Yaptıkları hizmetler karşılığında birilerine liyakat, şeref, takdir alameti olmak üzere, kendilerine, devlet başkanları ya da ünlü başka kimseler tarafından nişanlar verilmesi âdeti, çok eski tarihlere dayanır.
Nişanlar, üzerlerinde kimin tarafından, kime, ve hangi hizmetinden dolayı verildiği yazılı olan, ve ekseriyetle göğüse takılan; altın, gümüş gibi kıymetli maden parçalarıdır.
Devletlerarası nişan teatilerinin siyasi anlamdaki gayesi, nişanla taltif edilmiş olan kişinin, kendisine nişan vermiş olan devlet aleyhinde çalışmamasını temin, ya da böyle bir çalışması varsa, bunu en aza indirmektir. Bir de insanlık yararına yapmış oldukları büyük hizmetler karşılığında kendilerine nişan verilenler vardır ki, bunlar siyasi olmaktan uzak, liyakat nişanlarıdır.
Birilerine nişan verme, Batı ülkelerinde olduğu gibi, Osmanlı Devletinde de uygulamasını bulmuş olan eski bir adettir.
Keza Cevahirci Yakub Nişastacıyan Efendi'den satın alınmış olan Murassa Mecidi plakına ilâve olunmak üzere kordon ucuna asılan ufak kıt'a bir aded murassa nişanı'nın bedeli için 7.500 kuruş verilmiştir.
Osmanlı Sultanları içerisinde, en çok nişan vereni ise, şüphesiz Sultan II. Abdülhamid'dir. Onun zamanında, yeni yeni nişanlar ihdas edilmiş, neredeyse bütün halk kesiminden insanlara nişanlar tevcih edilmiştir.
Sultan Abdulhamid'in, kendinden önceki Osmanlı Sultanları'yla olan en bariz farkı, onun dış siyasetinin bel kemiğini teşkil eden ittihad-ı İslâm(panisla-mizm) hareketidir. O bu siyaseti ile, idâre ettiği devletin yıkılmasını otuz üç sene geciktirmiş; ya da kızının tabiriyle, "batmakta olan Osmanlı Devleti gemisini, batmaktan kurtaramamışsa da, en azından karaya oturtabilmiştir".
İşte, bu siyasetinin bir parçası olarak, Sultan Abdülhamid, devletinin içinde olduğu gibi, devletinin dışında olan bazı kimselere de nişanlar tevcih etmiş; içerdekileri devlete daha sadık, dışarıdakileri de devlete daha az zararlı hâle getirmeyi başarmıştır.
Sultan Abdülhamid, Osmanlı Devleti bünyesinde görev yapan paşalardan, ilim adamlarından, tüccarlardan; Anadolu'nun, Avrupa'nın, Afrika'nın, hatta Çin'in en ücra köşelerindeki bir devlet adamına, bir bilgine, bir tarikat şeyhine, veya aşiret reisine, hatta en küçük bir memura varıncaya kadar, çok değişik kesimlerden olan şahsiyetlere nişanlar vermiştir ki, bu tebliğimizde, bunlara bazı örnekler vereceğiz. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, sadece 1308 yılında verilmiş olan nişanlardan bir kısmını aldık. Buna bakıldığında, Abdulhamid'in bütün saltanatı boyunca, külliyetli miktarda nişan tevcih ettiği anlaşılıyor.
Devlet Hazinesi'nde, bu nişanların alımı için özel tahsisat ayrılıyor; ve bazan bu meblağ hayli yüksek oluyordu. Mesela bu konu ile ilgili arşiv belgelerinde, sadece bir kıt'a murassa' Nişan-ı âlîy-i Osmani, Birinci ve ikinci Rütbe'den iki kıt'a Şefkat Nişanı için 22.000 Guruş harcandığını görüyoruz.
Sultan Abdülhamid, bu siyasetinde, müslüman-gayrımüslim ayırımı yapmıyor, Osmanlı tebaasından olsun, ya da olmasın, müslümanlara ve gayrimüslimlere nişanlar tevcih ediyordu.
Birisine nişan tevcih edilmesi, kendisine nişan verilecek kimsenin bağlı bulunduğu Bakanlık, kurum, ya da cemaat temsilcisinin, Sadaret'e, yâni Başbakanlık'a müracaat etmesi, ve bu müracaatı yerinde bulduğu takdirde, Sadrazam'ın, bu konu ile ilgili yazacağı ariza'nın Padişah tarafından onaylanması prosedürüne bağlıydı. Fakat bütün nişanların, bu prosedürden geçme zorunluğu da yoktu. Bazen doğrudan doğruya Padişah, uygun gördüğü, ya da kendisine verilmesinde yarar gördüğü kimselere dilediği nişanı verirdi.
(Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi)



