Darülaceze

5

1895 yılında Sultan II. Abdülhamid Han tarafından kurulan, kurulduğu günden bu yana on binlerce insana ‘Şefkat Yuvası’ olan Darülaceze; din, dil, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bakıma muhtaç, yaşlı, sakat insanlara, sokağa terk edilmiş kimsesizlere hizmet vermektedir.

Dedem Sultan Abdülhamid Han, Darülaceze’nin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 7.000 altın lira kıymetindeki eşyasını hediye etmiş, 10.000 altın lira da nakit olarak bağışlamıştır. Ayrıca yardım kampanyası düzenlenmiş, geniş bir katılım sağlanmış ve toplanan teberrularla 50.000 altın lira toplanmıştır.

Böylelikle temin edilen inşaat parası ile 6 Ekim 1892 tarihinde 21 koyun kesilerek Darülaceze’nin temeli atılmış ve Sultan Abdülhamid Han’ın cülusunun sene-i devriyesi olan 19 Ağustos 1895 tarihinde binaların inşaatı tamamlanarak fotoğraflardan oluşan iki albümle birlikte anahtarları Sultan Abdülhamid Han’a teslim edilmiştir.

Darulaceze binasında İstanbul’da Müslümanların yanı sıra Rum, Ermeni ve Yahudi gibi azınlıkların ihtiyaçları da düşünülerek yapılmış ibadethaneler, o günden beri kesintisiz hizmet vermektedirler. İstanbul her zaman değişik inançtan insanların yaşadığı bir yer olmuştur.

Şöyle söylenmektedir: Müslümanlar tarafından kurulan şehirlerde kilise ve havra yapılmasına İslam hukukçuları ittifak ile izin vermez iken İslam Halifesi nasıl olur da Camii yanında Kilise ve Havra yapar?

Unutmamak gerekir ki  İslam ülkesinde yeni kilise inşa etme yasağı en geç Harunürreşid (786-809) devrinde kural haline gelmiştir.

Kilise ve havraların İslam şehirlerindeki varlığı ve zimmilerin buralarda ibadet edebilmeleri İslam hukukunun gayrimüslimlere tanıdığı din ve vicdan hürriyeti ile ilgilidir.

Kur’an-ı Kerim’deki “Allah insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çokça zikredilen mescidler yıkılıp giderdi” (Hac  22/40) ayeti, mabetlerin korunmasını Müslümanlara yalnızca telkin etmemekte aynı zamanda bir hukuki vecibe olarak yüklemektedir.

Sultan Abdülhamid Hân Darülacezeye sığınan ve ömürlerinin son günlerini burada geçiren gayr-i Müslim vatandaşlarının dinlerini değiştirmeleri için onlara baskı mı kuracaktı? Yoksa onlara o yaşlı ve hasta hallerinde Darülaceze’nin dışında bulunan Kilise ve Havralara gitmeleri için kapıyı mı gösterecekti. Hayır, öyle yapmadı, gayr-i Müslim de olsa onlar da Allah’ın kulu ve Osmanlı vatandaşlarıydılar. Onlarda diğer bütün Osmanlı vatandaşları gibi inanç hürriyetine sahiplerdi. Onların inandıkları gibi yaşamasına ve inandıkları gibi ömürlerini tamamlamalarına imkân tanımak maksadıyla oraya kendi inançlarının gereği olan ibadethanelerini yaptırdı.

Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aşağıdaki kutucuğa uygun rakamı yazınız (Sayı İle) *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.