Hanedan Sürgünü

4

 

3 Mart 1924 yılında 623 yıl cihana hükmetmiş, halkına hizmetlerin en üstününü Allah rızası için yapmış, asla ve kat’a halkını hiçbir zulme uğratmamış, dış güçlere ezdirmemiş, şerefli Devlet-i Aliyye’nin Hanedan-ı Âl-i Osman’ı maalesef ağır bir maddi ve manevi baskı çerçevesinde ülkesinden sürgün edilmiştir.

Hanedan mensuplarının her birine dönüşü olmayan, sadece ‘gidişe mahsus’ birer pasaportla ikişer bin İngiliz lirası verildi, mal varlıklarına el konuldu ve Türkiye’ye değil girmeleri, Türk topraklarından transit geçmeleri bile yasaklandı.Bu sürgünün daha da zorlaştırılması amacı ile hanedan üyelerinin her biri ayrı ülkelere ayrı ayrı trenlere bindirilerek gönderilmişlerdir. Bu zor şartlar altında dahi bu şerefli kanı taşıyan hanedan üyeleri yaşamlarını bir şekilde sürdürmeyi Allah’ın lütfu ile sürdürmeyi başarmışlardır.

Osmanlı Hanedanın sürgün edilmesi ile birlikte hanedana üye olan kimseler Türk vatandaşlığından çıkarılarak, ülkeye girişleri yasaklanmıştır. Kadınlar için 28 erkekler için 50 yıl sürecek bu sürgün hanedan üzerinde derin izler bırakmıştır. Sonraki süreçte çıkartılan yasalar ile ülkeye dönmelerine izin verilen hanedan üyelerinin hiçbirisi Cumhuriyet yönetimine karşı herhangi bir girişimde bulunmadıkları gibi, ecdatlarına yakışan tavır ve hareketleri ile mensup oldukları asil soyun vakarını layıkıyla taşımışlar ve taşımaya da devam etmektedirler. Sürgünde yokluk, özlem ve acı dolu günler yaşadılar ama dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar ülkeleri ve milletleri aleyhine bir tek söz söylemediler, Cumhuriyet aleyhinde hiçbir eyleme katılmadılar.

3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 431 sayılı “Hilafetin İlgasına ve Hanedan‐ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memâliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” isimli yasa ile halifelik kurumu kaldırılmıştı. Bu kanun çerçevesinde Osmanlı hanedanına mensup erkek kadın bütün üyeler ile damatlar ülke dışına çıkarılırken, hanedana mensup kadınlardan doğan kimseler de bu madde kapsamına dâhil edilmiştir. Sadece gelinlere ülkede kalabilme hakkı tanınmışken diğer üyeler, en fazla on gün içerisinde Türkiye Cumhuriyeti topraklarını terk etmeye mecbur tutularak, Türk vatandaşlığından çıkarılmışlardır. Kanuna göre; bu kişiler Türkiye Cumhuriyeti arazisi içerisinde yer alan taşınmaz mallarını bir sene içinde hükümetin bilgisi ve onayıyla tasfiye etmek zorunda olup; bu mallar tasfiye edilmediği takdirde bunlar hükümet eliyle tasfiye olunarak, bedelleri kendilerine verilecekti. Ayrıca, Osmanlı  İmparatorluğu’nda padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dâhilindeki tapuya ait taşınmaz mallarının millete intikal ettiği de kanun hükmüne bağlanmıştır.

Bu kanunla Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı Hanedanına mensup tüm üyeleri bir daha dönmemek üzere sınır dışı etmiş ve böylece hanedanın sürgün süreci başlamıştır. Ülkeyi terk etmeleri için şehzadelere 24 ile 72 saat, kadınlara ise önem sıralarına göre bir hafta ile on gün arasında değişen sü‐ reler tanınmıştır. Bu kapsamda sınır dışı edilen ilk hanedan mensubu ise son Halife Abdülmecid Efendi ve maiyeti olmuştur. Abdülmecit Efendi ailesiyle beraber 5 Mart 1924 tarihinde ülke dışına çıkarılmıştır. Hanedana mensup diğer üyeler de on günlük süre içerisinde sınır dışı edilmişler ve her ne şekilde olursa olsun ülkeye girişleri yasaklanmıştır.

Bu şekilde sürgüne gönderilen hanedan üyeleri, çok zor günler geçirmişler, Türk vatandaşlığından çıkarılmış olsalar da birçoğu başka bir ülkenin vatandaşlığına geçmemişlerdir. Hatta hanedanın pek çok üyesi ülkeden ayrılırken bu sürgün kararının birkaç hafta ya da birkaç ay içerisinde son bulacağı ve vatanlarına geri dönecekleri ümidiyle ülkeden ayrılmışlarsa da dönüş  süreci maalesef bir hayli uzun sürmüştür.

3 Mart 1924 tarihinden 16 Haziran 1952 tarihine kadar geçen süre içerisinde yaşanan istisnai örnekler olmakla beraber. 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte hanedan sürgünü 16 Haziran 1952’de kadınlar için son bulurken,  şehzadelerin ülkeye dönüşleri ise 15 Mayıs 1974 tarihli genel af kanununun 8. maddesiyle gerçekleşmiştir.

Neslişah Sultan’a, 1950’lerin sonunda Türk vatandaşlığına geçmesi sırasında Sirkeci’deki Sansaryan Hanı’nda bulunan Emniyet Müdürlüğü’nde hanedan olarak bizim içimizi acıtan bir soru sorulmuştu: “Büyükbabalarınız Sultan Vahideddin ile Abdülmecid Efendi’nin dinleri neydi? Müslüman mıydılar?”… Neslişah Sultan bu soruya şöyle cevap vermiştir: “Her ikisi de Halife idi, utanın!”

Dedem Sultan Abdülhamid Han’ın 1994’te Fransa’nın Nice şehrinde vefat eden torunu ve Osmanlı tahtının varisi Şehzade Mehmed Orhan Osmanoğlu’nun cenazesi, Nice Umumi Mezarlığı’nda parasızlık yüzünden, üzerlerinde haçların yükseldiği Hıristiyan mezarlarının arasına defnedilmiştir. Bu da bizim için acı hatıralardan birisidir.

Sürgün yıllarında acı bir şekilde can veren Osmanlı şehzadelerinin dramı ise ayrı bir acı hatıradır.. Sultan Reşad’ın torunu Şehzade Namık Efendi’nin hayatı Kahire’nin Tora Zindanı’nda noktalanmıştır, Sultan II. Abdülhamid Hân’ın İkinci Dünya Savaşı öncesinde Türkistan İmparatoru olması için teklif yapılan torunu ve benim de dedem olan Şehzade Abdülkerim Efendi de New York’ta suikast sonucunda şehid edilmiştir.

Osmanoğulları için sürgün kanununun çıktığı 3 Mart 1924 günü, son padişah Sultan Mehmed Vahideddin Han, son halife Abdülmecid Efendi ve şehzade unvanını taşıyan 35 kişiyle birlikte ailenin toplam 37 erkek üyesi bulunuyordu. Padişah ve şehzade kızları olan ve “sultan” denilen kadın üyelerin sayısı ise 42 idi. Bu 79 kişinin tamamı İstanbul’da doğmuştur. 50 yıllık sürgün sırasında 16 şehzade ve 14 sultan dünyaya geldi. Bunlardan 3 şehzade ve 7 sultan vefat etti. Sürgünün bittiği 1974 yılından bu yana geçen 40 yıl içinde de 13 şehzade ve 5 sultan doğdu. Bunlardan 1 şehzade vefat etti.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.