''Ağır Köşe''

Gündemdeki konularla ilgili paylaşımda bulunulabilecek, yorum yapılabilecek forum bölümü

Moderatör: buyukdogu

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

''Ağır Köşe''

Mesajgönderen buyukdogu » 31 Ara 2008, 20:52

Kanalahaber.com'dan Mehmet Toprak, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Hakan Albayrak ile İsrail’in son insanlık suçu olan Gazze katliamı üzerine konuştu. Kanalahaber.com’a özel açıklamalarda bulunan Albayrak, İsrail vahşetinin arkasındaki gerçek hedefin ne olduğu; Mahmud Abbas’ın İsrail ile işbirliğinde içinde olup-olmadığına ve Türkiye’nin bu insanlık suçu karşısında somut neler yapabileceğine dair çarpıcı tespitlerde bulundu.

“Türkiye, Filistin’deki tapularına sahip çıksın”

“Herhalde Anayasa’da Türkiye-İsrail stratejik ittifakı değiştirilemez diye gizli bir madde var”

“TBMM’de bir milletvekili İsrail ile yapılan anlaşmalar için neden soru önergesi vermiyor”

“Uluslar arası güçler tarafından İsrail’in bombalanması lazım”

“Türkiye’nin İsrail ile yaptığı askeri anlaşmaları yırtıp çöpe atması lazım”

“İsrail, gayr-i meşru bir devlettir”

“İsrail, Gazze’nin belini asla ve katta kıramayacak!”

“İsrail’in her saldırısından Hamas güçlenerek çıktı”

“Mahmud Abbas, Filistin devlet başkanı unvanına layık olmayan bir haindir”

“Hamas’ın ateşkesi bozması kuyruklu bir yalan”

“HAMAS’IN ATEŞKESİ BOZMASI KUYRUKLU BİR YALAN”

· İsrail’in Gazze katliamı ile ulaşmak istediği hedef nedir? Hamas’ın attığı roketler İsrail saldırılarının gerekçesi sayılabilir mi?

Hamas’ın attığı roketler İsrail saldırısının nasıl gerekçesi sayılabilir? Yani “Hamas, iki füze salladı, ateşkesi bozdu, bu harekâtta onun için yapılıyor” tarzındaki kuyruklu yalana inanabilmek için çok salak olmak lazım. Zaten İsrail ve işbirlikçileri de dünyayı salak yerine koyuyorlar. Bu kadar geniş kapsamlı ve sofistike bir harekatla, Gazze’deki bütün stratejik mevziler ve Hamas’ın bütün karakolları, üsleri yerle bir ediliyor. Bununla yetinilmiyor, cemaatlerin toplandığı bütün camiler, öğrencilerin bulunduğu üniversiteler yerle bir ediliyor ve Gazze’nin bütün hayat damarları kesiliyor. Bir soykırım uygulanıyor. Bu kapsamlı harekâtın 2 saat içinde planlandığına inanmamızı istiyorlar. Böyle bir şey yok.

“İSRAİL ATEŞKES YAPTIĞI GÜN SALDIRI HAZIRLIKLARINA BAŞLAMIŞ”

Nitekim şimdi ortaya çıkıyor ki İsrail Savunma Bakanı –daha doğrusu İsrail Saldırı Bakanı- Ehud Barak, 18 Haziran’da harekata hazırlık emrini vermiş. 19 Haziran’da da Hamas’la ateşkes imzalamışlar. İsrail’in bu ateşkes kararı barışa bir şans tanıma amacına matuf değildir. Başından beri Hamas ile nihaiyi hesaplaşma için vakit kazanmaya dönük bir dümendir. Amaç Hamas’la birlikte halkı da yerle bir etmek ve Gazze’yi İsrail yandaşlarına peşkeş çekmek. Mesele füzeler idiyse Hamas’ın ateşkese uyduğu aylar boyunca neden abluka ve ambargo kaldırılmadı? Bu katliamlar yeni değil ki… Zaten aylardır, yıllardır devam ediyor. Gazze’de ilaç bulamadıkları için, aç oldukları için ölen çocukların katili kim? İsrail değil mi? “Hamas’ın füzeleri yüzünden oluyor bunlar” yalanının önüne geçmemiz lazım. Hamas’ın seçimleri kazandığı günden beri, Filistin’e dönük İsrail’in ve ABD’nin başını çektiği bir ambargo var. Füze olmadan önce de zaten Filistin boğulmaya çalışılıyordu.

“FİLİSTİN’DE HAMAS YOKKEN DE İSRAİL SALDIRILAR YAPIYORDU”

Hamas’ın olmadığı yıllara gidelim. 1960’da Doğu Kudüs, Mescid-i Aksa işgal edildi. 1967 yılından 1987 yılına kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin “İsrail bütün Batı Şeria’dan çekilsin” şeklindeki birçok kararına rağmen hiçbir uluslar arası kuruluş, İsrail’i işgal ettiği topraklardan geri çekilmeye zorlamaya dönük bir çaba içine girmemiş ve İsrail bu zaman zarfında uluslar arası hukuku çiğneyerek, Doğu Kudüs’te ve Batı Şeria’da yerleşim yerleri kurmuş, hiç kimse buna ses çıkarmamış. 1987’ye kadar Hamas diye bir şey ortada yok. Bugün işgal için gerekçe olarak Hamas gösteriliyor ama dün Hamas yokken işgalin derinleşerek devam ederek bugüne dek sürdüğünü görüyoruz. 1991’deki Oslo görüşmesi ve 1993’deki anlaşmaya göre İsrail 1999 yılına kadar yani 2000 yılına varmadan Gazze ve Batı Şeria’da bütün askerlerini ve yerleşimcilerini geri çekecek ve Gazze ve Batı Şeria’da bağımsız bir Filistin Devleti kurulacaktı. 2008’deyiz. Yani takvimi 9 sene geçtik. Neden yapılmadı bunlar? O zaman Hamas, Arafat’ın İsrail ile yaptığı görüşme ve anlaşmaları sessizce izliyor ve bir şey yapmıyordu.

“MAHMUD ABBAS, FİLİSTİN DEVLET BAŞKANI ÜNVANINA LAYIK OLMAYAN BİR HAİNDİR”

· Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, başkanlık süresini uzatmak adına İsrail ile işbirliği yapıyor mu?

Mahmud Abbas, Filistin Devlet Başkanı unvanına layık olmayan bir haindir. Orada kendi halkı bombalanıyor, çocuklar katlediliyor. Abbas ise bunları yapan İsrail’i eleştirmeden önce Hamas’ı eleştiriyor. Abbas’ın İçişleri Bakanı olarak atamak istediği Muhammed Dahlan bir dönem Gazze’de terör estiriyordu. Seçilmiş Hamas hükümetini alaşağı etmek için katliamlar yapıyorlardı. Dahlan’ın başında olduğu bu oluşuma Filistin’in su yüzüne çıkmış Ergenekon’u diyebiliriz. Ama Hamas bunları etkisiz hale getirdi. Nihayetinde Gazze kurtarılmış bölgeye dönüştü. Hamas başından beri uzlaşmacı bir tutum sergiliyor. Bugün bir yazar “Hamas şiddetten besleniyor” demiş. Hamas’ı adeta Ergenekon yerine koymuş. Bu çok ayıp bir şey. Hamas seçimleri kazandığı gün “Biz İsrail’le görüşmeyiz ama Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ve Türkiye’nin İsrail ile görüşmesine de ses çıkarmayız” dedi. Hamas, tek başına hükümet kurabilecek konumda olduğu halde El Fetih ile birlikte kurmak istedi. Ama buna rağmen Hamas’a ve Hamas üzerinden Filistin halkına saldırılar devam ediyor.

“İSRAİL’İN HER SALDIRISINDAN HAMAS GÜÇLENEREK ÇIKTI”

· İsrail’in bu son saldırıları Mahmud Abbas yönetimi ve Hamas’ı nasıl etkiler?

İsrail’in Filistin halkına uyguladığı bu soykırım harekatı bir ilk değil. Bundan daha ağır harekâtlara da maruz kaldılar. Her saldırıdan Hamas güçlenerek çıktı. Liderleri Şeyh Ahmed Yasir -Allah rahmet etsin- şehit edildiğinde, herkes “İşte Hamas bitti” demişti. Ondan birkaç hafta sonra onun yerini alan Rantisi şehit edildiğinde ise “bu sefer tamamen bitti” denildi. Ama bir baktık iki sene sonra Hamas, Filistin halkının omuzları üstünde iktidara uzandı. Daha sonra uluslar arası ambargo ve abluka başladı. O zaman da “Filistin halkı Hamas’a verdiği destek ve oylardan pişman olacak, Hamas’a sırt çevirecek” denildi. Ama gelişmeler Hamas’ın lehine oldu. El Fetih’in güçlü olduğu Batı Şeria’da bile Hamas’ın oylarının arttığı görüldü. Yapılan kamuoyu araştırmalarında İsmail Haniye’nin Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda Mahmud Abbas’ı geçeceği ortaya çıktı. Bu harekâttan sonra da Hamas’ın daha da güçlenerek çıkacağını ümit ediyorum.

“İSRAİL GAZZE’NİN BELİNİ ASLA VE KATTA KIRAMAYACAK”

İsrail saldırılarından televizyona yansıyan bir görüntüde, Gazze’de İsrail füzesi ile vurulan bir delikanlı yerde yatıyor. Reuters Ajansı’nın kamerasına doğru işaret parmağını yükseltiyor ve “La ilahe illallah”, Allah’tan başka ilah yok diyor. Yani bunlar gelip-geçici, biz güce tapmayız, zalimlerin gücüne isyan etmeye devam ediyoruz diyor. Bu genç ölürken bunları söylüyor. Ben kendim Gazze’de bulundum. İsrail’in Gazze’nin belini asla ve katta kırabileceğine inanmıyorum. Bir İsrailli stratejistin de belirttiği gibi “Afganistan’da Rusların, şimdi Amerikalıların yaptığı hatayı, Vietnam’da Amerikalıların yaptığı hatayı Siyonist İsrail rejimi Filistin’de tekrar ediyor. Şiddeti bastırmak için daha fazla şiddete başvuruyor. Ama bu yenilgini kaçınılmazlığına gölge düşürmeyecektir. İsrail’in yenilgisi kaçınılmazdır”.

“İSRAİL, GAYR-İ MEŞRU BİR DEVLETTİR”

· “İsrail, Filistin’de giriştiği sivil katliamlardan sonra Hamas hep güçlenerek çıktı” diyorsunuz. Hedef Hamas’ı etkisiz hale getirmekse İsrail neden Hamas’ı daha da güçlendiren bir strateji izliyor?

İsrail’de bir mantık aramamak lazım. İsrail gayr-i meşru bir devlet. Kendisi de bunu biliyor. Orada bulunmaya hakkının olmadığını çok iyi biliyor. Kan döken ve zulüm üzerinde yükselen bir devlet. Bu saldırılarıyla ömrünü uzatmaya çalışıyor. Daha sofistike bir plan yapamıyor. Hamas tarafından tanınmayan İsrail, bir varoluş kaygısı taşıyor. Hamas’ın tavrına baktığında da bir terör devleti olan İsrail’in içine sindirmeyeceğini görüyor. İsrail de son çare olarak şiddete başvuruyor.

“TÜRKİYE’NİN İSRAİL İLE YAPTIĞI ASKERİ ANLAŞMALARI YIRTIP ÇÖPE ATMASI LAZIM”

· İsrail’in bu saldırıları karşısında Türkiye somut olarak neler yapmalı?

Türkiye’nin İsrail ile yaptığı askeri işbirliği anlaşmalarını yırtıp çöpe atması lazım. Bu anlaşmalar başından beri skandaldır. Utanç verici bir şeydir. 1992’den beri İsrailli savaş –daha doğrusu soykırım- pilotları Türkiye semalarında eğitiliyor. Türkiye, İsrail’e bu imkânı sunuyor. İsrail’in yüzölçümü çok küçük, dolayısıyla İsrail hava sahası pilotların eğitimi için elverişli değil. Uçaklar daha kalkmadan hava sahası bitiyor. Türkiye’deki altyapı müsait olduğu için 1992’den beri Türkiye’yi bu iş için kullanıyorlar. Yani bugün Gazze’yi bombalayan aşağılık Siyonist katiller eğitimlerini Türkiye semalarında gördüler. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Gazze trajedisinde pay sahibidir. Bu utançtan bizim kurtulmamız lazım. Ama ne gariptir ki birçok siyasetçi, aydın ve sivil toplum örgütü İsrail’i kınadığı halde bu konuya dikkat çekmekten geri duruyor.

“ULUSLAR ARASI GÜÇLER TARAFINDAN İSRAİL’İN BOMBALANMASI LAZIM”

· “Mağdur olan Filistin halkının acısını paylaşıyoruz ama devlet olarak menfaatlerimiz neyi gerektiriyorsa onu yaparız” şeklindeki söylemi nasıl buluyorsunuz?

Güney Afrika’da ırkçı rejim yönetimde iken Birleşmiş Milletler –ABD, İngiltere ve İsrail hariç- dünyanın bütün ülkeleri Güney Afrika’yı boykot ettiler. Güney Afrika ile bırakın ekonomik ilişkiler kurmayı, Güney Afrikalı bir sinemacının uluslar arası bir film festivaline katılması bile yasaktı. BM’nin bu kararında “iyi niyetli-kötü niyetli beyaz işgalci”, ayırımı da yapılmıyordu. Güney Afrika Cumhuriyeti bir bütün olarak boykot ediliyordu. Bugün İsrail’in boykot edilmesi lazım. Hatta bana sorarsanız uluslar arası güçler tarafından İsrail’in bombalanması lazım. Çünkü mikrop bir soykırım terör rejimidir. Böyle bir terör rejimi ile Allah’a inanan vicdan sahibi bir insan menfaatler adına bir araya gelebilir mi? Zulmü desteklemekten vazgeçtiğinde Allah’ın bereketi ve rahmetinin üzerine yağacağına inanmıyor musunuz?

“TBMM’DE BİR MİLLETVEKİLİ İSRAİL İLE YAPILAN ANLAŞMALAR İÇİN NEDEN SORU ÖNERGESİ VERMİYOR”

Gerçekçi ve samimi olalım. Bir yandan İran ve Suriye ile içli-dışlı olmak istiyoruz diyorsunuz. Öbür taraftan Türkiye hava semaları kullanılarak İsrail savaş uçakları Suriye’yi bombalıyor. Belki de bu uçaklar Konya’dan kalktı. Ama herhangi bir açıklama yapılmadan dosya kapatıldı. İran’la çok stratejik bir enerji işbirliği içine giriyorsunuz. Ama sınırlarınızdan İsrail ajanlarının İran’ı izlemesine de imkân tanıyorsunuz. Çünkü İsrail ile askeri işbirliği anlaşmasının bir boyutu da bu. Yürek ve vicdan sahibi bir milletvekili niye çıkıp bir soru önergesi vermiyorlar. “Niye İsrail ile işbirliği anlaşması imzaladık, biz İsrail ile niye savunma ittifakı kurduk, savunma ittifakı kurduğumuza göre ortak düşmanlarımız olmalı, lütfen bu ortak düşmanları bize açıklar mısınız?” bunları niye sormuyorlar. İran mı ortak düşmanımız, Suriye mi ortak düşmanımız, Gazze’deki kadınlar mı, çocuklar mı ortak düşmanımız?

“HERHALDE ANAYASA’DA TÜRKİYE-İSRAİL STRATEJİK İTTİFAKI DEĞİŞTİRİLEMEZ DİYE GİZLİ BİR MADDE VAR”

· İran, Irak ve Suriye ile cumhuriyet tarihimizin en önemli yakınlaşma sürecindeyiz. Bunlar yaşanırken neden bir türlü İsrail’den vazgeçemiyoruz?

Herhalde Anayasa’da Türkiye-İsrail stratejik ittifakının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez diye gizli bir madde var. 1950 yıllardan beri Türkiye, İsrail adına Suriye ve Lübnan’ı kontrol altına tutmakla mükelleftir. Nitekim Adnan Menderes döneminde Suriye ile bir sorunumuz olmadığı halde sınıra durduk yere milyonlarca mayın yerleştirildi. Dönemin Suriye Başbakanı, “Sayın Menderes tutturmuş Bağdat Paktına gireceksiniz diye. Bağdat Paktı, emperyalistlerin bir tezgahı. Biz bu emperyalistlerin elinden zor kurtulduk. Şimdi kendi rızamızla niye girelim” diyor. Bağdat Paktı’nın başını çeken adam kimdi? Irak Başbakanı Nuri Said Paşa? Nuri Paşa kim? Ünlü İngiliz Casus Lawrence’nin tertiplediği ayaklanmanın başını çeken adamlardan biri. Yani bir İngiliz ajanı idi. Suriye de haklı olarak “biz bu İngiliz ajanı ile iş tutmak istemiyoruz” , “Sayın Menderes lütfen bizi Sovyetlerin, Cemal Abdunnasır’ın kucağına itmesin. Bizim Türkiye ile sorunumuz yok” diyordu. Suriye Cumhurbaşkanı’na zamanın basın mensuplarının “Türkiye Başbakanı Menderes iki tümen askerle Suriye’yi işgal ederiz” hatırlatmasına, “Doğru edebilir. Bizim Türkiye’ye direnecek gücümüz yok. Ama bunun sebebi ne? Niye başkaları adına bizimle kavga ediyor?” şeklinde cevap veriyor. Lübnan’da Müslüman Arap milliyetçilere savaşan Hıristiyan milislere Türkiye üzerinden silah yardımı yapıldı. Bu şekilde örnekleri çoğaltmak mümkün.

Geçmişte İsrail ile Türkiye arasındaki işbirliğinin gerekçesi Suriye, Irak ve İran tarafından kuşatılma olarak gösteriliyordu. Diyelim ki bu gerekçeler doğru idi. Ama bugün İran ve Suriye ile can-ciğer kuzu sarması oldun. Irak Cumhurbaşkanı Talabani ve Başbakanı Maliki, Türkiye ile yakınlaşmadan şeref duyduğunu söylüyor. Barzani ile de anlaşıyorsun. Demek ki İsrail’le yakınlaşmanın gerekçeleri ortadan kalktı. Peki neden revizyona gidilmiyor bu konuda?

“TÜRKİYE, FİLİSTİN’DEKİ TAPULARINA SAHİP ÇIKSIN”

· Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt’in Başbakan Erdoğan’la görüşmesinde elindeki Filistin dosyasını Türkiye’ye teslim etti şeklinde yapılan yorumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde Abdullah Gül, Filistin’in tapusu bizde açıklamasını yapmıştı. Türkiye bu tapulara sahip çıksın. Türkiye öteden beri Filistin’e çok büyük yardımlarda bulunuyor. Devlet ve hükümet bir yardım teşkilatı değil. Tabiî ki yardımlar yapılacak. Ama esas yapılması gereken Filistin’in selameti için Türkiye’nin son yıllarda uluslar arası arenada kazandığı temsil kabiliyetini sonuna kadar kullanmaktır. Belki bugün bir kazanım elde edilemez ama Müslüman halklara bir umut vermek ve “Türkiye, İsrail’in karşısında” imajının altını iyice çizerek, Arap rejimlerini hiç değilse Türkiye ile rekabet etmek adına Filistinlilere sahip çıkmaya zorlamak gerekiyor. Dün Filistinli bir genç, “İslam dünyasında Türkiye’den başka bir ülke yok” diyor. Ama Türkiye üzerine düşeni yapıyor mu? Bana göre eksik yapıyor. Gazze’yi bombalayan pilotlar sizin semada yetiştiği müddetçe ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin havada kalacaktır.

· Başbakan’ın Ortadoğu’ya yapacağı gezi bir sonuç verir mi?

Sonuç vermesini umuyorum. Bu geziden memnunum. Türkiye’nin Suriye ve İran ile beraber gözükmesi durumunda belki İsrail’i bu saldırılardan cayabilir.

Mehmet Toprak / Kanalahaber.com
...

ALİ

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

Mesajgönderen buyukdogu » 01 Oca 2009, 16:54

“Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık..”

“Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!

Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!

Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!

Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu?

Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?

Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!

Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye. 'Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!' diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor? Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık..

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!

Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!

Allah'ım!

Sana şikâyette bulunuyorum... Sana şikâyette bulunuyorum... Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana m?

Allah'ım!

Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına, sana şikâyette bulunuyorum.

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...

Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz..."

Şeyh Ahmed Yasin


Hayatının büyük bölümünü İsrail hapishanelerinde geçirmiş, gözleri görmeyen, felçli, tekerlekli sandalyeye mahkum Filistinli lider… 22 Mart 2004'te, 67 yaşında, sabah namazına giderken bir İsrail füzesiyle şehid edildi…
(İbrahim KARAGÜL)
...

ALİ
En son buyukdogu tarafından 06 Oca 2009, 16:52 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

Mesajgönderen buyukdogu » 06 Oca 2009, 16:51

Zulm ile abâd olunmaz!

Merhum Akif yüz yıl önce yapmış tespitlerin en şahanesini. Batı'nın, Batılının, Batılı değerlerin iç yüzünü İstiklal Marşı'nda da, Çanakkale Şehitleri'nde de söylemiş, daha ne yapsın... İsrail'in giriştiği katliamın birkaç boyutu üzerinde konuşmak ve fikir yürütmek mümkün.
Konuyu bir 'Arap Meselesi' gibi algılatmaya kalkışan bizim münafıklardan yola çıkıp yaşanan vahşeti gördükçe Hitler'e hak veren duygusal kişilere kadar birçok açıdan irdeleyebiliriz. Ya da bizzat Filistinlilerin yaptığı tarihsel hatalardan, ihanetlerden yola çıkıp samimi Müslümanların 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığını da tartışmak mümkün. Ama modern dünyanın içine girdiği bu duygusuz ve hissiz durum sanırım en fenası.

Düşünün bir, bir ibadethane bombalanıyor. İbadet eden inanç sahipleri dua ederken katlediliyor, modern dünya neredeyse idrak felci geçirmiş. Vicdanların bırakınız kanaması, hareket bile etmiyor.

Kutuplardaki birkaç hayvanın ölümüyle harekete geçen, milyonlarca dolar harcayan, eylemler düzenleyenlerin ne denli ikiyüzlü olduğunu ilk kez görmüyoruz, lakin yine de insanın içi acıyor.

İlk değil, diyorum zira hemen yakın tarihe baktığımızda Bosna'da da, Irak'ta da aynı hissizliğin ve Batı tipi ruhsuzluğun örneklerini görmek mümkün.

Keza meselenin birçok siyasi yönü de olabilir. İsrail'in seçim yatırımı yapmasından tutun da Hamas'ın kendini ifade şeklini değiştir-e-memesine kadar birçok yöresel nedenden, Obama'nın başkan koltuğuna oturmadan İsrail'in bir oldubittiyle bölgeyi mahvedip zaman kazanması olarak da yorumlayanlar vardır. Ki bunu daha önce de yaptı Beyrut'ta...

Resimlere bakmayı içim kaldırmıyor. Bombalanan yerleri görmeye dayanamıyorum. Minik bir bebeği kanlar içinde kucaklayan annenin acısı iki büklüm ediyor beni.

Ve çaresizlik... Bir şey yapamamak, hemen o anda yardım eli uzatamamak, bu vahşeti durduramamak deli ediyor beni. Öfkeleniyor, kızıyor ve beddua ediyoruz; Allah'ım senin Kahhar ismine sığınıyoruz...

Siyasetin bir şey yapabilmesi zor, bizlerin bir çözüm bulabilmesi zor. Mesele gündelik bir sıkıntı değil zira. Yüz yıldan fazla bir mazisi olan bir yara Filistin. Ucu bir şekilde bize dokunan, bizim Batı hastası, asri olmak uğruna her şeyini vermeye hazır ruhlardan tutun da, Osmanlı'nın dağılışında yapılan politik hatalara kadar uzanan bir yara... Dolayısıyla çözümün de bir günde olması kolay değil...

Bu nedenle kimse Birleşmiş Milletler'den de, Arap âleminden de bir şey beklemesin. Dileğimiz, en azından bir tür baskı oluşturularak zalimin kanı durdurmasını sağlayabilmek. Yoksa çözüm öyle kolay gibi görünmüyor.

Ancak...

Meselenin bir de İlahi boyutu var. Her ne kadar Yahudi katliamını, soykırımını elindeki tahrif olmuş kendince kutsal metnine göre yapıyorsa bizim de kutsal metnimizde bu tür konularla ilgi kutsal referanslar ve benzer olaylar var.

Geçtiğimiz günlerde Irak ile ilgili bir yazı yazmıştım. Ki yazının içinde öldürülen masumların, günahsızların, bebelerin, anaların durumunu tamamen konu dışı bırakarak bir toplumun hak edildiği şekilde yönetileceğine dair kutsal referansı söylemiştim. Ya anlamayan ya da anlamak istemeyen bazı sivri akıllılar 'sen nasıl Iraklılar bunu hak etti dersin' şeklinde saçma sapan mesaj yollamışlardı. Oysa söylediğim çok basit ve net bir şeydi.

Bu konuda da ben biraz farklı düşünüyorum. Sadece Filistin meselesinde değil üstelik. Irak'ta, Suriye'de, Türk cumhuriyetlerinin çoğunda, Balkanlar'da, Bosna'da filan... Yanan bunca ateşin, akan bunca kanın bir dip koçanı olduğunu ve bunun tarihe uzandığını düşündüm hep.

Amerika 11 Eylül'den sonra dünya üzerinde istediği yere istediği şekilde saldırabileceğini ve yeryüzünü kendi isteğine göre dizayn edebileceğini sanmıştı. Şüphesiz büyük bir yanılgıydı bu. Daha şimdiden bile bunun bedelini ödüyor Bush iktidarı. Ama bence acı fatura henüz kesilmedi Amerika'ya. Yeryüzünde öylesine bir Amerikan düşmanlığı tohumu ektiler ki, bir süre sonra bunun faturasını epey ağır ödeyecekler. Kendi topraklarından başka dostları kalmayacak belki bilemiyorum.

Ve son bir şey daha: Bizim inandığımız kutsal referanslar da benzer bir şey söylüyor. Diyor ki: "Onların oyunları varsa, Allah'ın da bir oyunu vardır. Allah'ın oyunu tüm planların üstündedir."

M.NEDİM HAZAR
...

ALİ

En son buyukdogu tarafından 06 Oca 2009, 16:52 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Kullanıcı avatarıTarık026
Gayretkar Üye
Gayretkar Üye
Mesajlar: 56
Kayıt: 28 Eki 2008, 21:36
Konum: Edirne

Mesajgönderen Tarık026 » 06 Oca 2009, 18:29

Selamün Aleyküm.

'Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, 7 Ocak 2009 Çarşamba Günü'nün Filistin'in yaşadığı acıyı paylaşmak amacıyla ulusal yas ilan edilmesi talebinde bulundu. Yasın, Filistin için yapamadıklarımıza karşı bir vicdan borcu olduğunu ifade eden Gergerlioğlu, “İsrail'e karşı daha etkili tepkinin ilk somut adımı sayılabilecek ulusal yas ilan ederek halkın duygularına ve öfkesine tercüman olalım. Bu konuda atılacak adımı bekliyoruz. Farklı zamanlarda farklı tepkileri görmeye alışmıştık ama bu son sessizlik insanlığın bitişinin sessizliği. Körelmiş vicdanlar, para ve saltanat için İsrail'e tepki veremiyor ya da sözde kalan küçük cızırtılar çıkarıp tepki veriyormuş gibi yaparak halklarını kandırmaya çalışıyorlar” dedi.'

Hadi bakalım hep destek tam destek...
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak...

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

Mesajgönderen buyukdogu » 07 Oca 2009, 11:29

Evet, Mazlum-Der'in talebini/fikrini önemli ve yerinde olarak görüyorum.


Venezuela Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "İsrail Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçilik personelinin bir kısmını sınır dışı edilmesi kararı alındığı" bildirildi.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez de daha önce yaptığı açıklamada İsrail'i kınamış ve Venezuela'daki Musevi cemaatini, İsrail Hükümetine karşı tavır almaya çağırmıştı.

Chavez, İsrail'in Gazze saldırısını kastederek, "Venezuela Musevi cemaatinin bu barbarlığa karşı çıkacağını ümit ediyorum. Bunu yapın. Bütün zulümlere şiddetle karşı çıkmıyor musunuz?" diye konuşmuştu.

AA

...

ALİ

buyukdogu
Moderator
Moderator
Mesajlar: 22
Kayıt: 30 Eki 2008, 10:46
Konum: -Sessiz Çığlık-

Mesajgönderen buyukdogu » 07 Nis 2009, 13:33

'Gardaş...'

Muhsin Başkan'ın, muhatabına hitap şekli buydu. Koyu bir Orta Anadolu vurgusuyla ve sıcak bir ses tonuyla karşısındaki ile muhabbete "gardaş..." diye başlardı. Duygu ortaklığını bu kelime ile yakalar ve sık sık tekrarlayarak sürdürürdü. "Duygudaşlık"... "Fikirdaşlık" değil. Galiba fikrin pek önemi de yoktu.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu kavga esnasında tanımıştım. Kavga sona erdikten, fikirler darmadağın olduktan sonra da devam eden yakınlığımızı bu duygu ortaklığına bağlardım. 70'li yıllarda girdiğimiz kavga üzerine uzun yıllar düşündüm. Sosyal bilimlere aç bir kurt gibi dalmamın arkasında, yaşadıklarımıza anlam verme çabası vardı. Düşünce sembollerle gelişiyor. Muhsin Başkan da elverişli bir semboldü.

Bir hanımın yanında başını yerden kaldıramayan Anadolu delikanlısının, sabit gözlerle bir yere bakması lâzımdı. Cemiyet içinde konuşurken ellerini koyacak yer bulamayanların tutacakları bir şeyler lâzımdı. Sabit gözlerle ideolojilerin ütopyalarına dalmışken, güzel bir çift göze çaktırmadan bakarak bir şeyler söylemek mümkündü. Size fazla gelen, koyacak bir yer bulamadığınız ellerinize önce bir sopayı sonra da 7.65 mm çapında bir silahı aldığınızda sosyofobiniz de kayboluyordu. Neden kavga ettik, sorusuna bugün verdiğim cevap bu. Bir nedeni yoktu. Paylaşamadığımız bir şey yoktu. Sadece kavga etmemiz gerekiyordu. Bahaneler çoktu. Sebepler değil, kavganın kendisi önemliydi. Sesimizi kimse duymuyordu. Gerçi pek konuşmayı da beceremiyorduk. Konuşmak yerine dövüşmeyi tercih ettik.

Muhsin Başkan'ın "gardaş" hitabı, size benzeyenlerle sırt sırta vererek üzerinize düşmanca gelen her şeye karşı direnme çağrısıydı. Düşmanca olan sol ideolojiler değil, şehirlerin soğuk yüzüydü. Batı Anadolu'dan, Trakya'dan gelen ve dağarcığında "gardaş" kelimesi bulunmayan arkadaşlarımızın da, kestirmeden bu frekansa geçmesi, bu kelimedeki duygudaşlık yükünün eseriydi.

Önceki gün yazdığım yazıya, 70'li yılları bizim tam karşı kutbumuzda yaşayanlardan tepkiler geldi. Hürriyet gazetesinin, dün itibarıyla değişen ve Muhsin Yazıcıoğlu'na düşmanlık yayan yayınını da, aynı çevrenin eseri olarak gördüm. Haksızlık ediyorlar. Yazdıklarım için "Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte solcuları nasıl dövdüğünü anlatıyor." diyorlar. Ben kimseyi dövmedim, ama epeyce dayak yedim. Ama biz solcuları öldürdük. Tıpkı solcuların da bizi öldürdüğü gibi. O yıllarda bu kavgada çoğu genç tam 5 bin insan hayatını kaybetti. Geride kalan acıları ve istikbali kararanları da unutamayız. Kavgayı bizler çıkartmadık. "Bizler" derken solu da kastediyorum. Ama kendimizi bir "gardaş" kavgası içinde bulduk. Artık hepsi geride kaldı. Bugüne intikal eden sadece Ergenekon çetesi var. Benim Ergenekon'a duyduğum öfkenin arkasında da bu 5 bin kişinin hayatı duruyor.

Hrant Dink cinayeti üzerine Muhsin Başkan ile Zaman'da yayımlanan bir röportaj yapmıştım. Amacım, provokasyonları önlemek için ondan mesajlar almaktı. Ona Hrant'tan bahsetmiş, tam bir Anadolu delikanlısı olduğunu anlatmıştım. Karşılaşmış olsalardı mutlaka "gardaş" diye hitap ederdi. Dink'in arkasından yazdığı şiiri okumuştu. Şu satırları unutmadım: "Kan sızıyor Fırat'ın delinmiş tabanından toprağıma/Bağrımdaki bütün Mehmetler ağlıyor/Oğlunun adını Fatih koyan bütün Ermenilerle birlikte."

Önceki ay, "Son ülkücü" ile birlikte, Karşıyaka Mezarlığı'nda ülkücülerin mezarlarıyla birlikte Deniz Gezmiş'in, Mahir Çayan'ın mezarlarını da saygı içinde ziyaret etmiştik. Bugün, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hatırasına, eski solcuların da saygı göstermesini bekleyecek kadar kendime ve o nesle güveniyorum.

Muhsin Başkan'ı sevenlere Türkiye'den kaçarak hayatını Meksika'da sürdüren bir sosyalistten aldığım mektuptaki şu "gardaş"ça satırları aktarıyorum: "Liderinizin, ideolojik olarak hemen hiçbir şey paylaşmadığım Sayın Yazıcıoğlu'nun üzüntü verici şekilde yitirilmiş olmasına içtenlikle üzülen bir sosyalistten duygudaşça bir gönderi almak belki kederinizi bir nebze olsun azaltır düşünce ve umuduyla yazıyorum bu sözcükleri. Akıllarını ve vicdanlarını ideolojinin körleştirici kuyularında yitirmemiş olanlar, tutarlığından, ilkelerinden, yiğitlikten ödün vermeyen insanların varlığını yadsımazlar -böylesi erdemlere sahip olan insan düşünce bazında kendilerinden çok çok uzak da olsa. Sayın Yazıcıoğlu tutarlı, ilkeli, yiğit bir insandı, buna kuşkum yok, üzüntüm bundan, üzüntüm içten."
Mümtaz'er TÜRKONE
...

ALİ


Dön Güncel

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron