Abdülhamid

II. Abdülhamid Han'ın nasıl bir karaktere sahip olduğu ve özel hayatında ne gibi noktalar bulunduğuyla ilgili paylaşım ve yorum yapılabilecek forum.

Mesajgönderen Mona Roza » 27 Eyl 2010, 20:49


ABDÜLHAMİD
İkinci Abdülhamid manada öyle bir şahsiyettir ki, bu manayı heceleyebilmekle bütün sahte oluşlarımız anlaşılmış olacak ve o, 36 Türk hakanı arsında belki en büyüğü diye abideleştirilecektir. Elverir ki, memlekette beklediğimiz büyük fikir zemini kurulsun ve gerçek, tahlil ve terkipçi Türk tarihçisi zuhura gelsin… Biz kendimizi sadece emin bilgiler üzerinde (sentez)e memur bir fikir adamı bildiğimiz ve tarihçiye düşen vesikalı müşahede zorunluluğu ve ameleliğinden azâde gördüğümüz için sadece ip uçlarını vermekle kalıyor ve işin kıymet hükümlerini üzerimize alarak, onları gerçekleştirme rolünü işte bu çapta bir tarih kafasına emanet ediyoruz. Nasıl ki «Ulu Hakan ll. Abdülhamid Han» isimli eserimiz de, (statik) ilmin çok üstünde bu (dinamik) kıymet ölçüsüne dayanır ve ortaya attığı sağlam (realite) lerin tespiti mesleki tarih işçiliğine düşer.
Ulu Hakan ll. Abdülhamid Han, Yahudiliği, Masonluğu, o devirde muvazene halinde ve Türkiye’yi taksim vaziyetindeki Batı Emperyalizmasını, sahte inkılapçılar nesli Mustafa Reşit Paşa döllerini , tek kelimeyle İslâm düşmanlarını karşısına almış ve 33 yıl onlarla mücadele ederek veya onları bir mikrop kesesi içine alarak zararsız hale getirmeye bakmış gerçek Türk kahramanıdır. Fakat, hakkında uydurulanların tam tersi, sırf merhamet duygusu ve zulüm işlemekten korkusu yüzünden, İlâhi hikmet icabı, her kuvvet elindeyken düşmanlarına yenilmiştir.
Bu da yine kamusluk çapta ve bir çok eserimizde çerçevelenmiş meselelerden biri…Biz şimdi bu dâvayı dinde «Sapık Kollar » ve sahte gidişler bahsine sığdırabileceği kadarıyle belirtip meselenin ana hatlarını çizelim…
Abdülhamid; (Volter)in Resuller Resulüne ait piyesinin Frans’da sahneye konulacağı haberi üzerine elçisini memur edip bunun harp sebebi olacağını ve mutlaka temsile mâni olmalarını isteyen ve isteğini kabul ettiren sultan…
Abdülhamid; masonluğun küfür olduğuna dair fetvâ çıkartmak cesaretini gösteren hâkan…
Abdülhamid; biraz sonra ne mal olduğunu göreceğiniz Cemaleddin Efgani’ye asla yüz vermeyip onu sınırdışı eden halife…
Abdülhamid; bütün «Düyun-u Umumiye» borçlarını ödeme karşılığında kendilerine Filistinde küçük bir çiftlik çapında toprak isteyen Yahudilere kapıları kapayan devlet reisi…
Abdülhamid; ecnebi mektepleri ve sözde Türkleştirilmiş «Sultani-lise» leriyle her türlü misyonerlik faaliyetine göz açtırmayan tacidar…
Abdülhamid; Hazret-i Ömer’in «Dicle boyunda bir oğlak kaybolsa hesabı benden sorulur» hikmetini fiilen yaşayan ve seccadesinin başında sabah namazını beklerken hasta bir memurun evine gönderdiği doktoru gözleyen takva timsali hünkâr…
Abdülhamid’in 33 yıllık ince ve çevik idaresi, sapık kolları elden geldiği kadar tıkamak ve İslâm tuğrasını emperyalizma canavarları ve din düşmanlarına karşı korumaktan ileriye geçemedi. Ondan sonra Yahudilik ve ardından da Batı emperyalizması, tahttan indirildiğini bildirmeye bir Yahudiyi (Karasu) memur ederek bu gerçek İslâm kahramanını tasfiye etmeyi bildi.
Gerisi birkaç kelimelik: Çöküş ve arkasından «kurtuluş» yaftası altında batış…
Eğer Abdülhamid adaletini tatbik ettiği Hazret-i Ömer’in celadetine de malik olsaydı –ki tek kusuru budur- bugün Türkiye’nin manzarası bambaşka olur ve «Doğru Yolun Sapık Kolları» belki de uzun müddet trafiğe kapalı kalırdı.

(Necip Fazıl Kısakürek - Doğru Yolun Sapık Kolları)
Mona Roza
Super Moderator
Super Moderator
 
Mesajlar: 18
Kayıt: 24 Şub 2010, 23:52

Dön Kişiliği ve Özel Hayatı

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir