yukarı yarısından fazlası İslam alemindedir.
Bu kaynakları işleyecek nüfus gücü yok. Yani yetişmiş kaliteli nüfus yok. Alimlerimiz yok,
idarecilerimiz yok, Fatih'lerimiz yok, Şeyh Edibali'lerimiz, Yunus Emre'lerimiz,
şairleriniz, edipleriniz, Barbaroslarımız, Fuzuli'lerimiz, Mimar Sinan'larımız olmalı
yeniden...
Her sahada dünya çapında alimlerimiz geçmişte kalmış, bu asırda bunları bulmamız,
bunlara sahip olmamız lazımdır...
Emekli Tuğgeneral Sami KARAMISIR ile yapılan bir mülakat.
İslam Dergisi, Aralık 1992/ sayfa.13



