Babamın Huy ve Âdetleri

II. Abdülhamid Han'ın nasıl bir karaktere sahip olduğu ve özel hayatında ne gibi noktalar bulunduğuyla ilgili paylaşım ve yorum yapılabilecek forum.

Mesajgönderen Vakıf Ahmet » 25 Eki 2008, 18:54


Mutâdı erken yatıp erken kalkmaktı. Sabahları güneşten evvel kalkıp hamama gider, banyosunu alırdı. Hamamın dış katında oturmak için bir sedir yaptırmıştı. Orada oturup giyinir, sabah namazını oracıkta kılar, sonra kahvaltısını ederdi. Yataktan kalkmadan önce müshil almak mutâdı olduğundan sabah kahvaltısını çok hafif yapardı.

Hastalığından evvel senelerce Manyezi Hazi almıştır. Hastalığından sonra sinameki tozunu toz şekerle karışık olarak alırdı. Yarım bardak sütü maden suyuyla karıştırıp içerdi. Çitli madensuyu kullanırdı. Hastalığından sonra Profesör Bergmann'ın tavsiyesi üzerine Almanya'dan Frederik madensuyu getirtmeye başlamıştı. Bu madensulu sütten biraz sonra kahve sigarasını içer, sonra doğruca Harem Dairesi'ne geçer, oradan Selâmlığa çıkar, masasının başına oturup Başkâtip Paşa'yı isterdi. Burada tahminen saat on bire kadar resmi işlerle uğraşırdı. Yemek hazır olunca Harem'e geçer, annemle beraber yemeğe otururdu. Yemekten sonra yatak odasındaki şezlonga uzanıp on be, yirmi dakika dinlenir, yine kalkıp sabahtan kalan işlerini görmek üzere Selâmlık dairesine geçer, çalışmaya başlardı. Öğleden sonraki bu çalışma sırasında Başkâtibi yahut İkinci Kâtibi, vükelâdan bazılarını kabul ederdi. Bu çalışma akşamlara kadar devam ederdi.

Pek yorgunluk duyduğu veya işleri hafif olduğu zaman Harem'e gelir, işte o zaman ailesinden kimleri isterse onlarla görüşürdü. Bazen bizleri huzurana celbedip piyano falan çaldığı olurdu.

Ekseri akşamlar yemekten sonra bahçeye çıkar, orada paşalarla, beylerle gezer ve bazen Harem'e geçerdi. Bazen marangozhanesinde veya kütüphanesinde çalışırdı.

İşi çok olduğu zamanlar gece yarılarına kadar Mabeyn'de kaldığı olurdu. İşi olmadığı zaman yatsı namazından sonra derhal yatak odasına çekilirdi. O zaman anneme bir hazinedar gönderir, gelmesini emrederdi. Annem de gecelik tuvaleti ile babamın dairesine gider, geceyi beraber geçirirlerdi. Müstesna olarak saltanatın yirmi yılı müddetince her gece annemle yemek yemiş ve onunla kalmıştır. Diğer haremlerini saat ve vakitle kabul etmiştir.

Babam saate, vakte pek bağlı idi. Diyebilirim ki her işini bir saate bağlamış, düzgün ve yeksenak bir ömür geçirmiştir. Babam istirahate geçince sarayda bir sükûnet başlardı. Sarayın bahçesindeki kahkaha sesleri işitilmez, piyanolar ve gramafonlar çalınmaz, gürültü patırdı yapılmazdı. Babamın dairesine gürültü aksetmesin diye herkes ses çıkarmaktan çekinirdi.

Harem kapısının önünde İkinci Hazinedar ile onun maiyetinde iki hazinedar yatardı. Selâmlık kapısında da bir musahip nöbetçi ile Seccadecibaşı İzzet Efendi ve Söğütlü Alayı kumandanı Mehmed Efendi yatarlardı.

Akşam yatak odasına limonata, Frenk üzümü veyahut nar şerebeti getirip bırakırlardı. Bazı geceler içerdi.

Gece yatak odasında kitap okuturdu. Ayak ucuna bir paravana konur, Esvapçıbaşı İsmet Bey kitap okurdu. Sonraları Hacı Mahmud Efendi ve Şifre Kâtibi Asım Bey de okumuşlardır. Babam uykuya dalıncaya kadar okurlar, uyuduğunu hissedince yavaşça kalkıp çıkarlardı. İkinci Hazinedar kapıyı kilitlerdi.

Babam: ''Başlıca eğlencem musiki dinlemek, marangozhanemde çalışmaktan ibarettir. Ancak bunlarla uğraşırken yorgunluğumu hissetmiyorum. Gençliğimde faal bir hayat geçirdiğim halde şimdi muattal yaşıyorum. Uykuyu bile rahat uyuyamadığımdan kitap okutmak bana ninni gibi geliyor. Yarısını dinliyor, yarısını dinlemeden uyuyakalıyorum. Aklım takılıp da uykumu kaçırmasın diye ciddi eserler okutmuyorum'' derdi.

İnsanlar müfteridir. Bildiklerini, bilmediklerini uydurup söylemekten çekinmezler. Babam hakkında iftiraların birisi de onun büyücülüğe, hurafelere inandığı hakkındaki sözlerdir. Mutlak bir iktidara sahip olan babamın büyü yaptırmaya ne ihtiyacı vardı? Ne için ve kim için büyü yaptıracaktı? Hâlbuki babam doğru ve tam dini itikada sahip bir Müslümandan başka biri değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'an-ı Kerim okurdu. Gençliğinde Şâzeli tarikatına girmişti. Daima camilere devam ettiğini hikaye tarzında anlatırdı. Böylece, camide namaz kılmadığı günlerin birinde Hamza Zâfir Efendi adında muhterem bir şeyhe tesadüf edip onunla ahbap olmuş, bu tarikata bu suretle intisap etmiştir. Keza, Yahya Efendi Tekkesi'nin büyük şeyhi olan Abdullah Efendi vasıtasiyle dahi Kadiri tarikarına intisap etmiştir.

Şeyh Zâfir Efendi pek muhterem bir zattı. Sarayda herkes tarafından saygı görürdü. Memlekette bir hastalık olduğu zaman tekkede Buhâr-i Şerif, Hizb-el Bahr okunurdu. Babam, Buhâr-i Şerif'i hususi surette bastırmış, bütün Müslüman memleketlerine, camilere hediye etmiştir.

Babam herkesin namaz kılmasını, camilere edilmesini çok isterdi. Sarayın hususi bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedi okunurdu. Babamın bir sözü vardır: ''Din ve fen'' derdi. ''Bu ikisine de itikat etmek caiz'' olduğunu söylerdi.

Ebülhüdâ Efendi'ye (1) gelince: O da babamla aynı tarikata mensuptu. Babam onun zeki bir adam olduğunu bildiğinden kendisini Arap meselesine dair siyasi işlerde kullanırdı. Yemen ayaklanması sırasında kabile reislerini İstanbul'a davet etmiş, küçük Mabeyn Dairesi'nin önüne tahtını koydurmuş, orada bu rsileri kabul etmişti. Bunlar yüz kişi kadardı. Hepsi birden tuhaf renkli elbise içinde sırayla gelmişler, babamın ellerine, ayaklarına kapanmışlar, ''Ya Halife-i Resul sana sadık kalacağız'' diye yemin etmişler, ''Allahu yansuru Sultân!'' diye bağırmışlardı. Ebülhüdâ Efendi'nin evinde misafir kalmışlar, diğerleri de Zâfir Efendi Tekkesi'nde babam tarafından yaptırılmış olan misafirhanede ikamet etmişlerdi. Bu gibi misafirler bu evlerde otururlardı. Cuma selâmlıklarında camiye gelip namaz kılarlar, Ebülhüdâ Efendi vasıtasıyla atiyyelerini alıp memleketlerine dönerlerdi. Bu Ebülhüdâ Efendi'nin güya babamın başjurnalcısı olduğu hakkında sözler vardır. Her devrin kendisine mahsus bir idare şekli olduğu unutulmamalıdır.
........
(1) Şeyh Ebulhüdâ Efendi (1850-1909) Suriye'de Ma'arratü'l Nu'man yakınlarındaki Han Sayhûn'Da doğdu. Halep'de din eğitimi gördü. 1879'dan itibaren Sultan Abdülhamid'in yakınındaydı. Rıfaî'liğin bir kolu olan ''Sayyâdiye'' tarikatının kurucusu İzzeddin Sayyâd'ın soyundan gelir.

Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid.
Vakıf Ahmet
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
 
Mesajlar: 61
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:52

Dön Kişiliği ve Özel Hayatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron