Abdülhamid Ve Avrupalılık

II. Abdülhamid Han'la ilgili diğer forum bölümlerinin çerçevesine dahil edilemeyen konuları ihtiva etmesi için oluşturulmuş forum bölümü.

Mesajgönderen Tuğra » 27 Oca 2010, 10:06


Abdülhamîd'in bütün Müslümanlık dışındakilere, hususiyle Avrupalılara karşı tavrı, daima nezaket ve zerafet çerçevesi içinde, soğuk ve uzakta tutucudur.

Derin bir nefret duygusunun yüzde oyduğu izleri, san'atkârcabir (makyaj) altında gizleyen politika çehresi... Hükmedilebilir ki, bilhassa Avrupalılar tarafından işlenen, Abdülhamîd'in Hıristiyan zevcesi Flora eğer doğruysa, yakınlık iznini Şeriatten aldığı halde bu kıza karşı tavrı da, kısa münasebeti içinde aynı uzaklığı muhafaza etmiştir. «Mademki uzaktı niçin evlendi?» sualine cevap, uzaklık ölçüsünün kadınla erkekte aynı olmadığı, insanın kadın meselesinde birkaç hoşa giden nokta yüzünden maddî bir yakınlık gösterip mânada ona kapılmaktan uzak kalabileceğidir.

Abdülhamîd'in ruh kökünde din öyle bir temel kurmuştu ki, bu temele dayalı olmadan kendisiyle sarmaş-dolaş hiçbir yakınlık düşünülemezdi. Hususi doktorlarıyla, malî müşavirleri ve bankerleriyle, muallimleri ve mütehassıslarıyla, politikacı ve diplomatlarıyla, dost ve destekçi hükümdarlarıyla, hatta kendi öz Nâzırlarıyla, temas ettiği, dostluk gösterdiği veya dostluk gösterdiğini zannettirdiği bütün Hıristiyanlar, kendişinden nezaket ve zerafet planının her unsurunu buldukları halde, Abdülhamîd'in ruhunu bulamamışlardır. Bu da onun samimiyetsizliği değil, imanına karşı samimiyeti ve yabancı, suikastçı gözler önünde derin şahsiyetinin hisarına kapanma ihtiyacıdır ve nefs müdafaası hakkının en üstünüdür. Abdülhamîd'in bu cephesi üstünde binlerce misâl vermeye denk kuvvette, Avrupalı bir muharririn şu satırları yeter:

«-Padişah, Ramazan ayında, dini vazifelerini çok ciddi şekilde yerine getirir, bu ayda hiçbir Hıristiyan huzura kabul edilmezdi. Bu kaide yalnız sefirlere değil, padişahın, Mister Tomson, Banker Zafiri ve hususî hekimi Mavroyani gibi en yakın dostlarına bile tatbik edilirdi.»

Abdülhamîd, gözlerindeki, o kezzap gibi eritici idrak nuru sayesinde, Avrupalıda, manevi manada farklı bir yankesici, gece hırsızı, katil, en doğrusu cellat tavrını okumuş ve onu oyalamaya çalışırken ona karşı tedbir bakımından imkan aleminde mevcut her vasıtaya el atmıştır. O, Batı yılanını boynuna gerdanlık edinen değil, onu afyonlu suyle uyuşturup başının çaresine bakmak isteyendir. Avrupalıya karşı tavrı da işte bu ölçüye göre... Batı insanında kuvvet adına ne varsa hakkederek alıp ruh planında her şeyi nefsinde aramak ve Batılının vermek istediklerini kendisine iade etmek...

Abdülhamîd, kurtarıcı çaptaki bu dünya görüşünün büyük tefekküre çıkmış bir tipi olmasa da, onu bir idare ve devlet adamına mahsus en ileri sezişle keşfetmiş ve ona göre bir hareket yönü tutturmuş olan yüce insandır. Eğer büyük çapta tefekkür adamına da malik olsa ve tabiaündaki (pasif) müdafaa seciyesini (aktif) bir davranışa dökseydi bugün Türkiye'nin manzarası bambaşka olurdu.

[Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han]
Kullanıcı avatarı
Tuğra
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 119
Kayıt: 23 Eki 2008, 17:31

Dön II. Abdülhamid'le İlgili Diğer Konular

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir