Hilafet ve Osmanlı – I. bölüm

222222222

Allah’a sonsuz hamd ü sena ve şükür; bütün resullerin seyyidi, enbiyanın imamı, asfiyanın serveri, mahlûkatın ekmeli ve mürşidlerin sultanı Hazreti Muhammed Mustafa’ya, âline ve ashabına da nihayetsiz salât ü selam olsun.

Aziz kardeşlerim bu hafta hilafet ile ilgili bazı konulara değinmeye çalışacağım.

Osmanlı Devleti’nin ilk kurulduğu zamanda Vefâiyye halifelerinden Şeyh Edebalı’nın Osman Bey’e Allah’tan gaza önderliği müjdesini verdiği çağdaş bir kaynak olan Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi kesinlikle açıklar.

Osman Bey’in ve sonraki Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhlerine yakınlığı tarihi bir gerçektir.

II. Bayezid dönemin önemli yazarlarını kapsamlı bir Osmanlı tarihi yazmaya davet ettiği zaman Bunlar arasında Kemâl paşa-zâde İdrîs-i Bitlisî ve Ruhî vardı. Ruhî Osmanlı Devleti ile ilgili olarak şunları yazmıştı: “Osmanlı hanedanı, Oğuz Han’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı neslindendir. Hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evladına düşse gerektir”.

Yavuz Sultan Selim 1517 yılında Mısır’daki “El Devlet-‘ül Türkiye” adı ile yaşayan Memlukluların himayesinde yaşayan Abbasi soyundan gelen halife III. Mütevekkil’den Ayasofya’da bir merasim ile halifeliği aldığına dair ne Osmanlı kaynaklarında ne de Arap kaynaklarında herhangi bir kayıt yoktur.

III. Mütevekkil’in İstanbul’a getirildiği doğrudur. Ancak bunun nedeni yolsuzlukları nedeniyle Yedikule zindanlarına hapsedilmesidir.

Yavuz “Hadim-ü’l Haremeyni’ş Şerifeyn” Yani Mekke ve Medine’nin hizmetkârı uvanını kullansa da Abbasi halifelerinin kullandığı “Hilafet-i Kübra” yani dünyadaki bütün Müslümanların meşru dini ve siyasi hâkimi olmak iddiasında bulunmamıştır.
Memlük devleti Halifeyi ve Mukaddes şehirleri (Mekke – Medine – Kudüs) bünyesinde bulundurmakla İslam dünyasında üstünlük kurmuştur. Bu üstünlük Hristiyan âlemi ve Hristiyan hacılar üzerinde de etkili oluyordu.

Yavuz Sultan Selim’in Fiilen Merc-i Dabık zaferi ile Suriye ve Filistin’i ele geçirmesi Ridaniye Savaşının neticesinde Mekke ve Medine’nin Osmanlı devleti bünyesine katılması ile Memlük uhdesindeki bu manevi üstünlük Osmanoğlullarına geçmiştir. Bu haliyle Yavuz fiili olarak halife olarak değerlendirilebilir.

Memlük devletinin düşmesinden sonra Mekke şerifi oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes makamların (Kâbe , Ravza-i Mutahhara = Hz. Peygamber’in Türbesi) anahtarları , Mekke ve Medine’deki Mukaddes Emanetler Yavuz’a Sunuldu. Bu suretle 6. Temmuz 1517’de Hicazda Osmanlı Devletine dâhil oldu.

Yavuz’un vefatından sonra Kanuni Mütevekkil’in Kahire’ye dönmesine müsaade etmiştir. Ancak Osmanlı’nın Mısır valisi olan Hain Mehmet Paşa bir ara isyan ederek Mütevekkil’i halife kendisini de sultan ilan etmişse de yakalanarak idam edilmiş ama Mütevekkil’e yine de dokunulmamış o da bir köşeye çekilerek ömrünü tamamlamıştır.

Allah izin verirse önümüzdeki hafta bu konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sizleri Allah’a emanet ediyorum. Selam ve dua ile. ..

Şehzade.
Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.