Filistin meselesinde Abdülhamid ve İttihat Terakki

İkinci Abdülhamid Han dönemindeki dış meseleler ve İkinci Abdülhamid Han'ın dış politikası etrafında paylaşım ve yorum yapılabilecek forum bölümü.
Kullanıcı avatarı
Şatibi
Yönetici
Yönetici
Mesajlar: 355
Kayıt: 18 Nis 2010, 18:40

Filistin meselesinde Abdülhamid ve İttihat Terakki

Mesaj gönderen Şatibi » 26 Eyl 2011, 08:09

Sultan Abdulhamid: 'Ben bir karış bile olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanları ile mahsuldar kılmıştır... Yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmem”

Resim

Canlılar âleminde, insan haricinde hiçbir cins, kendi cinsini yok etmemiş ve insanoğlu, tarih boyunca hep kendi hemcinsini yok etmekle didinip durmuştur. İnsanoğlu, bu canavarlığı icat etmekle kalmamış bir de bu canavarlığı, “meşrulaştırma araçlarıyla” da meşru, hatta övünülecek bir hale getirmiştir.

Tarihi süreç içerisinde defalarca şahit olduğumuz bu canavarlık, ne yazık ki bugün bile devam etmekte ve bilhassa İsrail’in Filistin’de yaptıkları neticesinde ayan-beyan gözler önüne serilmektedir. Bütün dünyanın izlediği ve her defasında medeniyet nakaratlarını dillendiren Avrupa’nın sınıfta kaldığı bu Filistin Meselesi, belkide ancak Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkışı ile birlikte yeniden hafızalarda belirmiş ve bir Yunan kanalının çarpıcı analiziyle, “Gezegenimizde herkesin aklında olanı o seslendirmişti”. İşte bu çıkış bir anlamda Türkiye’nin geçmişten gelen Filistin hassasiyetinin tezahürü gibi telakki edilmiş ve Türkiye’nin bu konuda ne derece hassas olduğu bir kez daha ifade edilmişti.
Resim

Bu kısa girizgâhtan sonra asıl mevzuumuza dönecek olursak; Filistin Meselesi ya da Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması hadisesi, ciddi anlamda ilk olarak II. Abdülhamid döneminde ortaya çıkmıştı. Bu dönemde kutsal topraklar üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması görevini ise, İsrail’in manevi kurucusu olarak telakki edilen Dr. Theodore Herzl üstlenmişti.

Herzl bu görev doğrultusunda fazla vakit kaybetmeden harekete geçmiş ve akla gelen ilk formüllerden biri olarak, bu dönemde mali sorunlar ve dış borçlarla boğuşan Osmanlı Devleti’nin başındaki II. Abdülhamid’i ikna etme yolunu düşünmüştü. Bu suretle, Abdülhamid’le görüşmek için, Padişah ile yakın dostluğu bulunan Yahudi kökenli Polonyalı asilzade Newlinski’yi aracı yaparak nihayet 19 Haziran 1896’da Abdülhamid’le görüşebilmişti. Herzl’ın da anılarında ifade ettiği üzere, II. Abdülhamid Filistin’e Yahudi Yerleşimi meselesine soğuk bakmış ve bununla ilgili olarak Newlisnki’ye şunları söylemişti:

“ Eğer Bay Herzl senin benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış bile olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanları ile mahsuldar kılmıştır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler, Fakat, yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmem”

Resim

II. Abdülhamid’in bu cevabı üzerine İstanbul’u terk eden Herzl, amacından en ufak bir sapma göstermeden, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olan Filistin’de özerk bir Yahudi devleti kurulması için toprak sağlayabilmek niyetiyle, ilk ziyaretinden sonra dört defa daha İstanbul’a gelmiş ve her defasında da farklı teklifler sunmuştu. Osmanlı Devleti’nin borçlarının bir kısmının ödenmesi, Tevhid-i Düyun yani borçların birleştirilmesi konusunda Avrupa devletlerinden yardımlarının sağlanması ve bu yıllarda Jön Türklerin liderliğini üstlenmiş olan Ahmed Rıza Bey’in ortadan kaldırılması, Herzl’in Abdülhamid’e sunduğu tekliflerden bazılarıdır. Fakat Abdülhamid bu teklifler karşısında da aynı tavrını sürdürmüştür.

Aslında Herzl ile yapılan birkaç görüşmeden sonra Abdülhamid’in, devletin belini büken borçlar ve bilhassa Düyun-ı Umumiye’den kurtulma noktasında bu adamdan faydalanma yoluna gittiğine şahit olmaktayız. Zira Abdülhamid Yahudilere: “Gelin Mezopotamya’ya dağınık bir şekilde yerleşin” çağrısı yapmış, fakat Abdülhamid’in bu teklifi, Filistin topraklarında ısrarcı olan Herzl’i tatmin etmemiştir. Bundan sonra bu mesele bir müddet rafa kaldırılmış ve İkinci Meşrutiyet’in ilanı, özellikle de Abdülhamid’in hal’inden sonra farklı bir mecrada sürmüştür.

İttihat ve Terakki zımnında gerçekleştirilen ve II. Abdülhamid’in de rıza göstermesi sonucunda 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmiş ve meşrutiyetin yeniden ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki, Osmanlı iktidar denkleminin esas aktörlerinde biri haline gelmiştir. Dolayısıyla bu süreden itibaren Filistin Meselesi iktidardaki İttihat ve Terakki partisinin temayülleri doğrultusunda yürümüştür.

Meşrutiyetin ilanıyla birlikte Filistin’e Yahudi göçü bir anda yoğunlaşmış ve İttihat ve Terakki bu durumu önleme konusunda başarılı olamamıştı. Bu arada Filistin’e gelen Yahudi ziyaretçiler, girişlerinde pasaportlarının ellerinden alınarak kırmızı renkli ikamet tezkeresi verilmesi uygulamasına da karşı çıkmışlar ve bu uygulamanın Abdülhamid dönemine ait olduğu yönünde itirazlarda bulunmuşlardı. Osmanlı hükümeti, kırmızı renkli ikamet tezkeresini kaldırarak, giriş tarihlerinin pasaportlara işlenmesi uygulanmasına karar vermişse de bu da bir işe yaramamış ve Yahudi iskânına engel olunamamıştı. Bu konuda başarısız olan İttihat ve Terakki iktidarı nihayetinde Ocak 1914’te, “Musevilerin Filistin’e yerleşimini önlemek amacıyla alınan tedbirleri işe yaramadıkları gerekçesiyle” kaldırma kararı almış ve böylece Yahudilerin Filistin’e yerleşme süreci hızlanmıştı. Neticede, daha sonraki yıllarda Yahudiler bir devlet olma yolunda büyük bir yol almışlar ve 1922 yılında Milletler Cemiyeti kararıyla Filistin İngiliz mandasına bırakılmıştı.

Netice olarak, Abdülhamid döneminde kesin bir kararlılıkla sürdürülen Filistin Meselesi, İttihat ve Terakki döneminde aynı kararlılıkta sürdürülememiş ve bir anlamda İsrail devletinin kurulma sürecine katkı sağlanmıştı. Abdülhamid’in 1911 yılında Dr. Atıf Bey’e söylediği sözler ise konuyu izah etmek açısından oldukça manidardır: “Para kuvveti her şeyi yapar. Onlarda bugün hükümet teşkil edecek değiller ya. Bu bir başlangıçtır. Gaye-i emeldir. Şimdi işe başlayıp birçok sene hatta bin sene sonra maksatlarına muvaffak olabilirler ve zannederim ki olacaklardır da…” Böylece Abdülhamid’in 1948 yılında kurulan İsrail devletinin kuruluşunu o günden gördüğü anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:

Metin Hülagü, Sultan Abdülhamid’in Sürgün Günleri Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı, İstanbul 2003.

Ramazan Balcı, Filistin’de Son Türkler, İstanbul 2005.

Vahdettin Engin, Pazarlık, İstanbul 2010.
Eğer Birgün Dünyaya Ait Çok Büyük Derdin Olursa, Rabbine dönüp çok büyük Derdim Var Deme!
Derdine dönüp Çok Büyük Rabbim Var De!