Ermeni Meselesi Dair...
Asýrlarca Müslüman devletlerin idaresi altýnda sakin ve itaatkar bir h
Ermeni Meselesine Dair Bir Makale, Ermeni Meselesi Dair...
ayat sürdürmüþ olan Ermenilerin, 19. yüzyýlda birdenbire ayaklanýp, Osmanlý Devletine baþkaldýrmasý, üzerine hassasiyetle durulmasý gereken bir konudur. Anadolu’nun çeþitli bölgelerinde baþlatýlýp, binlerce Müslüman’ýn þehid edilmesiyle sonuçlanan Ermeni isyanlarýnýn çýkartýlmasýnda esas amaç nedir? Onun üzerinde durmak lazýmdýr.
Bilindiði gibi, Avrupalýlar Sultan III. Selim’den itibaren sürekli olarak Osmanlý Devletinden reform istemekteydiler. Ne var ki, Batýnýn büyük baskýlarla kabul ettirmeye çalýþtýðý bu reformlar, sadece ve sadece Osmanlý Devletinin bünyesinde bulunan azýnlýklara yani Hýristiyan ve Yahudilere hak ve imtiyazlar tanýmayý amaçlamaktaydý. Nitekim sürekli olarak istenmekte olan bu reformlar hakkýnda, Fransa’nýn o zamanlar Ýstanbul’da bulunan Sefiri, Paris’e þunlarý yazmaktadýr; “Ekselanslarýnýn da çok iyi bildiði gibi, bizim bu reformlardan maksadýmýz, Osmanlý Devletini kalkýndýrmak deðil, Ayasofya üzerinde parlamakta olan hilali indirip, yerine tekrar Hýristiyan haçýný kaymaktýr” (1).
Batýya yakýnlýðý ve özellikle Ýngiliz menfaatlerini korumaya çalýþtýðý bilinen Mustafa Reþit Paþa (2) Avrupa’dan döner dönmez, onlarý memnun etmek için hazýrladýðý empoze Tanzimat fermanýný Sultan Abdülmecid’e kabul ettirerek 26 Þaban 1255 (1839)’da ilan etti. Avrupalýlarý memnun eden bu ferman, Müslüman tebaa tarafýndan tepkiyle karþýlandý. Çünkü Hýristiyanlar, fermaný “kendi milli gayelerinin tahakkukuna yarayacak bir vesika” olarak telakki ediyordu (3).
Tanzimat’a kadar Týbbiye mektebine (Týp Fakültesine) giremeyen gayr-ý müslimler, Tanzimat Fermanýnýn kendilerine saðladýðý haklardan istifade ederek bu mektebe öðrenci, hatta hoca bile olmuþlardýr. Ýstanbul’daki Yahudi Hahambaþýnýn müracaatý ve Sultan Abdülmecid’in fermaný ile Yahudilere özel muamele bile yapýlmýþ, “Yahudi, dinleri üzere Týbhanede yiyecekler, içecekler ve diledikleri gibi ayin ve ibadet yapacaklar” diye Saraydan idare çýkartmýþlardýr (4).
Bundan sonra da, Anadolu fakir Müslüman yerine, Ýstanbul zengin Ermeni, Yahudi ve Rumlar Týbbiye mektebinde okumuþlar ve daha sonra mektebin idaresi tamamen bunlarýn eline geçmiþtir. Ýþte uzun seneler bu müessesenin baþýnda idarecilik yapan Ermeni Marko Paþa da bunlardandýr.
Jön Türklüðün temeli bu mektepte atýldýðýndan ve Jön Türkler, Sultan II. Abdülhamid aleyhinde Ermeni komitacýlarýyla birleþtiklerinden dolayýdýr ki, Týbbiye mektebinden bahsetmekte yarar görmekteyim. Nitekim Jön Türk olan Ýstanbul eski Belediye Reisi Cemil Topuzlu, hatýratýnda þunlarý yazmaktadýr; “....... Fransýz büyük ihtilalinden aldýðýmýz örnek üzerine hemen her vakit hürriyet, müsavat, adalet taraftarý ve Sultan Hamit istibdatýnýn da þiddetli aleyhindeydik. Son sýnýf talebeleri koðuþlarýnda yatmazlar, dörder, beþer yataklý odalar da bulunurlardý.... geceleri arkadaþlarla bir araya gelince padiþah aleyhine ihtilale davet eden bir takým yazýlar yazar, þapirgrafla basar, bunlarý gizlice diðer sýnýftaki arkadaþlara ve hatta harice bile daðýtýrdýk... Jön Türklük hareketi orada (yani Týbbiye Mektebinde) doðmuþtu. Marko paþa hem mektebi hem de Sarayý mükemmelin idare ederdi” (5) .
Jön Türkler Gerçeði
Yine Cemil Topuzlu, Ýstanbul’daki merkezlerini de þöyle anlatýyor; “.......Merkezi o sýralarda Beyoðlu’nda küçük bir apartmandaydý. Devam eden azanýn ekserisi ecnebi ‘Lövanten’ hekimler ve reisimiz de Sertabib-i Hazret-i Þehriyari Mavroyani Paþa idi. Benden baþka Türk-Müslüman olarak hiçbir aza yoktu” (6).
Jön Türklerin, Sultan Abdülhamid’e karþý Ermeni çeteleri ile birleþtiklerine dair iki rapor da, aynen þu þekildedir; “Kullarý her ne kadar teveccühüþahanelerinden mehcür ve bir takým maðdur isem de, pek küçük yaþtan beri nimet-i hümayunlarýyla perverde olduðumdan, Jön Türk ve Ermeni komitelerinin birleþmesi neticesi olarak Cenova’da son verilen karar mucibinde nefsi humayunlarýna suikast için tertibat alýndýðýný ve bendegan-ý þahanelerinden Diran Kelekyan (7) Efendinin bu haberi teyid ettiðini arz ederim. 1321 Mayýs 17-Kahire” (8).
Alman sosyalistlerinden Hanri Adolf’un ihbarý; “Her ne kadar Osmanlý Ýmparatoru Sultan Hamit Han Hazretleri sosyalist umdelerine karþý menfi hareket buyurmakta ise de, Alman menafiine hadim olmasý hasebiyle Jön Türk ve Ermeni ve Bulgar komitelerinin nefs-i þahane aleyhinde ikama intizar icap eylediðini bildirmeyi kendime bir vazife bildiðimi arz ederim. 5/11/1904” (9) .
Nitekim, bu raporlarýn ihbar ettiði gibi çok geçmeden meþhur bomba hadisesi olmuþ, Ermenilerin tertipledikleri bu suikast neticesinde, bir çok insan hayatýný kaybetmiþ, Sultan II. Abdülhamid Han’da, Allah’ýn bir lütfu olarak, yara almadan kurtulmuþtu. 93 harbinden sonra yapýlan Ayestafanos ve Berlin antlaþmalarýnda Ermenilere bazý siyasi haklar veriliyorsa da, Abdülhamid Han, Devletinin güvenliði açýsýndan bu maddeleri çalýþtýrmamýþ ve onun bu tutumu üzerine, Ermeniler batýnýn teþvik ve yardýmlarýyla isyanlarýný çoðaltmýþlardýr. Ermeniler 1889’da Cenevre’de Hýnçak ve 1890’da Tiflis’te Taþnak partilerini kurdular (10).
Ermeniler, 1894’de isyan eden Sasun Ermenilerini sert bir þekilde bastýrýnca, Ýngiliz ve Fransýz hükümetleri olayý tetkik etmek üzere Türkiye’ye heyetler gönderdiler. Bu karýþýklýklarýn tamamen sebebi Ermeniler olduðu tespit edilmesine raðmen, mesele adý geçen devletler tarafýndan saptýrýlarak ve “Abdülhamid Sasun’da Ermeni katliamý yapýyor” diye yaygaralar kopartýldý.
30 Mayýs 1894’de Fransýz Hariciye bakanlýðýna getirilen M. Hanataux, Sultan Abdülhamid’in Müslüman ve gayr-ý müslim reayasýna çok iyi davrandýðýný, onlarýn haklarýný koruduðunu ilan etmesine raðmen, tarafsýz konuþtuðu için kale alýnmamýþ, bir müddet sonrada görevinden alýnmýþtýr. Görevinden alýnan M. Hanataux, Revue de Paris’in 1 Aralýk 1895 sayýsýnda, Ermenilerin, Abdülhamid Han tarafýndan katledilmediklerini, bilakis onun bütün vatandaþlarýna adil davrandýðýný söylüyor ve þöyle devam ediyordu; “..... Abdülhamid, esmer, solgun yüzlü, endiþeli bakýþlý ve güzel elleri olan bir adamdýr. O bu nazik eliyle Afrika ve Asya ortalarýndan Balkanlara kadar olan Ýslam dünyasýnýn bütün fertlerini birbiren baðlarken, ayný nazik eliyle Kudüs ve Çanakkale boðazýnýn anahtarlarýný da tutmaktadýr. Küçük ve de nazik fakat gerçekte de çok meþgul olan bir el” (11).
O zamanlar Ermenileri hararetle destekleyen Ýngiltere, aslýnda Ermeni isyanlarýndan yararlanarak, Rusya ile anlaþýp Doðu Anadolu’ya müdahale etmek istiyordu (12). Allah’ýn bir lütfu olacak ki, bu konuda iki devlet anlaþamamýþlardý.
Sasun, Van ve Zeytun isyanlarýndan sonra 1985’de Trabzon, Erzurum, Erzincan, Bitlis, Diyarbakýr, Malatya, Sivas, Mardin ve daha bir çok yerde Ermeniler isyan çýkarttýlar. Sultan II. Abdülhamid Han, bütün bu isyanlarý bastýrýyor, kadýn ve çocuklarýna varýncaya kadar kesen, Ermenileri cezalandýrdýðý içinde Ermeniler ve onlarýn hamisi Avrupa, O’na Kýzýl Sultan (Le Sultan Rouge) lakabýný takýyordu (13). Ne acýdýr ki; Ermeniler tarafýndan takýlan bu lakabý daha sonra bizim tarihçiler (!) de, Ermenilerin uydurmuþ olduðu bu terimi alýp, pervazsýzca kullanma cüretini gösterip kullanmýþlar ve günümüzde bile hala Sultan II. Abdülhamid Han, Kýzýl Sultan mýdýr? Yoksa Ulu Hakan mýdýr? Tartýþmasýný yapabilmektedirler.
Sultan II.Abdülhamid Han, Ermeni isyanlarýný bastýrmak için, Doðu ve Güneydoðu Anadolu’dan asker toplayarak “Hamidiye” adýnda özel bir ordu kurdu. Bu ordunun kurulmasýndan sonra, Ermeniler Doðu Anadolu’da fazla varlýk gösteremeyince 26 Aðustos 1896’da Ýstanbul’daki Osmanlý Bankasýný basarak bir zor kiþiyi öldürdüler, yukarýda temas ettiðimiz gibi 1321 senesinde de Sultan II. Abdülhamid Han’a bir suikast düzenlediler. Fakat Avrupa’nýn bütün baskýlarýna ve Sultan II. Abdülhamid Han’ý Kýzýl Sultan ilan etmelerine raðmen O; Ermeni isyanlarýný bastýrdý ve onlarýn ütopik ideallerine mani oldu.
Sultan II. Abdülhamid Han, Ermenilerin, Ermenistan, Yahidilerin Filistin’de kurmayý tasarladýklarý Ýsrail hayallerini sert bir þekilde engelleyip, bunlara destek olan “Ýttihak ve Terakki”nin Avrupa-Masonik fikirlerine karþý çýkýnca bütün bu muhalif gruplar kendisine karþý birleþip, 1909’da tahttan indirdiler.
33 sene Osmanlý Devletini, Müslümanlarýn Halifesi olarak yöneten Sultan II. Abdülhamid Han’a hal fetvasýný “ki, bu fetva bile Ýslam Hukukuna aykýrýydý (14)”, bildirmek için gönderilen heyeti dahi gayr-i müslimlerden teþekkül ettirdiler. Bir Arnavut, bir Rum, bir Yahudi ve bir Ermeni, Ýttihat ve Terakki hükümetini temsilen Sultan II. Abdülhamid Han’a hal fetvasýný götürdüler (15).
Sultan II. Abdülhamid Han’dan sonra gelen hükümetler zamanýnda da Ermeni tehcirine karar verildi. 1914’de bazý reformlar istemek ve Ermenilere bazý haklar elde etmek için Erzurum, Sivas, Trabzon, Van, Bitlis, Diyarbakýr ve Hartum vilayetlerine Avrupa’dan heyetler gönderildi. Ancak ayný sene Birinci Dünya Savaþý patlak verince, heyetler geri döndü. Rusya ile yapýlan bütün savaþlarda,Haçlý ordularýna yardým ettikleri gibi (16) Ruslara yardým eden Ermeniler, isyanlar da olduðu gibi antlaþmalarla da bir þey elde edemeyince, 1974’e kadar sakin durdular.
1974 Kýbrýs savaþýndan sonra bütün batý ve baþta Amerika olmak üzere, Türkiye’ye ambargo uygulayýnca, yakýn geçmiþimizde yer alan uzun yýllarca devam eden Ermeni terörünü (Asala) yeniden baþlattýlar.
Netice olarak; 19. yüzyýlda Ermeni isyanlarý nasýl ki, emperyalist Batý dünyasýndan kaynaklanýyorsa, bugünkü terör de oradan kaynaklanmakta olduðunu görmemiz ve günümüzde yaþanan bütün bu olaylarý “bir bütün olarak” deðerlendirip bir birinden baðýmsýz olarak bakmamamýz gerekmektedir. Birbirinden baðýmsýz olarak bakýldýðýnda ortaya çýkan bu tablo da kendimize yanlýþ hedefleri düþman olarak seçmemiz içten bile deðildir. Yüzyýllarca hüküm süren Osmanlý Ýmparatorluðunu parçalayabilmek için ve ortaya çýkacak küçük devletçikleri sömürgeleri olarak emirleri altýna almaya yönelik oynanan ekonomik, siyasi, dini, ýrki ve beþeri oyunlarý ve tezgahlarý araþtýrdýðýmýzda; günümüzde de hala emperyalist Batý dünyasýnýn oyunlarýna devam ettiklerini pekala ayan-beyan görebiliriz.
DÝPNOTLAR:
1-Archive du Ministere des Affaries Etrangeres Françaises, Ns, Turquie, 1876, S.38 vd.
2-Ýhsan Süreyya Sýrma, Sömürü Ajaný ve Ýngiliz Misyonerleri, 2. Baský, Ýstanbul, 1984, s.34.
3-Ýslam Ansiklopedisi, Tanzimat Maddesi.
4-Ýhsan Süreyya Sýrma, Yahudilerin ilk defa Osmanlý Týp Fakültesine Kabulüne dair bir vesika, Türk Kültür Dergisi, Ankara, Þubat, 1979, S.196.
5-Cemil Topuzlu, 80 Yýllýk Hatýralarým, Ýstanbul, 1939, s. 18-21.
6-Cemil Topuzlu, 80 Yýllýk Hatýralarým, Ýstanbul, 1939, s. 69.
7-Diran Kelekyan, Türkçe-Fransýzca Lügatýný yazan Ermeni Edebiyatçýsý.
8-Tahsin Paþa, Abdülhamid ve Yýldýz Hatýralarý, Ýstanbul, 1931, s. 189.
9-Tahsin Paþa, Abdülhamid ve Yýldýz Hatýralarý, Ýstanbul, 1931, s. 189.
10-Jean-Pierre Alm, I’Armenie, Paris, 1962, s. 49.
11-Malcom Mac Coll, Le Sultan et les Grandes Puissances, Paris, 1899, s. 11.
12-Malcom Mac Coll, Le Sultan et les Grandes Puissances, Paris, 1899, s. 14.
13-Gilles Roy, Le Sultan Rouge, Paris, 1936.
14-Ýhsan Süreyya Sýrma, I’ýnstituon et les Biographies des Þeyh-al-Islam Sous le regnedu Sultan Abdülhami II, Strasbourg, 1973, s. 164 vd.
15-George Young, Constantionople, des origines a nos jour, Paris, 1948, s. 312.
16-Jean-Pierre Alm, I’Armenie, Paris, 1962, s. 33.



